GERGEDANLIK MI YALNIZLIK MI?

Benim güzel ülkem, canım ülkem, muhteşem ve müthiş ülkem… Lime lime edilmiş, bir uçtan öteki uca savrulan ülkem… Savrulurken, dönen çarkları, dişlileri arasında insan öğüten, insan ufalayan, insan parçalayan ülkem… Kimi gider Mersin’e, kimi gider tersine insanlarım… Mersin’e gidenlerle tersine gidenlerin birbirine bakmadıkları, görmedikleri ülkem…

Akşamları sanat etkinlikleri, gündüzleri Türkiye gerçekleri arasında gidip gelmek, şu yukarıda anlatmaya çalıştığım duyguyu yoğunlaştırıyor. Uluslar arası İstanbul Tiyatro Festivali’nin son gösterilerinden biriydi Paris Şehir Tiyatrosu Théâtre de la Ville’den gelen Ionesco’nun “Gergedan” oyunu. Yazının başına sadece “Gergadan”ı yazmak üzere oturdum… Ama bir de baktım üst başlıktaki “Tiyatro, Opera ve Baleye Mescit hayırlı uğurlu olsun” diye yazmışım… Öyleyse devam edeyim:

Opera baleye kilise, havra; tiyatroya Cem evi

“… Umumi ve Resmi binalar, alışveriş Merkezi, düğün salonu gibi eğlence yerleri, sinema, tiyatro, müze, kütüphane ve kongre merkezi…” liste böyle uzayıp gidiyor… Hepsine mescit zorunluluğu geliyor! Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, İmar Yasasında yapılacak değişiklikler konusunda hazırladığı tasarı müthiş!

Bugüne dek tiyatroya, opera ve baleye giden milletimiz, ibadetten mahrum bırakıldı. Oyun izlerken arada çıkıp dua etmesi, operanın 3. İle 4. Perde arasında namaz kılması engellendi. “Kuğu Gölü”, “Giselle”, “Ferhad ile Şirin” balelerini izlemek yüzünden dini vecibelerini yerine getiremedi! Artık yeter! Artık bu zulüm da son bulacak! AKP sayesinde sanatsever dindar vatandaşlarımız da artık mazlum olmaktan kurtulacak, rahata kavuşacak!

Ama bence küçük bir pürüz var: Alevi vatandaşlarımız, Hristiyan ve Musevi vatandaşlarımız da bu haktan yararlanmalı. (Üstelik rivayet o ki, onlar sanatsal etkinliklere biraz daha yakınlar; en azından yasaklamaya kalkmıyorlar) o nedenle tiyatro, opera ve bale salonlarında sadece mescit yetmez, birer de Cem evi, minik bir kilise ve havra da eklenmesi rica olunur…

İçimizdeki gergedan

Fransa’dan gelen “Gergedan” oyununu büyük bir tat alarak izledim. Sadece sanatsal açıdan beğenmenin ötesinde bir duyguyla izledim: Yönetmen Emmanuel Demarcy – Mota’nın oyunu güldürü / ironi , burlesk ve grotesk öğeleri vurgulayarak yorumlaması; alışılagelmiş kalıpların dışına çıkışı; ideolojiden uzaklaşıp sözü değerlendirmesi, sonsuz bir gerilim ve enerji sağlaması… Yves Collet’in hem devingen hem de çok etkili sahne tasarımı yine çok etkili sahne ışıkları… Jefferson Lembeye’in çarpıcı müziği… Oyuncuların her sözcüğün hakkını vererek anlamları çoğaltmaları… Bunların bir araya gelip oluşturduğu bütünlük çok başarılıydı.

Bunların ötesinde Ionesco’nun oyununu ne çok, ne çok özlemiş olduğumu hatırlayarak izledim. Oyunun özünü birkaç gün önce, Ali Sirmen “Gergedanlaşsak mı, Gergedanlaşmasak mı?” başlıklı yazısında dile getirdi.

“Herkesin heyecanla hevesle gergedanlaşıp sürüye katıldığı bir ortamda Beranger, (oyunun baş kişisi), gergedanlaşamadığından mı, yoksa insan kalma azminden mi değişmemektedir?”

Herkes gergedanlaşırken insan kalmakta direnen Beranger’in yalnızlığını ve sürüye katılmama çabası izliyoruz oyunda…

Gözümüzün önünde, çoğunluğa uymak adına, çıkar ilişkileri adına, kendine yer açmak adına, “özgürlük” adına, “mazlum” olmaktan kurtulmak adına, intikam almak adına, kendini korumak adına, çaresizlik adına, öyle zorlamayla da değil, bile isteye insanların gergedanlaşmasını izleriz. Adeta bir salgın, bulaşıcı hastalık… Akıntıya karşı kürek çeken ise Berenger… Onun insan kalma çabası (hele bu yorumda), kahramanlık da değildir. Sadece insan olduğu için, insan kalmak istediği içindir.
Ionesco diyordu ki: “…Bir düşüncenin bulaşıcı bir hastalık gibi yayılması,yeni bir din, bir öğreti, bir fanatizme sürükleyiveriyor insanları… Bilmem hiç dikkatinizi çekti mi, insanlar sizin düşüncelerinizi artık paylaşmıyorsa, sanki canavarlarla karşı karşıyaymışsınız duygusu uyandırıyorsunuz. Gergedanların saflığı, aynı zamanda acımasızlığı var onlarda. Onlar gibi düşünmüyorsanız göz kırpmadan öldürebilirler sizleri.”

Çevremde gergedanlaşanları izledikçe, “O da mı? Bu da mı?” diye hayret ettikçe; içimden en çok “Tanrı her insanı, kendi içindeki gergedandan korusun!” diyorum.