HAYDİ GERİYEEEEEEEE!

Melih Gökçek kendisini eleştiren genç kadına “sen kaç kere kürtaj oldun” diye sorabiliyor… Melih Gökçek, yani Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı… İşte seviye bu…

Pazar günkü “Yazıklar Olsun” başlıklı yazıma olumlu olumsuz çok tepki geldi. Olumsuzlar, Cumhuriyet okurlarından değil, yazının sanal ortamda dolaşımındandı. İçlerinden biri şöyle demişti: “Keşke anan da kürtaj olaydı da seni doğurmayaydı…”
Ülkemizde “yaratıcılık” ya da hakaret ve aşağılama sözcükleri hiyerarşiye uygun bir biçimde emir ve komuta zinciri içinde almış başını gidiyor… Hükümet başı Uludere ve kürtaj bağlantısı yaparsa, kürtajı “Türkleri yok etmek için sinsi bir plan” diye değerlendirirse; belediye başkanı da sokaktaki vatandaş da böyle tepki verir elbet…

***

Kadın doğum uzmanı hükümet başının emriyle kürtaj yasasıyla ilgili kollar sıvandı. Hiç zaman kaybedilmedi. Bugüne dek tüm kadın örgütlerinin destek verdiği Bakan Fatma Şahin’e bu kez çok kötü bir rol, sadece Erdoğan’ı savunma rolü düştü. Çok yazık oldu.

Türkiye’de 1983 yılında Nüfus Planlama yasasının ve Kürtaj düzenlemesinin nasıl çıktığını ben çok iyi anımsıyorum. Uluslar arası normlara uygun bir biçimde, yılların süren çabaları, araştırmaları sonucunda, kadın ve bebek sağlığı, nüfus planlaması göz önünde bulundurularak, sayısız kurumun görüşü alınarak, kadınlara yasal haklar verilmişti. On haftaya dek, kadın gebeliğini sonlandırabilecekti. Bu yasa sayesinde hem kadın hem bebek sağlığında on kat düzelme sağlandı.
Şimdi jet hızlıyla geçirilmeye çalışılan yasada on hafta, dört haftaya çekilmek isteniyor ki, bu da tek kelimeyle kürtajı yasaklamak demek!

Bu gerçekleşirse, varlıklı kesim nasılsa bir yolunu bulup yine kürtaj olacak, yoksul kesim ölmeye, sakat kalmaya devam edecek!
Kadın örgütleri, sağlık kuruluşları günlerdir karşı çıkış nedenlerini ortaya dökse de, her bir yandan protestolar yağsa da, hükümetin kulakları sağır!

Yazıklar olsun ülkemi hep geriye, geriye , daha geriye götürenlere!

FAZIL SAY’a DESTEK GİRİŞİMİ

Sevgili Okurlar, sanal ortamdaki “Klasik Batı Müziği” başlıklı grup, “Andante” dergisinin önayak olmasıyla da Fazıl Say’a bir destek kampanyası başlattı.

Bu güzelim ülkede yaşamak bugün bunca zor, bunca yorucu, benim için ender tesellilerden biri Fazıl Say gibi değerlere sahip olmamızdır. Yazılarımda hep göğsümü gere gere “Fazıl Say Türkiye’dir” dedim ve diyorum. Bugün tüm okurlarımın kampanyaya katılıp, sercan.aycan@andante.com.tr adresine imza vermesini istiyorum. Destek mektubu aşağıda: Haydi koşun, kurşun eritmeye çağırıyorum…

“Fazıl Say bu ülkenin yetiştirdiği ender değerlerden biridir.
Sanal ortamda “tweet” ve “retweet” denilen yazışmalar nedeniyle hakkında soruşturma açılmış olması, 1.5 yıl hapis cezası istemiyle iddianame hazırlanıp İstanbul Sulh Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesi, demokrasiye, insan haklarına, düşünce ve ifade özgürlüğüne aykırı, dahası utanç vericidir. Kaldı ki sanal ortamdaki o yazıları okumak ya da okumamak bireyin tercihine kalmıştır. Sadece uluslararası arenada değil, kendi ülkemizde de bu utancı hiçbir savcının, hiçbir mahkemenin bize yaşatmayacağına inanmak istiyoruz. Başta düşünce ve ifade özgürlüğü olmak üzere, laiklik, çağdaş hukuk devleti gibi demokrasinin gereği olan kavramlarla uyuşmayan bu girişimin derhal durdurulması için tüm hukukçulara, sanatseverlere ve kamuoyuna çağrıda bulunuyoruz. Bu amaçla Fazıl Say’ın yanında olduğumuzu belirtip, ülkemizin aydınlık düşünceli insanlarını, tüm kamuoyumuzu imzalarıyla destek vermeye çağırıyoruz. Fazıl Say’a Destek Girişimi.”