BİLİM VE SİYASET

Türkiye’de öğretim ve öğrenim hakkı, tehdit altında. 800 üniversite öğrencisi en korkunç koşullarda sudan nedenlerle hapiste. BU ahvalde Boğaziçi Üniversitesinde bir sahne:

6 bin kişilik mezuniyet töreni… “Mezun oldunuz artık ayağa kalkabilirsiniz “ dendiğinde , cüppelerinin içinde gizlice törene getirmiş oldukları dev harfleri çıkarıp “TUTUKLU ÖĞRENCİLERE ÖZGÜRLÜK” yazıyorlar. O an kopan alkış ve çığlık, gözlerde biriken yaşlar nasıl bir demokraside yaşadığımızı ortaya koyuyor.

Sevgili Okurlar, bugün bu köşeyi Boğaziçi Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Doç. Dr. Zeynep Gambetti’ye bırakıyorum.

Bilimsel Bilgi

“Bilimsel bilgi nedir?” sorusunun 2 Temmuz’da başlayan KCK İstanbul davasıyla ilgisi olmadığını düşünmek, olaya sığ bir perspektiften bakmak demektir. KCK davasından tutuklu olanların suç listesinde sadece, savcının kendi deyimiyle ‘düşünce, inanç ve ifade özgürlüğü temelinde serbest siyaset ve örgütlenme hakkının tanınması, anayasa ve yasalarda başta cins ayrımcılığı olmak üzere tüm toplumsal eşitsizliklerin kaldırılması’ gibi sakıncalı (!) istek ve talepler bulunmuyor. Ayrıca yasal bir partinin Siyaset Akademisi’nde ders vermek, akademik birikimini daha geniş kitlelerin hizmetine sunmak veya bunun koşullarını yaratmak da var. Marmara Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü hocası Prof. Dr. Büşra Ersanlı ile yine aynı üniversitede lisans öğrencisi olan Büşra Beste Önder örnekleri, yargılamaların amaçlarından birinin siyaset ile bilimin yollarının kesişmesini önlemek olduğuna da işaret ediyor.

Bilimsel bilginin uyandırdığı korku ve şüphe, Galileo’dan bu yana modern iktidarların sabitidir. Siyasi, dini ve ekonomik güç odakları, tarih boyunca bilimsel bilgiyi bastırma veya kendi amaçlarına hizmet ettirme yoluna gitmişlerdir. Sansür ve yasakların kullanılmadığı daha “liberal” dönemlerde dahi bilimsel bilginin eleştirel ve keskin uçları törpülenmiş, anaakım yaklaşımlarca akademinin çeperlerine itilmiştir. Zira bilgi iktidardır ve diğer iktidar odaklarını yerinden oynatacak güce sahiptir.

Burnunu Dışarı Uzatan Yanar!

T.C.’nin tarihi boyunca da baskı ve boyunduruk altında tutulan bilimsel bilgi, bugünkü “ileri demokrasi” (!) safhasında daha farklı bir muameleye layık görülmemektedir. Askeri vesayet sistemleri ve bunların uzantılarının kurduğu kıskaç, görünürde dindar olan yeni iktidar odakları tarafından aynen devam ettirilmektedir. Modern vitrinlere sahip öğretim kurumlarının ve ardı arkası kesilmeyen eğitim reformlarının gizlediği gerçek, itaatkar bireyler üretme iradesidir. Yasakçı bir resmi ideoloji dayatmasına gerek olmaksızın sürdürülen yeni uygulamaların sonucunda ortaya çıkacak olan bireyler, iktidar odaklarına hizmet eden bilim anlayışının gönüllü bekçileri olacaklardır. Neoliberal sermaye birikiminin koşullarıyla son derece barışık, maddi çıkar ve nüfuz sağlamak amacıyla dini fütürsüzce kullanabilen, görünüşte demokratik ve ahlaklı, fiili işleyişte otokratik ve ikiyüzlü olan bu sistem; kendinden hoşnut, fedakarlıktan kaçınmayan, gayrı-mübah farklılıkları kendi elleriyle bastırmaya hazır, devletle, polisle, savcılarla organik bir bütünlük içinde devinen bireyler yaratmak istemektedir.

Böylesi bir sistemin işine yarayacak yüksek öğretim kurumu üniversite değil; toplumsal ve siyasal anlamda dikenli hiç bir konuya bulaşmayan, AR-GE’den ve think-tank’ten öteye gitmeyen, stratejik ve teknolojik bilgi birikimi sağlayan yüksek okuldur. Bu zihniyete göre üniversite, bir sonraki şamarın kimden ve nasıl geleceğini bilemeyen bilgi teknisyenlerinin ürkekçe toplaştığı bir mekana dönüştürülmelidir. Bilimsel bilgi siyaset ile ilişkilenmemeli, kendine tahsis edilen dar alandan dışarı taşmamalıdır. Burnunu dışarı uzatan yanar! İşte “ileri demokrasi”nin iki Büşra’ya ödettiği bedelin bir anlamı da budur. “