CUMHURİYET VE UTKU ÇAKIRÖZER

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad ile Cumhuriyet Ankara Temsilcisi Utku Çakırözer’in yaptığı uzun söyleşi “Yılın Röportajı” oldu bile… Utku’nun bu işi sadece Cumhuriyet’in değil gazeteciliğin de artı hanesine yazılan bir çalışma oldu. Bu ülkede “gazetecilik yaşıyor” dedirtti!

Utku Çakırözer’in muhatabı “teorik” olarak bir diktatör! Röportaj bir Avrupa ülkesinde uluslararası toplantı sırasında değil, “diktatörün” evinde Şam’da yapılıyor. Utku, dünya basının gıpta ile izlediği bir gazetecilik olayının talihli basın mensubu olmanın avantajını asla dikkate almadan son derece sert sorularını esirgemiyor:

-Geçen yıl ilk demokrasi protestolarını silahla bastırdığınız için pişman mısınız?

Suriye lideri “biz de insanız” diyor:

-Hatalar yapabiliyoruz!!!

Bu türden soruları Türkiye liderini sorup böylesi “özeleştirisel” yanıt alabilecek bir gazeteci var mı?

Utku bu kadarla yetinmiyor. Sözü Birleşmiş Milletler raporuna getiriyor:

-BM raporunda işkence yapıldığı tespitleri var. Size bağlı birlikleri işaret ediyor rapor. Ne diyorsunuz?

Cevaplar Cumhuriyet’te yayınlandı… (İnşallah Utku bu röportajını kitap halinde de yayınlar da elimizin altında bir başvuru belgesi olarak durur.)

Türkiye’de gazeteciliğin bu koşullar altında bile nasıl yapılabildiğini göstermesi bakımından Cumhuriyet ve Utku Çakırözer’i kutluyoruz.

Bir kez daha mesleğin yüz akı oldular.

M.Ali Birand üzerinden Türkiye’de basın özgürlüğü!

Suriye lideri Beşşar Esad ile röportaj yapmak için başvuran gazetelerin bir bölümü olumlu yanıt aldıkları halde Şam’a gitmekten vazgeçtiler. Haber damarı güçlü olan Mehmet Ali Birand’ın da da Beşşar Esad’la konuşmaktan cayan gazeteciler arasında olduğu basına yansıdı…

Oysa Birand, 28 Şubat süreci diye bilinen askerlerin “balans ayarı yapıyoruz” dedikleri dönemde bile sadece iktidarların değil kendi meslektaşlarının bile tüylerini diken diken eden röportajlar yapmış, yaptırmış, yayınlamıştı!

Dönemin güçlü generallerinden Çevik Bir, Boğaziçi’ndeki Kalender Orduevi’nde Birand’a “gazetecilik suçlarını” açıklarken şöyle diyordu:

-Biz PKK bitti diyoruz, sen Kandil’den Osman Öcalan’la canlı yayın röportajı yayınlıyorsun!

Bir, ne demek istediğini de gayet açık söylüyordu:

-Ya bizdensin, ya onlardan!..

Birand bunları bu satırların yazarına İZTV’de yayınlanan “28 Şubat: Yüzyılın Son Darbesi” belgeselinde anlatmıştı… (Bu röportaja da yine bir demokrasi kahramanı olan Turgut Özal tarafından ikinci gün yayın yasağı getirilmişti!)
Aynı Birand PKK Lideri Abdullah Öcalan ile Bekaa Vadisi’nde ilk röportajı 1988 yılında Milliyet adına yapmıştı.

1988’i baz alırsak aradan geçti 24 yıl… 28 Şubat 1997’yi göre de 15 yıl geride kaldı. Türkiye askeri vesayetten kurtuldu!!! Bir anda “ileri demokrasi”ye geçti!

Ama Türkiye en ünlü gazetecisi, bütün dünyanın peşinde koştuğu Suriye lideri Esad röportajını, yemek üzerine ikram edilen ağır bir hamur tatlısı yerine koyarak “teşekkür ederim” diyerek geri çeviriyor:

-Sizinle röportaj yapmak istemiyorum!

-Neden?

-Valla bizim başbakanımız bu işe kızabilirmiş! Öyle dediler…

Dokunan Yanar

Ahmet Şık, 29 Haziran 2012 günü yapılan Gazetecilere Özgürlük Yürüyüşü sırasında “müjdeyi” vermişti:

-Yeni kitabım çıkıyor!

Ahmet’in yeni kitabı “Pusu- Devletin Yeni Sahipleri”ni Çarşamba günü kitapçıdan aldım. Ki o gün Melih Aşık “yarın çıkıyor” diye yazmıştı.

Merakla beklendiği için anında haber oldu Pusu…

Sağlam içeriği anında gündeme oturdu. Ben başka bir yerini aktarmak istiyorum. Hani Ahmet Şık, 3 Mart 2011 günü gözaltına alınmıştı ya… Polis koridoru içinden evinden çıkarken kendisine uzaktan sorulan “ne düşünüyorsun?” sorusuna verdiği cevap vardı ya… Sonradan basın özgürlüğünün sloganı oldu hani:

-Dokunan yanar arkadaşlar!

Ahmet Şık, kitapta o anın bilmediğimiz detaylarını da yazıyor. Ahmet “bindirildiğim polis otosunda önde oturan baş komiser teessüflerini” bildirdi diyor:

-Çok ayıp ettiniz Ahmet Bey!

(Hakikatten de ayıp etmiş Ahmet… Onun gibi dirençli bir sosyalist gazeteci için hapishanede, evinden eşinden çocuğundan bir yıl ayrı kalmak nedir ki?)