SAVAŞ ŞAKAYA GELMEZ

Türkiye AKP iktidarı dönemince “uluslararası toplum”un sıkı-sadık bir üyesi oldu. Son yıllarda ortaya çıkan bu kavramın “emperyalizmin” bir başka adı olduğu konusunda kesine yakın şüpheler var!!!

Uluslararası toplum en büyük başarısı Irak’ta elde etti. Nükleer silah stoku olduğu gerekçesiyle ülkeye işgal etti, liderini de astı, asamadığını kesti, biçti. Sonra büyük operasyonda “minik bir eksiklik” ortaya çıktı:

Irak’ta nükleer silah yokmuş!

Uluslararası toplum, şimdi Suriye’yi “düzeltmek” (dümdüz etmek) için her şeyi yapıyor. Kiralık askerler toplayıp Suriye’nin üzerine salıyor. Beşar Esat’ı devirmek, yerine kendine bağlı bir iktidar aramak istiyor.

Kirli devirme operasyonu için de en elverişli ülke Türkiye olarak öne çıkıyor. Haftalar önce Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan seri röportajda bizzat kiralık askerlerin kendileri söylüyorlardı:

-Sınırı geçip savaşıyoruz sonra geri dönüp kamplara geliyoruz!

Aynı bilgi New York Times’te biraz daha kapsamlı yayınlanınca Türkiye kamuoyu “Haa öyle miymiş?” demeye başladı.

Haberde CIA’ın Suriyeli muhalifleri silahlandırdığı, paranın da Suudi Arabistan’dan ve Katar’dan geldiği belirtiliyordu.

Savaşanlar nereden?

Onu da bir iki ay önce Antalya haberlerinden öğrendik:

“Libya’dan getirilen askerler kaldıkları otelde yapılan düğünü bastılar, düğün sahipleriyle Libyalılar arasında arbede çıktı.”

Adamlar “ölmeye-öldürmeye” gidiyorlar, artık ötesi var mı? Ne isterlerse yaparlar. Yaptılar, Türkiye onları bu taşkınlıkları nedeniyle sınır dışı etmedi. Zaten Suriye sınırından salınacaklardı…

Aynı Türkiye 4 Ukraynalıyı (FEMEN) İstanbul Sultanahmet Meydanında soyundukları için ertesi gün postalayıverdi!

Uluslararası topluma “alt müteahhit” ya da “üst taşeron” olunca okkanın altını da hesap etmek gerekiyordu. Çünkü “lafla peynir gemisi” yürütmek ancak usta mizahçı Gani Müjde’ye ait bir yetenektir.

Parayı ve talimatları verenler uzun süre beklemezler. Vakti zamanı gelince yatırım yaptıklarına dönüp “hadi bakalım” derler:

-Çıkın ortaya, gösterin kendinizi!

Kendini de öyle ulu orta gösterince “Yalnız-Korkusuz-Silahsız” hedef haline geliyorsun. Suriye’nin Rus yapımı füzesi gelip senin uçağını vuruyor!

Türk uçağının Suriye üzerinde ne işi var? Bu sorunun yanıtı yukarıdaki satırlardan yeterince anlaşılamıyorsa, uçak düşürme şaşkınlıktan ortaya çıkar sanıyoruz.

Milliyet gazetesi (24 Haziran 2012) sürmanşetinden uçağın bulunduğu yeri ilan etti: Türk uçağı uluslararası sahada vuruldu!

Aynı gazetenin 21. Sayfasında Meriç Tafolar’ın haberi ise birinci sayfanın kesin bilgisini silip atıyordu: En önemli konu koordinatlar!

Haberin devamında “Türk tarafı, uçağın Suriye hava sahasında mı, yoksa uluslararası sahada mı olduğuna odaklandı, adımlar buna göre atılacak!” deniliyor.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sınır ötesine geçmesi için TBMM kararı gerekiyordu. Acaba bu “Yalnız-Korkusuz-Silahsız” Türk jeti için alınmış bir karar var mıydı? Yoksa Türkiye’yi bir oldu-bittinin peşinden mi sürüklemek istiyorlar?

En iyi haber

Türkiye ile Suriye’yi savaşın eşiğine getiren uçak düşürme olayının yüksek ateşli seyri arasında küçük bir de iyi haber vardı.

Suriye Dışişleri Sözcüsü Cihat Makdissi, Ankara ile gerginlik istemediklerini uçağı da savunma amaçlı olarak vurduklarını söyledikten sonra ekledi:

-Düşen uçağın pilotları Türkiye ve Suriye ekipleri tarafından birlikte aranıyor!

F-4 Fantomun pilotlarının sağ olarak bulunması her iki ülke açısından hayırlı olacaktır.

Bu şehir hepimizi yutacak

Vizyona Mayıs ayının başında girdi. Olağanüstü bir sinema belgeseli… Hem teknik olarak hem de içerik olarak izleyicisini koltuğuna çakıyor.

Ürpertiyor!

İstanbul hakkında yapılmış en güzel filmler arasında ön sıralardaki yerini şimdiden rezerve etmiş durumda…

Yönetmen İmre Azem’in çok ödüllü ilk uzun metrajlı filmi olan Ekümenopolis, İstanbul’un nasıl “geliştiğini” anlatıyor, geçmişten günümüze… Zor anlayanlar için grafik şemalarla destekleniyor. En önemlisi filimde bilim var.
Bilim insanları tane tane anlatıyor: Bu şehir hepimizi yutacak!

Bir de filmin gazetecilik başarısı var ki, bu iletişim fakültelerinde ders olarak gösterilecek değerde… Mesleğin en temel kuralı olan “fikri takip”

Ekümenopolis’in en saygı duyulacak yanın oluşturuyor.

Ayazma mahallesini nasıl parçalanarak İstanbul’dan atıldığını, insanların tuğlalardan değersiz hale getirildiğini yürek paralayan bir hüzünle aktarıyor. İzleyicilerin gözleri doluyor. Biz gazetecilerin ise ağlaması gerekiyor. Çünkü bu büyük dram gazeteciliğin merkezinde yaşandı, büyük gazeteler, televizyonlar göremedi, Ekümenopolis gösterdi!