ZORAKİ DEMOKRAT!

Adalet ve Kalkınma Partisi 2002’de geldiği iktidarda 10. Yılını dolduruyor. Onların iktidara geliş süreci çok sancılı oldu. Sadece gelişleri değil, iktidar yıllarında da aynı sancılar hüküm sürdü.

Seçimler kazanmış bir iktidarla, mevcut-muktedir yerini korumak isteyen devlet yapısı arasındaki güç mücadelesinde Türkiye’nin büyük çoğunluğu yenilerin yanında yer aldı.

AKP bu süreçte ısrarla demokrasinin “ipine” sarıldı.

Parlamenter demokrasinin gerekleri, atanmışların seçilmişler karşısındaki pozisyonu, halkın iradesi öne çıkartıldı. Yapay tehditlerle toplumsal huzurun diken üstüne oturtulmasına itiraz edildi.

Bu aşamalar geçilirken, ilkel devlet yöntemlerine karşı şerbetli olan sol-sosyalist aydınların cesareti, AKP’nin yolunu aydınlattı.

Bir zamanlar halkı “komünizm gelecek sizi yutacak” diye korkutanlar, AKP için de sürekli olarak “din devleti kuracaklar, Cumhuriyeti lav edecekler” diye propaganda yaptılar.

Şimdi o tehdit günleri aşıldı. Demokrasinin yaygınlaşması için ülkenin önünde hiçbir engel kalmadı.

Bu aşamada yeni iktidarın “cilası” dökülmeye başladı. Sadece kendilerini korumak için “demokrasi” istiyorlarmış! Tehditler ortadan kalkınca demokrasinin de gereği kalmadı. Çünkü AKP ve çevresinin ham maddesi farklıydı. Şartlar gereceği böyle olmuşlardı:

-Zoraki demokrat!

Fındıklı lokum

Polis Akademisi Başkanlığına yapılan yeni atama AKP döneminin yeni bir yıldızıyla Türkiye’yi tanıştırdı: Prof. Dr. Remzi Fındıklı.

Ankara’nın en iyi güvenlik muhabiri Tolga Şardan’ın Milliyet’in manşetinden tanıttığı Remzi Hoca’nın, yılların birikimiyle yazdığı felsefi kitabı “Hasılı Kelam” nasıl bir gelişmenin içinde olduğumuzu da gösterdi.

Remzi Hocanın kitabı Polis Akademisinde satılıyor.

Kitabın önsözünde Hoca olanca tevazu sahibi biri olarak diyor ki:

“Bu kitap çalakalem, bir anda, oradan buradan makaslanarak yazılmış değildir!”

Keşke birazı öyle olsaydı. Hoca için manevra alanı kalırdı. Çünkü Remzi Fındıklı, lokum gibi kolay yenilmeyecek sözlerin tek sahibi olduğunu baştan ilan etmiş bulunuyor:

*Dinsiz insan dengesiz ve densiz insandır!

*Bal arıdan kavga karıdan olur!

*Et yiyenler, otyiyenlere hükmeder!

*Anayasa gizli devlet yapılanmasıdır!

Beykozlu Çotuk Ahmet hayatta olsaydı, bu haberi okuyunca Dalyan Gazinosunun müdavimlerine döner derdi ki:

-Konuşup da ne olduğunu belli edeceğine, sus da seni bir şey zannetsinler!

Halkımız tatilde

Türkiye gelişti, ülke zenginleşti, otomobilleri yenilendi, yeni zevkler edinildi. Eskiden sadece zenginlerin “tatil alışkanlığı” vardı. Sonra bu özellik de dalga dalga aşağılara doğru yayıldı. Aşağıda olanlar da yeni dalgaların üzerinde yükseldi. Karmaşık bir geçiş dönemi içinde yuvarlanıp gider olduk.

Hafta sonları halkımız akın akın deniz kenarlarına akıyor. İstanbul’un en revaçta olan bölgeleri Karadeniz’in iki yakası: Kilyos ve Şile!

Şile denildiğinde eskiden merkezdeki plaj akla gelirdi. Buradaki belediye gazinosunu Müstahsin işletirdi. Müdavimleri arasında Şileli İsmet Ay, yakın arkadaşı “sanat güneşi” Zeki Müren ve çevresinde halkalanan sinema ve tiyatro sanatçılarından oluşan ünlüler kolonisi bulunurdu.

Bu ünlüler Pazar günleri katiyen denize girmezlerdi. Nedeni de Zeki Müren açıklardı:

-Bir her gün giriyoruz, bu gün de halk girsin!

Şimdi Şile’nin sınırları genişledi. Beykoz ile Şile arasında kalan bütün kıyı köyleri tatil bölgesi haline geldi. Azgın dalgaları her hafta belli sayıda kurban alsa da Şile’den kimse vazgeçmiyor.

Şile’ye 15 km. mesafedeki Sofular-Sahilköy mevkii hafta sonu tatilcilerinin gözde mekanı. Deniz kıyısına çok yakın olarak hizmet veren ahşap kulübelerden oluşan kamping-motelin Pazar sabahki görünümü şöyleydi: Otomobilleriyle aralarına üç metreden fazla mesafe koyamayan halkımız, kaldıkları alanı dev bir otoparka dönüştürmüşlerdi. Araç parkının arasına sıkıştırdıkları masalarında kahvaltı etmeye çalışıyorlardı. Bazıları ise yer sofralarını halı yaygıların üzerine özenle yerleştirmişlerdi. Şemsiye genel olarak tercih edilmediğinden çarşaf, pike ve benzeri gibi yaygılardan tenteler oluşturulmuş. Bir gün öncesinden kalan ıslak havlu, şort ve mayolar gelişigüzel çimenlerin üzerine serilmiş.

Uzaktan şöyle bir bakıldığında burasının “afet sonrası yardım kampı” görünümü yansıttığı söyleyenler olsa da bunun olumluk arz eden yanını da teslim edenler var:

-Kim demiş ki halkımız depreme hazır değil?

İnsan bir kere optimist olmasın afet ile tatil arasından bile pozitif sonuçlar çıkarabiliyor!