İKİ KALP AĞRISI

İlki, fiziksel olanı, bir süredir rahatsız etmeye başlamıştı.

Araştırmalar sonucunda bir kalp ameliyatı(by pass) gerektiği anlaşıldı.

Dominikli şair arkadaşım Rei Berroa, İngilizce sözcüklerin yerini değiştirerek, merak etme “yandan geçip gidecek” diye yazıyor…

“Şiir bizi korur” diye ekliyor…

Havalanıştan bir süre sonraki pilot anonslarında, “trafik ve başka bir nedenle herhangi bir gecikme olmazsa” inişin hangi saatte olacağı söylenir…

Bu “başka neden”i belki de ben uyduruyorum…

Yani, düşmezsek, başka bir sorun çıkmazsa gibi…

Ameliyat 14 Haziran Perşembe günü olacak…

Cumartesi yazım yayınlandığında, “başka bir neden” söz konusu olmamışsa, büyük olasılıkla yoğun bakımdan hastane odasına geçmiş olacağım…

Kim bilir, o gün gazeteyi elime alıp okumam bile belki mümkün olabilecek…

Tıptaki büyük gelişmelere, hekimlerimize, sağlık çalışanlarımıza yürekten güveniyorum.

Bu köşeye zorunlu ara verişimin, iki, en çok üç haftayı geçmeyeceğini umuyorum…

***

İkinci kalp ağrım ülkeyle ilgili ve fiziksel olandan ölçülemeyecek kadar çok daha ağır…

Artık zonklamaya dönüştü….

Bir çıkışsızlık, çaresizlik kısır döngüsü, bir çığlık birikmesi…

Siyasal iktidarı ele geçirmiş olan gücün bu kadar bayağılaştığı, kirlendiği, riyakârlaştığı; adalet denilen kurumun bu kadar ayağa düştüğü, zulmün aleti olduğu, aşağılandığı, aşağılaştığı bir başka dönem anımsamıyorum…

Bir ülkenin yurttaşları, büyük kalabalıklar, ülkelerinin elden gitmekte oluşunun ancak bu ölçüde duygusuz, duyarsız, ilgisiz seyircisi olabilirler…

Medya, birkaç namuslu gazete ve kanal dışında, büyük çoğunluğuyla, ancak bu kadar hainleşebilir, uşaklaşabilir…

Bir ülkenin okumuş yazmış, iyi eğitim görmüş insanları arasından, ancak bu kadar onursuz, kimliksiz, omurgasız yaratık türeyebilir…

Onurlu, kimlikli, omurgalı, vicdanlı aydınlar ancak bu kadar çaresiz, çıkışsız kalarak, öfke ve üzüntü içinde kıvranır; içlerinden yükselen isyan duygularına bir çıkış yolu ararlar…

İkinci ve asıl kalp ağrımın nedenleri bunlardır…

***

Sevgili okurlarım, sevgili dostlar.

Bir çıkış yolu bulmalıyız.

Öfkemizi, isyanımızı, her yerde, her koşulda dile getirmeliyiz.

Adaletin değil adaletsizliğin egemen olduğu mahkemelere kitleler olarak akın edelim.

İşimizi, gücümüzü, tatilimizi, her şeyimizi bırakıp;adaletsizliğin kurban seçtiği namuslu, vicdanlı insanlarımıza destek olmaya gidelim.

(En yakın tarihli yargılamalardan biri 18 Haziran Pazartesi günü Çağlayan Adliyesinde görülecek olan Odatv duruşmasıdır. Ben ne yazık ki orada olamayacağım. “Sanatçılar Girişimi”miz adına, bu girişimin doğal katılımcısı olan bütün sanatçı dostlarımızı, aydınlarımızı, vicdan sahibi herkesi orada bulunmaya çağırıyorum. Orada çok büyük bir katılım sergileyelim.)

Adaletsizliği, zalimliği, kanunsuzluğu geriletmenin, yenilgiye uğratmanın yolu, ona her yerde, her olanağı kullanarak karşı çıkmak, karanlık içyüzünü korkusuzca gözler önüne sermektir.

Bunu yapabildiğimiz ve sürekli kılabildiğimiz ölçüde zalimin ve zulmünün hiç de görüldüğü kadar, sanıldığı kadar kudretli olmadığı, devrilmesine bazen bir fiskenin bile yetebileceği görülecektir…

***

Kendimden söz etmekten utanırım.

Fakat bu yazının son satırlarında kendimden de söz ederek başta Türkiye sorumluları olmak üzere Avrupa Birliğinin, Avrupa Parlamentosunun yöneticilerine, Batı Avrupalı yazar ve sanatçı örgütlerine seslenmek istiyorum.

Lotus, Puşkin ödülleri başta olmak üzere uluslar arası ödülleri olan, şiirleri dünyanın belli başlı bütün dillerine çevrilmiş olan bir şairim.

Ülkelerinizde yıllarca yaşadım.

Bunlardan kimileri sürgünlük yıllarıydı.

Fakat Türkiye hiçbir zaman, hiçbir dönemde, uygar, hümanist, laik Batı’nın bir parçası olmaktan bu ölçüde koparılıp uzaklaştırılmadı.

Bugünkü siyasal iktidarın asıl ve tek amacının bu olduğunu göremeyecek kadar, sağduyunuzu, kendi değerlerinize inancınızı yitirmiş olabilir misiniz?

Türkiye’de cezaevlerinden yükselen çığlıklara kulaklarınızı daha ne kadar süre tıkayacaksınız?

Eveleyip gevelemeden, insanca, uygarca, ödün vermeksizin, ve ciddi yaptırımlarla bu ülkedeki insan hakkı ihlallerine ne zaman karşı çıkacaksınız?

Tabii eğer, Türkiye’nin tümüyle kaybının evrensel insan hakları adına ne kadar büyük bir kayıp olacağının bilincindeyseniz ve bu evrensel değerler sizler için henüz bir anlam taşımaktaysa…