KEMAL’İN TÜRKİYESİ

« Bizler, o zamanın çocukları ve gençleri ; bu heyecanlı yolculuğun insanları, uygarlığa atılışın benzersiz heyecanını yaşadık. Bu heyecanın içinde cumhuriyet bilinci vardı, eğitim seferberliği vardı, eğitim kursları, köy öğretmen okulları, Yüksek Muallim Mektebi, Halkevleri, Köy Enstitüleri vardı… Nazi Almanya’sından kaçıp gelen dünya çapında önemli bilimadamlarının görev aldığı çağdaş üniversite vardı. Kadro, La Turquie Kemaliste dergileri, Yakup Kadri, Halide Edip, Nazım Hikmet vardı… Türkiye’ye Mustafa Kemal’i görmeye gelen krallar, şahlar, padişahlar vardı. Çorak, kurak, sarı kara ve insanları bile azalmış Anadolu’da yer yer doğan fabrikalar, demiryolları vardı…

Ve hepsinin üstünde, ‘güven’ vardı. Geleceğimize güvenle bakıyorduk. Ülkeyi yürüten insanların dürüstlüklerine, iyi niyetine ve yeteneklerine güveniyorduk. Büyük beklentilerimiz vardı. Uygulanan rejimle, toplumun tümüyle, hatta bütün dünyayla barışıktık.

Yüzyıllar boyu, bile bile geri bırakılmış, nesnel ve tinsel bir kıtlık yaşayan Türkiye’de ‘yeni bir insan’ yaratmanın sevincini yaşıyorduk. Haklı bir iyimserlikle, başarımızla, gelişmiş dünyaya katılmaya, o dünyada yer almaya dönük olarak umutlanıyorduk… Ve o heyecanla, bütün gücümüzle Onuncu Yıl Marşı’nı söylüyorduk.”

CAHİT KAYRA

Kemal’in Türkiyesi, La Turquie Kamaliste/Boyut Yayıncılık, 2012

***

Bugün Türkiye’yi tüm Müslüman ülkelerden daha köklü, daha sağlam bir devlet ve Türkleri tüm Müslüman halklardan daha özgür ve özgüvenli kılan Cumhuriyet devrimlerinin birbirini izlediği yıllardır. 1932’de Ankara’da bir avuç idealist, o yıllar için bırakın Türkiye’de, dünyada parmakla gösterilecek kalite ve içerikte bir dergi çıkarır: La Turquie Kemaliste.

Genç Türkiye Cumhuriyeti’ni dünyaya tanıtmak için üç yabancı dilde yayınlanan dergi, Vedat Nedim Tör’ün yönettiği ilk dört yılda, mizanpajı ve Othmar Pferschy’nin tüm ülkeyi dolaşıp çektiği fotoğraflarla, sanatta “Konstrüktivizm” ile “Bauhaus” akımlarının yayına yansımış biçimi, bugün görenleri ağlatacak güzellik ve kalitededir.

La Turquie Kemaliste, Vedat Nedim Tör yönetimden uzaklaştırıldıktan sonra yine aynı kalite, ancak sanatsal iddiasını yitirmiş olarak ve düzensiz biçimde 1948’e kadar çıkmaya devam eder. Ancak ilk en parlak dört yıldan sonra girdiği türbülans, zaten Cumhuriyet’in edinimlerini dünyaya tanıtmakla yükümlü dergiyi, Türkiye’yi yönetenlerin kendi yaptıkları devrimlerle ters düşmesinin tanığı ve ülkenin girdiği ideolojik türbülansın yazılı ifadesi haline getirir. Hatta dergideki yönetim ve mizanpaj değişimi, vatan sathında sol düşünceyle birlikte sanatsal bütünlük ve estetik gayenin nasıl tasfiye edildiğinin de yazılı/basılı kanıtı; bugünkü toplumsal çapta zevksiz avamlığa nasıl varıldığının da açıklamasıdır!

***

Boyut Yayıncılık, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ve evrimine eşlik eden propaganda aracı bu derginin 49 sayıdan oluşan külliyatını hem görsel anlamda zengin örneklerle, hem de seçkin yazarların incelemeleriyle sunan görkemli bir kitap yayınladı.

Kitapta tek eksik, 1935’te Atatürk’ün adını Kamal olarak değiştirmesiyle 14 sayısı La Turquie Kamaliste başlığıyla çıkan, ama sonra yine “Kemaliste” başlığına dönen derginin, Vedat Nedim Tör zamanında bizzat sanat ürünü olmasına değinilmemesi. Kitaba katkıda bulunan hiç bir yazarın, dergiyi harf fontları, fotoğraf stili ve mizanpajıyla başlıbaşına konstrüktif ve Bauhaus çizgisinde bir sanat yapıtı olarak incelememesi.

Bir de 49 sayının 35’i “La Turquie Kemaliste” diye çıkmış dergiye ait kitaba, Boyut niçin “Kamaliste” başlığı atmış, onu da anlayamadım. Ama yapıt, yine de harika bir tarih ve estetik tarihi örneği.

Güzellik tekildir. Çirkinlik çoğul.
JULES BARBEY D’AUREVİLLY

“G” NOKTASI

Cumhuriyet Ankara temsilcimiz ve sevgili arkadaşım Utku Çakırözer’in dün yayınlanmaya başlayan Beşar Esad röportajı, Türkiye’ye yalnız bağımsız, dürüst ve iyi gazeteciliğin ne olduğunu göstermekle kalmamış, iliştirilmiş basına tasma takanlarla, hangi gazetecilik ve gazetecilerin “tasmalı” olduklarını da ortaya koymuştur.

Çakırözer’in röportajı, aynı zamanda AKP iktidarının yanlış Suriye politikasını ve Türk halkının nasıl bir yalanlar denizinde yüzdürüldüğünü de açığa çıkardı.

Cenevre’de toplanan Suriye zirvesinden çıkan ve Esad rejimine herhangi bir tehdit içermeyen BM kararı ; BM insan hakları temsilcisinin “Suriye’deki isyana silah sevkeden ülkeleri” ad vermeden uyarması; Rus Dış İşleri Bakanı Sergey Lavrov’la görüşen ve Rus tezine ikna olduğu gözlenen ABD Dış İşleri Bakanı Hillary Clinton’un, Türkiye’de konuşlanan Suriye’li muhalifleri çok kızdıran, çünkü isyancıları “sorumlu davranmaya” çağıran konuşması; Arap aleminden Türkiye’nin Suriye politikasına çıkmayan destekle birleşince…
Suriye’de el yorganıyla gerdeğe girmeye çalışan Türkiye açıkta kalmış, üstelik “isyanı kışkırtan” ülke olarak suçlanmasına çeyrek vardır… Düşürülen uçağıyla aldığı onur yarası ve yitirilen iki pilotun vicdan sızısı da cabası!