BİR DE UZLAŞIP ANAYASA YAPACAKLAR ÖYLE Mİ?

Şaşırmadım, utandım.

Tayyip Bey’in tutuklu milletvekillerinin durumunun aynen devam etmesi yolundaki tavrına şaşırmadım.

Ama bir ara muhalefet partilerin aralarında, anlaşarak Meclis Başkanı’na öneri götürmeleri üzerine, umutlarımı dile getiren satırlar döktürdüğüm için utandım.

Kendi saflığımı, okurlara da bulaştıran bu yanlışa düşmemeliydim.

Tayyip Bey’i artık daha iyi tanımalı, Erdoğan’ın olduğu yerde demokratik umudun katresinin olamayacağını çok iyi bilmeliydim.

Okurlarımdan özür dilerim.

Ne olduğuna kısaca göz atalım:

Tutuklu milletvekillerinin yasama faaliyetlerine katılamamaları rejim açısından büyük bir sorun doğuruyordu.

Bu yalnız tutuklu milletvekillerinin, ya da onların mensubu bulundukları partilerin değil, tüm rejimin dolayısıyla ülkenin sorunu idi.

Durumun düzeltilmesi için çeşitli formüller mevcuttu.

Sorun formül bulmak değil, çıkmazın aşılmasını sağlayacak çoğunluk iradesini oluşturmaktı. O olduğu takdirde sonrası kolaydı; yasamada bir çözüm bulunurdu.

***

TBMM Başkanı Cemil Çiçek kolları sıvadı. Muhalefete seslendi:

-Önce aranızda bir formül üzerinde anlaşın!

AKP muhalefetin bu konuda anlaşamayacağını sanıyor, daha doğrusu umuyordu.

Ama muhalefet, CMK.nın 100. maddesinde tutuklu milletvekillerinin mahkeme tarafından salıverilmeleri ve davalarının dönem sonuna ertelenmesi yolunda bir değişiklik konusunda anlaştı ve bunu Sayın Çiçek’e sundu.

Cemil Çiçek öneriyi aldı ve şunları söyledi.

-Ben öneriyi aldım şimdi Başbakanımıza ulaştıracağım, onun cevabını bekleyeceğiz.

Onun kararı ise olumsuz oldu.

Bu gerçek böyle biline.

Tayyip Erdoğan’ın olumsuz tavrı üzerine, AKP uzlaşmaya varılan formülden çark etti.

Bir de bu AKP öncü olacak da, TBMM’den bir uzlaşı anayasası çıkacak öyle mi?…

Hadi canım sende!…

Üzerinde mutabık kaldıkları bir formülü yaşama geçiremeyenler, temelleri üzerinde bile anlaşamadıkları bir rejimin ana metnini oluşturacaklar öyle mi?

Bunu onaylayanlar, daha nice olmayacak duaya amin demeye hazır saflardır.

Geçen gün, hiç de muhalif falan olmayan bir tv programcısı( zaten olanı kaldı mı ki?) konu hakkında konuşacak bir tek AKP milletvekili bulamadığından yakınıyordu.

AKP liler söyleyecek bir şeyleri olmadığından konuşmuyorlardı.

***

Süreci tıkayan irade Tayyip Erdoğan ise açık konuştu:

-Bu işin formülü falan olmaz. Ama yargının vereceği karar ile ilgili söylenecek bir şeyimiz olmaz.

Tutuklu milletvekillerini hapisten çıkaracak formül falan olmuyordu, ama MİT Müsteşarını yargıdan sıyırmanın formülü oluyordu. Milletvekilleri için kalkmayan AKP parmakları, Hakan Fidan için kalkıyordu.

Bunun da adı milli aredinin üstünlüğü oluyordu.

AKP ,MKYK toplantısında, konu gündeme getirildiğinde, gerekçe de bulundu.

Kamuoyu araştırmalarında halkın % 65 nin vekillerin çıkarılmasından yana değilmiş.

Halkın oylarıyla milletvekili seçilmiş kişilerin yasama görevlerini yerine getirmelerinin önündeki engelin kaldırılmasına kimileri “hayır” derse onlar, bu işlevlerini yerine getirmeyecekler mi?

Bakın bu zihniyet neyi getirir:

Bir seçimde çeşitli partiler, çeşitli sayıda milletvekili çıkarır. Sonra bunların içinden muhalefet milletvekillerinin yasama görevlerini yerine getirmelerini sağlayacak koşulların oluşturulup, oluşturulmaması konusunda referanduma gidilir, eğer sonuçta “hayır”lar fazla çıkarsa onlar Meclis’e gidemezler.
“Böyle şey olur mu?” demeyin! Oluyor işte.