SALDIRI ZAMANI

Uluslararası Af Örgütü 2011 yılını kapsayan insan hakları ihlalleri raporunun gazetelerde yer aldığı gün, Kayseri’de bir karakol saldırıya uğradı. Raporda Türkiye’ye ilişkin ciddi saptamalar yer alıyordu. Özellikle de işbaşındaki AKP’nin insan hakları alanında yarattığı hayal kırıklığına vurgu yapılıyordu.

Tam bun konuların kapağı açılacaktı ki, bir terör saldırısı(!) her şeyin üstünü örttü. AKP üzerine yönelen projektörleri tersine çevirip “mağdur devlet” perdesinden konuşmaya başladı:

-Bakalım şimdi ne diyeceksiniz?

Bu soru doğrudan insan hakları savunucularına yönelikti.

Eskiden de böyle yapılırdı. Avrupa Birliği, Avrupa Parlamentosu veya Avrupa Konseyi’nde Türkiye hak ihlalleriyle gündeme gelmeden birkaç gün önce Doğu veya Güneydoğu’da bir askeri karakol basılır, er düzeyinde askerler ve korucular öldürülür, sonra da görkemli askeri törenlerle, hamasi nutuklar atılır, hak savunucuları terör eylemini yapanlarla aynı kaba konulur, devlet temize çıkartılır, “yeter artık öldürmeyin” diyenler de katil mertebesine çakılırdı!..

Devletin içindeki bu kanlı-karanlık mekanizmanın kendilerine göre haklı tarafı vardı: Devlet kendini savunur!

İnanmak için “aptal” olmak gerekiyordu. Ama devlet mekanizmasının her mekanizmasına sahip olanlar, “aptal değiliz” diyenler için alternatif ithamı vardı:

-Vatan hainisiniz!

İslamcı akımlar da bu tezgahın kurbanları arasında yer alabiliyordu. AKP’nin iktidara gelişi bu yüzden heyecan yaratmıştı. 10 yıllık iktidarı sırasında aşama aşama kendisini böylesi tezgahlardan kurtaran AKP, şimdi o düzeneğin kumandasını eline geçirmenin rahatlığıyla alabildiğine “özgür” davranıyor.

Kayseri saldırısında kullanılan kamyon güvenlik kontrolünden kaçıyor, devlet o kadar hassas ki, aracın lastiklerine dahi ateş etmekten kaçınıyor!??

Bu zafiyeti de “Uludere’de katliamına” bağlama pişkinliği gösteriliyor. Neymiş? Sivilleri vurabiliriz endişesi varmış da, onun için ateş edilmemiş. İnsaf abiciğim, direksiyondakilere değil arka lastiklere ateş edeceksiniz! Arada 6-7 metre mesafe var. (O taraflarda ayrıca hiç kimsenin Uludere hassasiyeti diye bir meselesi de yok ki!)

Ama amaç kamyonu durdurmak değil ki, sağ salim eylem bölgesine ulaşmasını sağlamak!

Bu spekülatif yargının kaynağında devlete olan güven yatıyor:

-Şimdiye yaptıklarımız bundan sonra yapacaklarımızın teminatıdır!

Aptal olmayanların aklında bir de şu sorunun çengeli asılı duruyor:

-Kayseri eylemi kimi güçlendirdi?

Karanlık Günlerin ışığı: Aydınlar Dilekçesi

Başka ülkelerin tarihlerinde 70-80 yılda bir olabilecek gelişmeler Türkiye’de sık aralıklarla tekrar-tekrar yaşanabiliyor. Olağanüstü dönemler, olağan dönemleri aştığı için, yaşananlar da unutulabiliyor.

Mesela “Aydınlar Dilekçesi”ni artık hatırlayan kalmadı gibi bir şey… Oysa 12 Eylül döneminin en önemli direniş eylemlerinden biriydi Aydınlar Dilekçesi…

5 Mart 1984 günü Ankara 1. Altındağ Noter’ine tasdik ettirilen “Türkiye’de demokratik düzene ilişkin gözlem ve istemler” başlıklı bildirge gazeteciler, sanatçılar, yazarlar, avukatlar, şairler, akademisyenler tarafından imzalanarak Cumhurbaşkanlığına verilmişti.

12 Eylül sürüyor, cezaevleri tıklım tıklım dolu… Kenan Evren en ufak eleştiriyi büyük mesele haline getirip meydanları inletiyor. Bu ortamda dışarıda kalanlar, yine rahat durmuyorlar, başlarına bela açmak için iki buçuk sayfalık bir bildirge yazıp tam 1260 kişinin ortak imzasıyla diktatöre meydan okuyorlar:

-Seçim falan yaptınız ama bu rejimin adı demokrasi değildir! İşkence sistemli hale geldi. Cezaevlerinde, sorgu odalarında insanları öldürüyorsunuz. İdam sehpalarından kurutulanları hücrelerde çürütüyorsunuz.

Bu tespitler uzayıp gidiyor. Kenan Evren deliye dönüyor:

-Bunlar aydınmış, Vahdettin de aydındı ama vatanı sattı!

Yanıtı Vedat Türkali ve Aziz Nesin veriyor:

-Vahdettin’in aydın olup olmadığı tartışılır, ama devlet başkanı olduğu kesindir!

Bildirgenin Yazmanlar Kurulu şu isimlerden oluşuyor: Murat Belge, Halit Çelenk, Emin Değer, Haluk Gerger, Hüsnü Göksel, Yakup Kepenek, Yalçın Küçük, Uğur Mumcu, Aziz Nesin, Mahmut Tali Öngören, Bahri Savcı, İlhan Selçuk, İlhan Tekeli, Mete Tunçay, Şerafettin Turan ve Erbil Tuşalp.

Aydınlar Dilekçesi’ni imzalayıp haklarında dava açılanlardan; Ahmet Abakay, Fikret İlkiz, Gencay Gürsoy, İnci Aral, İsa Çelik, Murat Belge,Turgut Kazan,Vecdi Sayar ve Erbil Tuşalp ile o sırada Barış Derneği tutuklusu olan Ali Sirmen, bu gece saat: 23.00’te Digitürk 18.Kanaldaki İZTV’de “Yakın Tarih” kuşağında ekrana geliyorlar.

Darağacına Mektuplar

Denizlerin avukatı değerli insan Halit Çelenk’in kızı Serpil Çelenk Güvenç uzun yılların birikimi bir eser meydana getirdi:
“DARAĞACINA MEKTUPLAR/Deniz, Yusuf, Hüseyin/ Türkiye ve Dünya Basının 12 Mart İdamları.”

Can Dündar’ın kitaba yazdığı önsöz kitabın ruhuna çok yakışan bir metin olmuş. Can kitaptaki noktalardan birine dikkat çekerken diyor ki:

-Bugün ortalıkta demokrasi şövalyesi kılığında gezinen kimi yazarların foyası meydana çıkıyor. Kim tek cana kıymamış devrimciler için “ip” talep etmişti?

Bu sorunun yanıtı kitabın içinde olanca berraklığıyla duruyor.
Tercüman gazetesinde 4 Nisan’da “İptal” başlıklı kısa yazı şöyle devam ediyor:

“İdamlara dair kanun iptal edildi.

Ne demek iptal?

Menşeini araştıralım

İptal

İpta

İpt

İp.

Gördünüz mü sonunda yine ip çıkıyor!

Yazarı mı?

Rauf Tamer!

Daha kimler var ve neler söylemişler? Kimler de o zor günlerde nasıl direnmişler?

Hepsi Darağacına Mektuplar kitabında yer alıyor.