MAHKEMELER NE İŞE YARIYOR? VE YİNE SEYDİŞEHİR…

Türkiye’de “Mahkemeler ne işe yarıyor?” sorusuna uzun zamandır yanıt aranıyor ve henüz bulunabilmiş değil. Odatv, Ergenekon, Balyoz, KCK davalarını adaletin terazisinin bir kefesine yerleştirin; “Benim suçum ne” sorusuna tek bir yanıt alamadan yıllardır hapiste çürüyen gazetecileri, bilim insanlarını, 700’ü aşkın tutuklu öğrenciyi de koyun aynı kefeye… Diğer kefeye ise domuz bağı cinayetleri ile tanınan Hizbullah terör örgütünün serbest bırakılan üyelerini, keza geçen hafta tahliye edilen Bahçelievler katliamının sanıklarını, zamanaşımına uğramasına ramak kalan Sivas katliamı davasını, sürümcemede bırakılan Deniz Feneri Derneği davasını yerleştirin… Aradaki farkı hemen görürsünüz…

Kantarın topuzunun nasıl kaçtığını herkes görüyor görmesine de hiçbir şey değişmiyor, değişemiyor. Yargının her kademesi artık siyasete teslim olmuş durumda. Son örneklerinden birini 12 Haziran tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Bakanlar Kurulu kararı ile yaşadık. AKP hükümeti özelleştirme kararlarını iptal eden yargı kararlarının uygulamamak ve sorumluluktan kurtulmak için Bakanlar Kurulu kararı aldı. Böylece Eti Alüminyum, Seka-Balıkesir, TÜPRAŞ, Kuşadası ve Çeşme limanlarının özelleştirme kararları yargısal denetimden muaf hale getirildi. Sadece bu kadarla kalsa yine iyi. Aynı kararla, Türkiye’nin madenlerini, limanlarını, barajlarını ve benzer bütün kamusal varlıklarını peşkeş çekmenin önünde hiçbir hukuksal engel kalmadı. Biliyorsunuz Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde açılan davaların önemli bir bölümü uygulanmayan yargı kararlarından kaynaklanıyor. Bilgi Toplumuna Doğru köşesinde 3. kez yer alan Seydişehir örneğinde olduğu gibi… ETİ Seydişehir Alüminyum’un 2005 yılında özelleştirilmesinin ardından bugüne kadar yaşanan gelişmeler büyük Türkiye resminin sadece küçük bir parçası. Küçük ama ibretlik… İsterseniz önce küçük bir bilgi tazelemesi yapalım: Sahibi Başbakan Erdoğan’a yakın bir isim, hem de hemşerisi olan CE-KA Grubu 2005 yılında İhale Komisyonu kararı ile Seydişehir Alüminyum Tesisleri’nin ana fabrikasını ve fabrika ile birlikte Oymapınar hidroelektrik santralını, üretime esas olan boksit maden rezervini ve tesisin Antalya’daki mal varlıkları ve limanını 305 milyon dolar karşılığında satın almıştı. Üstelik para kasaya bile girmemiş, grubun Karadeniz Otoyolu inşaatından alacağına mahsup edilivermişti. Yani en az 3.5-4 milyar dolarlık varlık komik bir paraya özelleştirilmişti. Üstüne üstlük CE-KA Grubu ÖİB’in tesisi alacak firma için koyduğu “5 yıl içinde en az 110 milyon dolar yatırım yapılacak. Şirketin üretiminde kullanılan boksit madeninin işlenmeden ihracı yasaklanacak. Oymapınar, otoprodüktör lisansı dışında kullanılamayacak. Elektrik üretiminin en fazla yüzde 25’i diğer kullanıcılara satılabilecek” şartlarının da hiçbirine uymadı. Bu arada hem CHP hem de TMMOB Metalurji Mühendisleri Odası birlikte Seydişehir Eti Alüminyum Tesisleri’nin kamunun zararına yol açacak şekilde özelleştirilmesi yönündeki idari işlemler aleyhine 3 ayrı dava açtı.

Ve bu davalarda verilen yürütmeyi durdurma ve iptal kararları hiçbir şekilde uygulanmadı. Şimdi de Bakanlar Kurulu kararı ile ve anayasanın 2., 125. ve 138. maddelerine tamamen aykırı bir şekilde yargı kararlarının uygulanmasının önüne geçiliyor. Gerekçe “Özelleştirme uygulamaları sonucunda nihai devir sözleşmesi imzalanarak devir ve teslim işlemleri tamamlanmış olan özelleştirme işlemleri hakkında verilen yargı kararlarının uygulanmasında ortaya çıkan fiili imkânsızlık”.

Peki bundan sonra ne olacak?

Metalurji Mühendisleri Odası dün Danıştay’a başvurarak Başbakanlık nezdinde Bakanlar Kurulu’na dava açtı ve 11/06/2012 tarihli ve 2012/3240 karar sayılı Bakanlar Kurul kararının yürütmesinin durdurulması ve iptalini istedi. Eti Alüminyum ile ilgili Danıştay tarafından verilen ilk yürütmeyi durdurma kararı 2006 yılında verilmiş. Yani özelleştirmenin hemen ardından… Aradan geçen 6 yıl ise “fiili imkânsızlığın” zaten bilinçli şekilde yaratıldığı bir süreç. Şimdi de yine bilinçli bir şekilde bu imkânsızlık durumuna hukukilik vasfı kazandırılmaya çalışılıyor. Konuyu kamuoyunun gündeminde tutmak her zamankinden daha önemli.