MEKSİKA’DAN İYİ DURUMDAYIZ

Türkiye’de ifade özgürlüğü AKP döneminde “biraz” sıkıntılı haller yaşıyor. Gazeteciler iktidar karşıtı bir pozisyondaysalar, gazetelerden ve televizyonlardan uzaklaştırılıyorlar. Bu onların başlarına gelebilecek “iyi” olasılık… Bir de “kötü”sü var: Hakkında bir iddia ortaya atılıyor, sonra gözaltı-tutuklama geliyor. Uzun süre iddianame olmadan hapiste tutuluyorlar. Sonra görülüyor ki, önceki iddialar polis fezlekesi olup, iddianame haline getirilip dosyalanmış…

Artık yat yatabildiğin kadar…

İktidar ve onun yanında saf tutunlar ise farklı bakıyorlar:

-Türkiye’de ifade özgürlüğü sorunu yoktur, gazetecilerin durumu başka ülkelere göre hiç de fena değildir!

(Aslında hakları da yok değil! Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ortaya attığı yeni akıllar-fikirler konusunda ona karşı çıkılmadığı sürece kimseye bir şey olmuyor.)

Dönelim Türkiye’nin “başka” ülke gazetecileriyle kıyaslanmasına… Cumartesi günü Taraf gazetesinde küçük bir haber vardı:

“Meksika’da yine gazeteci cinayeti…”

Haberin devamında Meksika’nın tanınmış polis muhabiri Victor Manuel Baez Chino’nun, Xalapa kentinin en merkezi yerinde öldürülmüş olarak bulunduğu belirtiliyor. Son cinayetle birlikte yılbaşından bu yana Meksika’da öldürülen gazeteci sayısı 10’a yükseldiği bilgisi yer alıyor.

Eh Türkiye bu açıdan bakıldığında hiç de fena sayılmaz… En azından gazeteciler öldürülmüyor, süründürülüyorlar!

Not: Bugün Oda-TV Davası’nın duruşmalarına devam edilecek. Dışarıdaki gazeteciler de içerdekilerin yalnız olmadıklarını gösterecekler. Çağlayan Adliyesi’ndeki duruşmaları kitlesel biçimde izleyecekler. Adalet için kamuoyu desteğine ihtiyaç var. Ne yapacaksınız ki, bu ülkenin şartları böyle gelmiş, böyle gidiyor.

Güçlü devlet, öldürecek elbet!

Cumartesi gecesi büyük şehirlerin içkili mekânlarında insanlar çakırkeyif olmuş, Avrupa Futbol Şampiyonası karşılaşmaları izlerken, Şanlıurfa Cezaevi cehenneme dönmüştü. Futbol maçları ve cezaevi olayları bittiğinde bir tarafta elenen takımların kadersizliği konuşulurken, diğer tarafta ceset sayımı yapılıyordu: Şanlıurfa Cezaevi’ndeki olaylarda 13 kişi öldü!

Bunların hepsi aynı zaman diliminde yaşanıyordu.

Her iki konu da televizyon ekranlarında yer alıyor, futbol maçları büyük verilirken cezaevindeki katliam alt yazı olarak akıp gidiyordu.

Cezaevine ilişkin “ilk bilgiler” son derece tanıdık ifadeler içeriyordu. Yıllardan beri okuyup-yuttuğumuz devlet kökenli bilgiler… Mahkumlar isyan çıkarttı, koğuşlarını ateşe verdiler ve öldüler!

Ancak aradan zaman geçip de olayların soruşturmaları, müfettiş incelemeleri, avukatların topladığı bilgiler, otopsi raporları ortaya çıkanca durumun hiç de şimdi anlatıldığı gibi olmadığı da öğreniliyor.

Yetkili şahsiyetlerin sıklıkla dile getirdikleri “devletimizin gücü” hayatları devlete emanet yaşayanların ne kadar korumasız olduklarını sergiliyor:

-Güçlü devlet, öldürecek elbet!

TÜSES Yemeği

Türkiye Sosyal Ekonomik Siyasal Araştırmalar Vakfı TÜSES, cumartesi akşamı Taksim Point Hotel’de bir toplantı düzenledi. Tarhan Erdem, İlter Turan, Burhan Şenatalar, İbrahim Kaboğlu, Bekir Ağırdır, Vicdan Baykara, Celal Yıldırım, Bahattin Günel, Selçuk Şahin Polat ve Altan Ertürk gibi tanınmış isimlerin hazır bulunduğu yemeğin açış konuşmasını TÜSES Başkanı Mehmet Uran yaptı. Sonra da kürsüye İstanbul milletvekilleri Süleyman Celebi ve Sırrı Süreyya Önder’i davet etti.

Her iki konuşmacı da Türkiye’de siyasi hayatın kalbi sayılan TBMM çalışmalarını anlattılar. Çelebi, iş güvenliği yasa tasarısı görüşülürken yaşadıklarını şöyle özetledi:

-Bu konuda iyi bir hazırlık yapıp kürsüye çıktık, o sırada beni dinleyen AKP Meclis Grubu sıralarında sadece 4 milletvekili vardı!

Sırrı Süreyya Önder de benzer bir konuyu anlattı:

-Kürsüde konuşuyorum, ara da kabul ediyor musunuz? Diye soruyorum Hükümet üyeleri kendi aralarında sohbet ederken birden durup “red” diyorlar ve sohbete devam ediyorlar.

Önder bir gün konuşmasını kesip ilgili bakana dönüp soruyor:

-Sayın Bakan neyi reddettiniz, söyler misiniz?

Bakan birden telaşlanıp önündeki dosyaları karıştırmaya başlayınca Sırrı Süreyya öldürücü-güldürü hamlesini yapıyor:

-Bir dakika sayın bakan kopya çekmek yok, bakmadan söyleyin!

Bakan söyleyemiyor neye “hayır” dediğini… Bunun üzerine Önder ahlak dersine devam ediyor:

-Benim söyleyeceğim hiç mi iyi bir şey olamaz? Kabul etmeyebilirsiniz ama dinlemek zorundasınız, bunun için maaş alıyorsunuz!

Neyse ki bakan biraz kızarıyor. Bu da bir şey tabii…