ÇELEBİ ‘SUSTU’… YA KONUŞSAYDI?…

Bazen ‘sözün bittiği noktada’ susmak verilebilecek en iyi yanıttır. Daha fazla ilgi çeker. TBMM Genel Kurulu’nda dün 3. yargı paketi görüşmelerinde CHP Milletvekili Süleyman Çelebi’nin “Sayın Başkan, şimdi size AKP dönemindeki ileri demokrasi uygulamalarını anlatmaya başlayacağım” diyerek 5 dakikalık konuşma hakkını susarak kullanmasında olduğu gibi… Salondaki tüm milletvekilleri istisnasız pür dikkat kesildi, uyuklayanlar gözünü açtı. Espriler patlatıldı. Çelebi’nin susması bile AKP’yi sinirlendirdi…

Şöyle bir düşünün; Çelebi 5 dakikalık konuşma hakkında, tam o güne denk gelen Sivas katliamında yobazlarca yakılarak katledilen 35 canın, 19 yıldan beri işletilmeyen adaletin hesabını sorup davanın zamanaşımına uğratılmaya çalışıldığını gündeme getirseydi…

Ya da ileri demokrasi adı altında yargıda gerçekleştirdiklerini, öyle ki Demokrasi ve Özgürlük İçin Avrupalı Yargıçlar Birliği’nin (MEDEL) bile hazırladığı raporda “İktidar yandaşları yargıdan muaf tutuluyor” diyerek Deniz Feneri ve şike davalarında hâkim ve savcı atamalarını sorgulamasını…

18 ay ve çoğu tek başına hücrede geçen bir tutukluluktan sonra serbest bırakılan ancak diğer arkadaşları (aynı suçtan yargılandıkları Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan ve diğerleri) içerdeyken kendisinin bırakılma nedenini anlayamadığını söyleyen Müyesser Yıldız’ın haklı olarak sorduğu “Ben 471 gün niçin tutuklu kaldım, neden serbest bırakıldım?” sözlerini…

“YÖK’e hayır”, “Parasız eğitim, ücretsiz ulaşım istiyoruz” diye pankart açtıkları için aylarca tutuklu kalan yüzlerce öğrencinin sınavlara giremedikleri için okullarının uzamasını ve ellerinden alınan geleceklerinin hesabını…

1216 gün yani 3 yıl 3 aydan beri tutuklu olan Mustafa Balbay’ı ve diğer gazetecileri…

İleri demokrasi adı altında insanların sürekli dinlendiğini, korkutulup susturulduğunu…

5 dakikalık konuşma süresince tüm bunları gündeme getirmiş olsaydı eğer Süleyman Çelebi, emin olun Türkiye’nin gündeminde en küçük bir yer bulamayacaktı kendine. TBMM salonundakilerin kimileri uyuklayacak, kimileri sessizce dinleyecek, AKP’li bir iki milletvekili sataşarak birkaç laf edecek ve 5 dakika öylece bitecekti.

***

Suudi Kralı’nın 10 Milyar Dolar Yardımı

‘Kral Abdullah’a ait Sevda Tepesi’ne imar izni çıkarılması, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar tarafından savunuldu. İktidara yakın Star gazetesinden (23 Haziran) aynen nakledelim: “Adam 20 küsur yıl önce satın almış, yazıktır. İmarı da çok verilmedi. Arazisi 57 dönüm, imar 3400 metrekareye verildi. Kral ailesi Türkiye’ye yardımcı oluyor. 10 milyar dolar tutarında bir yardımı oldu. Dünya piyasaları krizde ve nakit darlığı var. Şimdi Suudi devleti yeni bir yardım yapabilecek”. “Esrarengiz Döviz Girişleri” başlıklı yazısında bu konuyu gündeme getiren Prof. Korkut Boratav, “Suudi Kralı’nın Türkiye’ye yaptığı ‘10 milyar dolarlık yardım’ ilgi çekmelidir” diyerek soruyor: Bu dolarlar ne zaman geldi? Nereye, kime gitti? Hangi hesaba kaydedildi? Ve ekliyor: Ben bu parayı ödemeler dengesi hesapları içinde aramayı yeğliyorum. Yardım tanımına en uygun döviz girişleri, ödemeler dengesi tablolarının, cari transferler başlığı altında yer alır. Ne var ki, Suudi Kralı’nın 10 milyar dolarını bu kalemlerde bulamıyoruz. Çeşitli uluslararası kurumlardan, devletlerden, devlet-dışı kuruluşlardan TC hükümetine veya özel şirketlere, derneklere, bireylere yapılan transferlerin (ödemeler dengesi tablolarının D.1 ve D.2.2 kalemlerinde yer alan) toplamı, AKP’li yıllar boyunca 6 milyar doları biraz aşmıştır. O halde kralın 10 milyar dolarlık “yardımını” kayıt dışı sermaye hareketlerinde aramak gerekir. 2008 krizinin patlak vermesiyle Türkiye ekonomisi, adeta “gökten zembille inen” bol kepçe kayıt dışı döviz girişleriyle önce “kefeni yırtmış”, sonra da “ihya” olmuştur. Yabancı sermaye çıkışları döviz piyasalarını sarsmaya başlarken milli gelirin yüzde 1.8’ine ulaşan “esrarengiz” kaynak girişi, 2008-2009 krizinin bir finansal çöküntüye uğramasını önlemiştir. Sonraki otuz ay içinde, kayıt dışı girişler dörtnala devam etmiştir.

Ekim 2008-Nisan 2012 dönemi boyunca AKP iktidarına bir anlamda “armağan” edilen 28.8 milyar dolarlık “bu esrarengiz akış nereden, kimlerden kaynaklanıyor” sorusunu da yönelten Korkut Hoca devam ediyor:

Yanıtlayamıyoruz; ancak iki saptama yapabiliyoruz:

Birinci olarak, AKP’nin varlık barışı uygulamaları, kayıt dışı para girişlerine yol açmaz; zira dış dünyadan getirilen dövizlere tanınan ayrıcalıktan yararlanmak için, kayıt içi, banka transferleri gerekmektedir.

İkinci olarak, Suudi Kralı’nın 10 milyar dolarlık “yardımı” doğruysa, 28.8 milyar dolarlık kayıt dışı sermaye girişleri içinde (ve muhtemelen yerlilere ait döviz hesaplarına yansımış olarak) yer almaktadır.

Bakalım AKP cephesinden bu sorulara bir yanıt gelecek mi?