VAJİNALAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

Tartışma kürtajla başladı, kadın bedeni üzerinden gelişti, şimdi daha da derinleşerek kadınların cinsel hayatı üzerinden ilerliyor.

Haber önceki gün gazetelerde yer aldı:

“Sağlık Bakanlığı cinsel ilişkinin hemen sonrasında kullanılan ‘Ertesi gün hapı’ olarak bilinen ilaçlar için harekete geçti!”

Bakanlık bu hapların kimler tarafından satın alındığı, kullanıldığını konusunda eczanelerden ve ecza depolarından bilgi istediği konusunda iddialar ortada dolaşıyormuş.

Eğer bunlar SMS mesajlarıyla kız babalarına “ispiyoncuk” yapmasalardı, bu türden iddialara gülünüp geçilebilirdi. Ama öyle değil.

Amcalar, ağabeyler çok ciddiler. Gözleri döndü. Her şeyi yapmaya ant içmişler. Adeta “bizim zamanımız geldi” muzafferliğinin girdabında başları döndü. Gözleri karardı. Ağızlarının suları akıyor!

Birlik ve beraberlik ruhu içinde olanca mutaassıplıklarıyla kadınların kilotlarından içeri balıklama atladılar. Oraya doğru gidiyorlar.

Uçuk bir mizahi kavram gibi görünüyor ama gerçekleşebilir. Mesela sağlık bakanlığına bağlı bir “Cinsel İlişkiler Daire Başkanlığı” kurulabilir. Kurumsal yapı aşağıya doğru şöyle genişleyebilir:

-Vajinalar Genel Müdürlüğü!

Bundan sonrası kolay, kendiliğinden gelir: Rahim Ağzı Bölge Müdürlüğü, Kıllar Tüyler Şube Şefliği vb. gibi…

İnsan yakan çoğunluk

Türkiye’nin “örgütlü katliamları” arasında özel bir yere sahip olan 2 Temmuz 1993 Sivas Katliamının yıldönümündeyiz. Bir festival için Sivas’a gidenler kaldıkları Madımak Oteli’nin ateşe verilmesi sonucu katledildiler.

Bu vahşeti de bütün ülke seyretti.

Seyredenler arasında Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakan ve Doğru Yol Partisi Genel Başkanı Tansu Çiller, Başbakan Yardımcısı ve Sosyal Demokrat Halkçı Parti lideri Erdal İnönü vardı… Dönemin Sivas Valisi, Jandarma Komutanı, Emniyet Müdürü, o bölgeyi kapsayan Ordu, Kolordu, Tümen, Tugay komutanları da yer alıyorlardı.

Sabahtan akşama kadar bütün güvenlik birimleri beklediler. Azgın-azdırılmış bir kalabalık sanatçıların, yazarların, aydınların kaldıkları Madımak Otelini kuşattılar, onları dar binaya hapsettiler, sonra da binayı ateşe verdiler. 35 insan o binada çıkan yangın sonunda öldüler.

Devletin “katliamlar departmanı”nı bir kenara koyalım… Böylesi etkinlikleri her zaman yaptı. Sivas’ta da bu kirli elleri açık olarak görmek zor değil.

Gelelim işin diğer yanına…

Şimdi bu işin iki tarafı olabilir mi?

Davetli olarak Sivas’a gitmek dışında hiçbir suçu günahı olmayan insanlar ile yakanlar arasında iki karşıt grup haline gelinebilir mi?

Ama gelindi… Yakılanların yakınları, insan hakları savunucuları bir tarafta, yakanların eylemini savunanlar diğer tarafta öbeklendiler.

Kendilerini “siyasal İslamcı” olarak açıklayan gazeteler, partiler, yazarlar, gazeteciler yıllardan beri büyük bir pişkinlikle Madımak Otelini yakanları savunuyorlar.

Kendilerine bir de gerekçe uydurdular ve buna inandırmaya çalışıyorlar kendi çevrelerinde olanları…

İlk baskısı 1988’de yapılan ve dünyada büyük fırtınalar koparan Salman Rüştü’nün “Şeytan Ayetleri” adlı kitabı için Ayetullah Humeyni ölüm fetvası vermişti. Hayatı boyunca hiç kimsenin cesaret edemediği işleri yapan Aziz Nesin “ben bu kitabı Türkiye’de basacağım” demişti.

İnsan yakan eylemcileri savunanların kendilerini ikna ettikleri yer işte burası… Aziz Nesin, Ayetullah Humeyni’nin “katiyen okumayın, yazarını da öldürün” dediği kitabı basmaya niyetlenmişti…

O halde, bizim siyasi İslamcılar ne yapacaklardı?
Doğal(!) olarak Aziz Nesin ve o sırada Sivas’ta bulunan sanatçıları, aydınları, yazarları yakacaklardı!!!

Bunca yıl sonra hala aynı yerde duruyorlar, yananlara şiddetle saldırıp, yakanları aklamak için destanlar yazıyorlar…

Sonra da “demokrasi” diye geriniyorlar: Çoğunluk bizde!

2 Temmuz 1993 günü Sivas’ta da çoğunluk sizdeydi!

MET-ÜST Dergisi

Tam adı “tek kişilik dev dergi: MET-ÜST” olan yayın organının periyodu da şöyle:

“Kafası estiğinde çıkar!”

Tıpkı bizim devletimizin yönetimi gibi… Her gelen “kafasına göre” yönetiyor ya… Metin Üstündağ da aynı yerden karşı taarruzunu yapıyor.

Aslında bu bir dergi değil, bir kitap… Ama kitap olarak basıldığında şimdiki fiyatı 5 liranın en az altı-yedi katı etiketle satılması lazım ki, basılabilsin… Metin de dergisinin 2.

Sayfasına yazdığı yazıda sözünü ettiği parasız gençlere de ulaşsın diye kâğıttan fedakarlık yapıp müthiş etkileyici eserini dergi olarak basılmasına karar vermiş.

Dergi yaz boyu okunacak zenginlikte… Her okuyuşta farklı bir tepki verebiliyorsunuz. Ama en belirgin olanı kahkaha atmanız oluyor.

MET-ÜST Dergisi bütün gazete bayilerinde ve kitapçılarda bulunabiliyor.

Başbakanı pohpohlamak

Metin Üstündağ olağanüstü mizah yeteneği ve güçlü kalemi, yandaş medyadaki uzman köşe yazarlarının alanına giriyor. MET-ÜST dergisinin üçüncü sayfası Tayyip Erdoğan ile kuklalarına ayrılmış. İşte Başbakanın sevip beğeneceği pohpohlamalar:

-Bir sen, bir ben, üç de bebek!

-Hoş geldin yüzde 51’in sultanı… Ohh beybi, şiddetin ne hoş!

-Türkiye Receptir, Tayyip kalacak!

-Kasımpaşalısın ama yüzde 51 sende!

-Sinirlenince çok güzel oluyorsun, dilinle kamçıla beni!

-Marmarayım, çatalkaram/Deniz fenerim/Daha nem olacaksın/ çılgın projemsin!