İMAM ÖKSÜRÜNCE, CEMAAT KUSAR

AKP iktidarının 10. Yılı tam anlamıyla şenliğe dönüşmüş durumda… Akla hayale gelmeyecek şeylerin hepsi 2012 yılı içinde iktidarın onuncu yılı şerefine sahneye konuluyor.

Mesela neler oluyor?

AKP’nin Karadeniz kıyısındaki örgütlerinin yöneticileri sosyal medyayı kullanmaya başlamışlar. Ne iyi değil mi? Modern iletişim tekniklerini benimsiyorlar!

Bu zatı muhteremler en ileri teknikle şöyle yazıyorlar:

-Örtünmeyen kadın perdesiz ev gibidir; ya satılıktır, ya da kiralık!

O-ha denilebilir elbette… Ama demiyoruz!

Bir başka “şenlik” görüntüsü Muğla’nın Dalyan ilçesinden… Üç katlı otelin girişindeki restoran onarılmış ve “Türk Bayrağı” asılarak açılmış!

Neden?

Çünkü 1 Ağustos günü restoran 50 kişinin saldırısına uğruyor. İşletme sahiplerinin “buraya Türkler giremez” dedikleri rivayeti dolaşmış ilçede… Bir de PKK Bayrağı astılar dedikodusu… Bu işler kendiliğinden olmaz! Görevlisi vardır. Görevini yapar. İlçeyi, bölgeyi, ülkeyi karıştırır. Sonra kenara çekilir gelişmeleri izler!

İktidarın “en sadık elemanı” kimliğiyle yayın hayatını sürdüren Yeni Akit gazetesi tam anlamıyla bire bir kopya bir “Andıç” ile 10.Yıl şenliklerine katkı yaptı 10 Ağustos günü…

15 Yıl önce Çevik Bir’in yaptığının vıcık bir kopyasıyla çıktı sahneye:

“Sakık’tan bombalar!”

Şemdin Sakık’a ait olduğu ileri sürülen; tıpkı 1997’de Hürriyet ve Sabah gazetelerinin birinci sayfalarından duyurulan uyduruk bilgileri Yeni Akit büyük bir marifetmiş gibi yayınladı.

Akit’e göre bazı gazetecilerin PKK ile özel bağları varmış!

Bu tipik bir polis operasyonu…

Eskisini askerler yapmıştı, yenisini polisler sahneye koydular…

Bu icraatlar ilerde sahiplerini utandırır.

Ama yukarıda sıralananların hepsi “cemaate” ait icraatlardır.

Kendiliğinden olmuyor. Onlar imamlarına bakıyorlar ve durumdan vazife çıkartıyorlar.

Başbakan 1994’te yerel seçimleri kazanarak geldiği İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığı makamının kendisi için ne ifade ettiğini açıklarken şöyle demişti:

-Ben İstanbul’un imamıyım!

O “İstanbul imamı” 10 yıldır Türkiye’nin başında… Dokuz yıl “demokrat” olduğunu söyledi. Seçilmişlere saygı, azınlıklara sevgi, basına özgürlük talep ettiklerini anlattı.

Diğerlerinden farklıydı, seçmenleri inandırdı! Büyük destekler aldı. Askerleri bertaraf etti. Engelleri aştı, rahatladı!

İttifak köprülerini birer ikişer attı. Artık iyi niyetli eleştirileri bile “düşman taarruzu” olarak değerlendiriyor.

Sadece alkışları kabul ediyor!

Önceki akşam İstanbul WOW Otel’deki iftar yemeğinde, Dışişleri Bakanını eleştiren bir köşe yazını “ifade özgürlüğüne” olan saygısıyla şöyle değerlendiriyor:

-Ben buradan o medya patronuna ‘yazıklar olsun’ diyorum. Bu adamları köşe yazarı olarak nasıl tutuyorsunuz?

İktidarın ilk yıllarında “Erdoğan başımızı döndürüyor” diyen Avrupalı liderler WOW Otel demecinden sonra ellerini ağızlarına getireceklerdir:

-WUAAOOWWW!

İmam kendisini bu kadar “özgür” hissedince, cemaatini tutana da aşk olsun!

Kapitalizm secde ettirir

Milliyet gazetesinin Ramazan yazarı Süleyman Ateş, köşesine gelen soruları yanıtlıyor. Ateş’in Diyanet İşleri eski başkanı olduğunu da ekleyelim ki, görüşlerinin değeri konusunda kimsenin kafasında kuşku oluşmasın.

Süleyman Hoca’ya okurlarından İbrahim Ölçer soruyor:

-Kâr payı ile faiz arasında nasıl bir fark var?

Faizsiz (!) çalışan bir finans kurumundan ev alacakmış da…

Ateş İslam dinin gereklerini anlattıktan sonra diyor ki:

-Alan memnun satan memnun… Ama şu kadarını söyleyeyim, din para kazanmak için alet edilmektedir!

Süleyman Ateş daha genel bir çerçeve çizmeyi de ihmal etmiyor:

-Mevcut dünya düzeninde faizden tamamen kurtulmak mümkün olmadığı gibi faizsiz ekonomi de mümkün değildir!

Hem çok para ile kucak kucağa yaşamak hem de dinin gereklerini yerine getiriyormuş “gibi” yapmak en hafifinden çevreyi aldatmaktır:

-Kapitalizm kucağına aldığı herkesi kendisine secde ettirir!

Stajyer leşçi görevde

Sözüm ona “Suriye’nin Dostları” yine İstanbul’da toplandı.

Aslında bunun bir “akbabalar toplantısı” olduğunu bilmeyen yok:

-Suriye’yi yemeye başlayacağız ama neresinden?

Bazı yırtıcılar avlarını hemen yemezler. Onları gömerek çürümesini beklerler. Leş haline geldiğinde kendileri açısından lezzeti daha güzel, hazmı da daha kolay olduğu konusunda araştırma verileri bulunuyor.

Bu açıdan bakınca en büyük “leşçi”nin kimliği konusunda ortak bir görüş vardır her halde… (Bak şekil 1 Irak.)

Şimdi bu büyük akbabanın yanında “stajyer leşçi” olarak konuşlanmak isteyen ve bunu da büyük bir vizyon olarak takdim edenler evlerinde hesaplar yapıyorlar:

-Esad’dan sonra neler yapmalıyız?

Eee hani bu bir “Arap Baharı” idi.. Arap halkları demokrasiye doğru hamle yapıyorlardı?

ABD dışişleri bakanı Clinton Hanımın Araba benzer hali var mı?

Ya bizim sarışın harika çocuğun?

O halde ne yalıyor?

Bunu Suriyeli gazeteci Hüsnü Mahalli yeni kitabının kapağından aylar önce ilan etti:

-Kanlı Bahar!…