THY.. HÜKÜMET… MEDYA…

Avrupa’nın en büyük dördüncü havayolu şirketi; üstelik Avrupa’nın en iyi havayolu şirketi seçildi. Taşıdığı transit yolcu sayısı bakımından dünyada 10’uncu sırada yer alıyor. Tüm bunlar sadece THY yöneticileri ve çalışanları için değil, hepimiz için de daima gurur kaynağı oldu. Türkiye’nin yarattığı başarılı bir Türk markası. Hepsi tamam. Ama iş çalışanların haklarını aramasına gelince büyük bir fiyasko. O dev marka bir anda gözümde küçüldü, küçüldü, yerin dibine girdi… Çünkü bir kriz çıktı ve o bu krizi doğru yönetemedi. Grev yasağına karşı eylem yapan çalışanlarını mail ve sms yoluyla işten çıkardı. Arkasına hükümeti aldı ve kimseye aldırmadan ilerledi. Oysa grev en temel hak. İşveren ile sendika arasında görüşmeler tıkandığında işçinin hakkını korumak için devreye soktuğu önemli bir mekanizma. Ve dünyanın her yerinde dönem dönem havayolu çalışanlarının grevleri olur, iş bırakılır seferler öyle bir gün değil, günler boyu aksar, yolcular perişan olur. Daha birkaç hafta önce Fransa ve Portekiz’de hava trafik kontrolörlerinin gerçekleştirdiği grevler pek çok havayolunun seferlerini iptal etmesine neden olmuştu. Ancak hiçbirinde de ani yasa çıkararak çalışanın grev hakkı kısıtlanmadı.

Aslında her şey hukuki açıdan doğru zemin üzerinde ilerliyordu ki düğmeye basan AKP oldu. 14 bin kişinin çalıştığı THY’de 18 aydır sendika ve şirket arasında devam eden toplusözleşmelerde anlaşmaya varılamamıştı. Şubat ayında toplusözleşmede anlaşma sağlanamayınca, Bakanlar Kurulu bir aracı heyet atamış ancak şirket yönetimi bu hakeme karşı dava açmıştı.

Süreç devam ederken 11 Mayıs 2012 tarihinde AKP İstanbul Milletvekili Metin Külünk tarafından halen yürürlükte olan 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu’nun 29’uncu maddesinin değiştirilmesi teklif edildi. Böylece “4. Banka ve noterlik hizmetleri” şeklindeki grev yasağı bulunan işkolları maddesine “ile havacılık hizmetlerinde” diye ilave bir değişiklik yapılması talep edildi. Sendikanın, torba yasa içine sokulan grev yasağının Meclis’te gece görüşüleceğini haber alması üzerine işler çığırından çıktı.. Çalışanlar ani olarak eyleme başladılar, sefer aksadı ve hükümet yine bildiğini okuyarak grevi yasaklayan teklifi yasalaştırdı. Önceden planlanmış bir süreç adım adım yönetildi.. O yüzden THY yönetiminin şimdi yaptıkları “üzgünüz” açıklamalarının hiçbir değeri yok..

Ne yazık ki medya da her zamanki taraflılığını sürdürdü. Olay taa sürecin başından beri kamuoyuna ağırlıklı olarak şöyle yansıdı: “Grev olursa Türk turizmi çöker ve Türkiye ayda 1 milyar dolar zarar eder. Grev olmamalı. Bugüne kadar kazandıklarımızı bir haftada kaybederiz. Bir daha da 10 sene uğraşsak aynı seviyeye gelemeyiz….”

Hava-İş Sendikası’na eleştiriler alabildiğine yoğun, THY’de grev haklarını savunmak için eylem yapıp işlerinden olan çalışanlara destek ise alabildiğine göstermelik oldu. Her zamanki gibi işveren daima medyada kendi özel yerini korudu…

Tüm bunlar ne anlama geliyor? THY’de yaşananlar Türkiye gerçeğinin parçalarından sadece biri… Ne ilki, ne de son olacak. Torba tekliflerle alelacele tırpanlanan hakların, yasaklanan özgürlüklerin ülkesi… Sonra da vatandaşa anket yapılıp soruluyor “Memnun musunuz?” diye. Vatandaş sessiz… Özel sektör-hükümet-medya 3 kol çengi… Geriye kalanlar ise hep aynı taktikle susturuluyorlar… Ne diyelim daha?