KEDİLERİN DÜNYASI…

Hayvan sevgisi, öyle uzaktan kafesin içine fındık fıstık atarak olmaz.

Dokunmadan, uzaktan ‘’aman ne tatlı diyerek’’ hiç olmaz.

Hayvan sevgisi demek elini taşın altına koyarak, sorumluluk almak ve emek harcamak demektir.

Öyle güzel ve masumlardır ki, sevmemek imkansızdır.

Hepsini severim de kedi bir başkadır, benim için.

Şöyle yumuk yumuk bir kediyi kucağınıza alıp sevmenin ve mırıltısını dinlemenin keyfi başkadır.

Aslında tek istedikleri güvenli bir barınak, yemek ve sevgidir.

Eğer bunlara sahipse kucağınızda saatlerce mırlayarak yatar, evin içinde kuyruk gibi peşinizden gelerek gözünün önünden ayırmak istemez sizi.

Hatta bazısı da tıpkı annesinden meme emer gibi parmağınızı emerek, hiç büyümek istemez.

Kediler özgürlüğü severler, canları isteyince gelip sevdirirler, sıkılınca da giderler. Sevmek istemenizi umursamazlar.

Eğer güvenmezlerse, bu güvensizlik tırmalama ya da ısırma olarak geri dönebilir size.

Aslında güvenmek isterler, ancak birileri tarafından güvenleri kırılmıştır. Bu nedenle asabi ve tedirgindirler.

Kediler sahiplerine duygusal olarak bağlıdırlar, tıpkı köpekler gibi.

Hatta seneler önce bir gazete İngiltere’ deki bir ailenin yaşadığı olayı yazmıştı. İngiltere de yaşayan aile, kedileri ile birlikte Avustralya’ ya yerleşmişler. Daha sonra, ailenin tekrar İngiltereye dönmeleri gerekmiş. Ama kedileri kaybolduğu için onu Avustralya’ da bırakarak geri dönmek zorunda kalmışlar. Fakat tam 3 ay sonra zavallı kediciği zayıflamış ve yorgun düşmüş bir şekilde bahçelerinde görmüşler. Akıllı kedicik gemiye binip kıtalar arası yolculuk yaparak ailesini bulmuş.

Kediler dünyayı burunlarıyla okur, tarihlerini de çişleriyle yazar derler ya, doğruymuş.

Hatta öyle bağlıdırlar ki, sevdiklerinin üzülmesi, hastalanması ya da ölmesi onları çok üzerek depresyona girmelerine neden olur.

Ve sahiplerinin hastalıklarını hissedip özellikle vücudun hasta olan bölgesine uzanarak ağrı hissini azaltırlar.

Buna rağmen sürekli nankör derler, sanki diyenler çok vefalıymış gibi…

Hayvanlar arasında en temizleri, kedilerdir. Dillerinin özel yapısı ve tükürüklerinin antiseptik özelliğiyle tüm vücutlarını yalayarak temizlerler. Antiseptik olması nedeniyle, uzun sürede iyileşecek bir yaranızın kedi tarafından yalanması sonucu birkaç günde iyileştiğini görebilirsiniz.

Doğrusu, yalayan kedilerden değil de yüzümüze öksürüp ya da hapşırıp mikroplarını saçan insanlardan daha çok hastalık kapmışımdır.

İnsanlarda olduğu gibi onların da şanslısı ve şansızı vardır. Kara kedi en şansızıdır mesela..

Bir yuvaya sahip kediler şanslıyken, kışın soğukta üşüyen, yazın sıcaklarda susuz kalan sokak kedileri de şansızdır.

Bir de sevgiyle evde beslenip sahibi tarafından sokağa terk edilir bazıları. Sonra üzüntüden arabaların önüne atlayarak intihar ederler.

Aslında bunu yapanların hayvanlara işkence edenlerden hiçbir farkı yok!

Nasıl bir bebeği annesi terk edip bir yere bırakınca üzülüyorsak, hayvanlarda da aynı. İkisi de can değil mi?

Tabi ki herkes sevmek zorunda değil, ancak insanoğlunun dünyada yalnız olduğunu düşünmesi de çok anlamsız. Hiç bir hayvan itilip kakılmayı, hor görülmeyi haketmiyor.

Ayrıca televizyonda o kadar gereksiz program varken neden bir kanal da belgesel yayınlamaz?

Haftanın bir günü bir saat bile olsa hayvanlarla ilgili belgesel yayınlanmalı. Hem bilgi vermek amaçlı, hem de küçüklükten başlayarak hayvan sevgisinin bireye verilmesi için.

Ve hayvan sahiplenmek isteyenler için hayvan barınaklarında yuva arayan o kadar kedi ve köpek varken, cins olsun diye para vermenin de saçmalık olduğunu ve gerçek bir hayvan sevgisi olmadığını düşünüyorum.