UMUDUN LOKOMOTİFİ!

Yakın zamanda oluşup yola koyulan Halkların Demokratik Kongresi (HDK) “kalbi solda” olanların heyecan ve ilgiyle izlediği bir girişim olarak gelişiyor. Bu oluşumun siyasi yelpazesi uzun zamandır özlemi çekilen bir kapsama alanına hitap ediyor.

HDK’ya bakanlar 1960’lardaki bir araya gelme, buluşma, kucaklaşma, fark yaratma ruhunu görebiliyorlar. Bu da Türkiye’nin aydınlık geleceği için umut veriyor.

Ama bu ülke artık 1960’ların Türkiye’si değil. Pek çok şey değişti. Mesela o yıllarda “sol” denildiğinde akla doğrudan “Türk Solu” geliyordu. Türk Solu, memleketin bir bölümünde yaşanan dertleri sıkıntıları coğrafi olarak ifade ediyordu:

“Doğu Sorunu!”

Memleketin “Orası”nda yaşayanlar da bu tespite razı olmuşlardı. Örgütleri bile öyleydi: Doğu Devrimci Kültür Ocakları!
Orada yaşayanların Kürt oldukları ancak sürekli aldatılacak bir saf bir insan figürü olarak sıfatlandırılabiliyordu:

-Alavere, dalavere Kürt Memet nöbete!

Hafiften aşağılama-aldatma içeren böylesi cümleler içinde yer alan “Kürt” sakınca teşkil etmiyordu!

Şimdi aradan yarım yüzyıl geçti, çok şey değişti. Artık kimse Kürt Memet’i nöbete yollayamıyor. O “özgür iradesiyle” kendisi karar veriyor: Belediyeyi almaya mı, Meclis’e varmaya mı gidecek? Ovaya mı inecek, dağa mı çıkacak?

Bir başka değişiklik de sorunun tespitinde yaşandı. Coğrafi olmaktan çıktı, adıyla sanıyla siyasi mecrada yer aldı:

-Kürt Sorunu!

Bu sorunun bir ucu Hakkari, Van, Diyarbakır’daysa diğer ucu Brüksel’de, Strasbourg’da, Berlin’de, Paris’te… Kalbi de İmralı’da!

Türkiye geçmişten günümüze karanlık günlerden geçti, geçiyor.

Gece zifiri karanlıkta suya düşerseniz bir süre durup dibi bulmanız gerekir. Yoksa yukarı çıkıyorum diye yana doğru ilerleyerek nefesinizi tüketirsiniz. Dibi bulduğunuzda iki ayağınızla zemine kuvvetli bir vuruş yaparsanız, suyun yüzüne çıkabilirsiniz.

Halkların Demokratik Kongresi, karanlık günlerde zemine vurulan güçlü bir taban tepmesi gibi görülüyor. Bu yüzden umut olabiliyor.

Dün akşam Gaziantep’te HDK’nın coşkulu bir toplantısı yapıldı. İnsan Hakları alanının abide ismi Akın Birdal bu umudu yeşerten bir konuşma yaptı. Sonra da sanatçı dostlar Suavi ve Yasemin Göksu, umudu coşkuya çevirdiler şarkıları, türküleriyle…

Halkların Demokratik Kongresi geçmişin birikimini geleceğe taşıyan umut lokomotifi olarak sessizce yoluna devam ediyor.

Şampiyonluk ve Kupa böyle verilir!

Cumartesi akşamı Münih’te Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası finali oynandı. Final sahası önceden belirlendiğinden Almanya temsilcisi Bayern Münih’in saha avantajı kendiliğinden gelmiş bir kısmet olabilirdi. Tabii onları finale taşıyan iyi futbolu da yabana atmamak gerek!!!

Münih takımı şampiyonluğu kazanmak için hazırdı. Almanlar kendi evlerinde bir kupa daha kaldırmak için heyecanla 90 dakikanın sonunu bekliyorlardı. Sahadaki futbolda böylesi bir sonucu işaret ediyordu. Bayern Münih tam bir panzer formunda makine düzeniyle saldırıyordu.

Ama bu futbol… İyi oynayana değil gol atana veriyorlar kupaları!

Nomal süre 1-1 bitti, maç uzatmaya gitti. Münih penaltı kaçırdı. Finalin sonucu 5’er penaltıya kaldı. İlk vuruşu yapan Chelsea golu kaçırınca artık Bayern tribünleri şampiyonluk şarkılarına başladı.

Fakat daha sonra ev sahibi iki penaltı kaçırınca, Şampiyonluk Kupası misafir takımın ellerinde yükseldi.

İki farklı ülke… Ezeli rekabet… Daha iyi oynayan takım… Ev sahibi olmanın avantajı… Bunların hiç biri sportmenliği gölgelemedi. Kazananlar, kaybedenleri sarılıp teselli ettiler, madalyalarını almaya çıkarlarken şeref tribününe… Stadın ışıkları söndürülmedi, kupayı vermek için başbakan devreye girmedi.

Almanlar bütün dünyaya dediler ki:

-Şampiyonluk ve Kupa işte böyle verilir!

Alkolle bağlı kontak

İsveç’in başkenti Stockholm’de bindiğim taksinin Türkiyeli şoförü Haydar Kamilağaoğlu kontak anahtarını çevirmeden önce avucunun içire aldığı küçük aparatın kısa ağızlığına doğru kuvvetlice üfledi. Sonra bir daha… Haliyle şaşırdım ve sordum:

-Ne yapıyorsun?

-Alkol kontrolu… Taksilerde bunu yapmazsan marş motorunu çalıştıramazsın! Eğer alkol varsa o zaman kendiliğinden kontak devre dışı kalır!

İstanbul’a dönünde bunu taksi şoförleriyle paylaştım. Hepsi takdir ettiler ve eklediler:

-Biz de olsa geceleri hareket eden taksi bulamazsınız!

Sonra anında çözüm üretildi:

-N’olacak abi, alkolsüz birine üfletirsin, sonra basar gidersin!