SIRA TÜRKİYE’NİN BOR MADENLERİNDE

Demek sıra geldi sessiz sedasız elimizdeki en önemli madenlerden biri olan bor madenlerini özelleştirmeye. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın hazırladığı ve 5 Mart’ta Başbakanlığa ilettiği kanun tasarısından bahsediyorum. Tasarı ile doğrudan ‘özelleştirilecek’ denmiyor, onun yerine ‘hizmet alımı’ adı altında bor madenlerinin özel sektör tarafından işletilmesinin önü açılıyor. Anlayacağınız bir AKP katakullisi daha… Gerek TMMOB gerekse Petrol-İş Sendikası tasarı ile bor madenlerinin özelleştirilmesinin ilk adımının atıldığı konusunda hemfikir. 14 Haziran’da TBMM Enerji, Sanayi, Ticaret Komisyonu’nda görüşülen ve komisyona havale edilen tasarı şimdiden yabancı şirketleri heyacanlandırdı. Birçok dev bor madenleriyle ilgili bilgi toplamaya başladı.

En stratejik madenlerden biri

Biliyorsunuz Türkiye, dünya bor rezervinin yüzde 70’ine sahip ve bor günümüzün stratejik ürünlerinden biri. Önce kısa bir bilgi: Cam, seramik, nükleer, uzay ve havacılık, elektrik-elektronik, bilgisayar, enerji, ulaşım, akıllı tekstil, ilaç ve kozmetik başta olmak üzere 500’e yakın kullanım alanı var. Bor minerallerinin işlenmesi halinde yarattıkları katma değer ve kâr oranları hayli yüksek. Türkiye’de bor madenlerinin sahibi, bir kamu kuruluşu olan Eti Maden. Yasalar Eti Maden’e bor madenlerini işletme, zenginleştirme, rafine ürün üretimi, dağıtım ve pazarlama faaliyetlerinin tümünü veriyor. Zaten Eti Maden de bugüne kadar üstlendiği görevi başarı ile sürdürmüş. Bizzat Eti Maden’in Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Dr. Orhan Yılmaz şu anda Türkiye’nin en büyük holdinglerinden bile daha kârlı olduğunu söylüyor. Yılmaz “Kârlılık oranlarımız çok yüksek. Türkiye’nin ilk 500 şirketindeki kârlılık oranlarına bakın. Yüzde 6-7’dir. Biz geçen yıl 842 milyon TL kâr ettik. Bu kârı elde etmek için ilk 500’deki şirketlerin yapması gereken ciro miktarı kârlılık oranını yüzde 10 olarak kabul edersek 8.6 milyar TL’dir. Halbuki biz bunu 850 milyon dolarlık ciroyla yaptık” diyor.

Öyleyse Eti Maden neden özelleştiriliyor? Bir kurum kâr ediyorsa, gelecek vizyonu oluşturup yatırım yapabiliyor, üretimine katma değer katabiliyor ve dış pazarlara ihraç edebiliyorsa neden özelleştirilir? Üstelik stratejik öneme sahip bir sektörde ise? Bugüne kadar Türkiye’de bu soruya yanıt alabilmiş değiliz. Alamadığımız gibi yapılan yanlış özelleştirmelerin faturasını da hepimiz ödüyoruz. Örneğin Eti Alüminyum’un hali ortada… Yargının durdurma kararına karşın bir şey yapılmıyor.

Yabancı şirketler madenlerin peşinde.

TMMOB Maden Mühendisleri Odası önceki gün bu konuda hazırladığı raporu kamuoyu ile paylaştı. Medyanın ilgi göstermediği rapor aslında kâr eden bir işletmenin neden özelleştirilmeye çalışıldığını da gözler önüne seriyor. Bakın rapor neler söylüyor:

-Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nün en büyük rakibi olan Rio Tinto’nun Kuzey Amerika’da bulunan rezervleri tükenmek üzeredir. Şirketin 2015-2016 yıllarında üretime başlayacağı Sırbistan’daki bor rezervleri, ülkemizle kıyaslanamayacak kadar küçüktür. Türkiye’nin dünya genelinde bor konusunda tekel olma fırsatını yakaladığı bir ortamda 2840 sayılı yasada değişiklik yapılma çabası düşündürücü ve manidardır.

-16 Haziran 2005 tarihinde Avustralya/Canberra’da Türkiye Cumhuriyeti hükümeti adına Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen tarafından imzalanan, Türkiye Cumhuriyeti ve Avustralya arasında yatırımların karşılıklı teşviki ve korunmasına ilişkin anlaşmanın masada görüşülen eklerine istişareler ile eklenmiş 10. maddesi 1. cümlesinde “Türkiye’nin İzmir bölgesinde potansiyel bir yatırımcı olan BHP Biliton’un, Türkiye’nin dünya rezervlerinin yüzde 70’ine sahip olduğu boratları ile ilgili olarak madencilik, işleme/zenginleştirme ve pazarlama dahil olmak üzere uzun vadeli planları” olduğu belirtilmiştir. Söz konusu anlaşma ve buna bağlı ek protokol TBMM tarafından 07.04.2009 tarih ve 5883 sayılı yasayla uygun bulunarak 14 Nisan 2009 tarih ve 27200 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. 2010 yılı cirosu 250 milyar dolar ile dünyanın en büyük madencilik şirketi olan BHP Biliton’un uzun vadeli planlar yaptığı bilinmektedir. Bor madenimizi ilgilendiren bu kanun değişikliğinin söz konusu şirketin taleplerine denk düşmesi de ilginç bir tesadüftür.

-Mevcut kanunun 2. maddesine eklenen fıkrada “Bu madenlerin üretilmesi ve zenginleştirilmesi, teknik, ticari ve ekonomik sebeplerle ürünün mülkiyeti ruhsat sahibinde kalmak üzere 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu hükümleri çerçevesinde ihale edilmek suretiyle üçüncü şahıslara gördürülebilirler” denilmektedir. Madenlerde mülkiyet, madenin miktarı ile (rezervle) doğrudan ilgili bir kavramdır. Rezerv tükendiğinde mülkiyet hiçbir anlam ifade etmemektedir. Madenin kalmadığı bir yerde mülkiyet kavramı sadece içi boş bir kelimedir. Bor madenlerinin uzun sürelerle üçüncü şahıslara kiralanması da benzer sonuç doğuracaktır. Bu nedenle kanunda yapılması düşünülen değişiklik, sonuç itibarıyla özelleştirme ya da satış anlamına gelmektedir.