TOPRAKLAR ÜVEY, EVLATLAR ÖZ…

Anadolu topraklarında çağlar boyunca öyle çok ve değişik soylar, boylar, dinler kök salmıştır ki, bu çeşitlilik Küçük Asya’da üstünlük sağlamaya çalışan güç odaklarının daima başını ağrıtır. Anadolu’ya egemen olmak iddiasını taşıyan uzun ya da kısa iktidarların değişik kültürleri ortak bir çatı altına toplamak amaçlı « birleştirici kimlik » önerileri, bin yıllardır süren bir arayışın dönemsel buluşlarıdır.

Batılıların ısrarla « Türk » diye andığı Osmanlı’nın Osmanlılığı da böyle bir öneriydi. İmparatorluğun, salt genişleme sürecinde değil, Anadolu’daki yükselme döneminde de tebasının ezici çoğunluğunu Hristiyan topluluklar oluşturuyordu. Bu durum 1877’de başlayan ve imparatorluk topraklarını epeyce küçülten Türk-Rus Savaşı’na kadar sürdü.

Bugün yaşadığımız coğrafyanın Türk boyları denilen göçerler tarafından fethi, tarihte uzun bir sürece yayılır. Selçuklu’dan Osmanlı egemenliğinin ortalarına değin Anadolu’da pek çok dinden önemli nüfus toplulukları vardır ve Yavuz Selim’e kadar fethedilen topraklardaki Türk tebaa, büyük ölçüde Alevi Türkmenlerdir.

Resmi tarihin özenle gizlediği, elbette öğretilmiyor, öğrenilmiyor, ama gerçek tarihçiler biliyor : Osmanlı devletinin resmi dini, Hicaz’ın fethine kadar Alevi Bektaşilik’ti. İmparatorluğun seçkin askeri gücü Yeniçeri ordusunun da Bektaşi Ocağı olması raslantı değildir.

***

Alevilik, Türkçe dilini ve Şaman geleneğini yadsımadan İslamiyeti kabul eden Türklerdir. Başka bir deyişle, bunca yıldır cahil mi cahil, dolayısıyla güdük ırkçı, çapsız faşist, ayrımcı, kadın düşmanı gericilerin elbette ki yanlış yerde aradıkları gerçek Türk İslam sentezi, Aleviliktir.

Aleviler, Türk kimliğini ve dilini, İslamiyet köprüsünden « Araplaştırmadan » geçirmeyi başaran toplumdur.

Aleviler, İslamiyet’i Türkleştiren ve zaten Türkçeleştiren, geldiği geleneklerle vardığı görenekleri birleştirip köklerinden kopmadan devinime ulaşan Anadolu fatihleridir!

Balkanlar’daki Osmanlı varlığı ve Türk kültürünü de önemli ölçüde Alevi sufilere borçluyuz.

Örneğin…

1300 yılında ölen Sarı Saltuk Baba, Arap tarihçi İbn-i Batuta’ya göre İzzeddin Keykuvas döneminde bir grup Anadolu dervişini Deliorman’a götüren ve onlarla birlikte Dobruca’ya yerleşen siyasal bir rehber, efsanevi bir sufiydi. İb-i Sina gibi bir Buhara Türk’ü olan Sarı Saltuk’un asıl adı Mehmet Buhari’ydi. Kendisi gibi Asya’dan gelerek Anadolu’da öğretisini yayan Hacı Bektaş Veli’nin çağdaşı sayılır.

***

Sarı Saltuk lakabı, « soluk tenli çilekeş » anlamına gelmektedir. Bu ermiş kişi, İslamiyet’i Balkanlara taşımıştır. Türklerin toplumsal belleğinde, Sarı Saltuk hareketi, kendisi öldükten yüzyıllar sonra yazılan Saltuknameler’le yer almıştır. Bu « nameler »in biri, 1421 ile 1451 arasında Yazıcıoğlu Ali tarafından kaleme alınanıdır. « Selçukname » ya da « Oğuzname » olarak bilinir. İkincisi 1480’de Ebu’l Hayr-i Rumi ; üçüncüsü ise IV. Mehmet’in hükümdarlığı sırasında 1659’da idam edilen, “Topal” lakaplı Kaptan Kemal Paşa tarafından yazılmıştır.

Köstence’nin kuzeyindeki Baba Dağı, Sarı Saltuk’un mezar yeri olarak biliniyor. Öyle ki, Kanuni Sultan Süleyman, 1538’de Sarı Saltuk’un buradaki mezarını ziyaret etmiş. Ancak Balkanlar’da birden fazla bölge, Sarı Saltuk’un mezarına sahip olduklarını iddia ediyor. Çünkü Sarı Saltuk’un bizzat kendisi, İslamiyet’i yaymak amacıyla pek çok yerde mezarı olsun istemiş. Balkanlar’da altı-yedi yerde mezarı var, Edirne ve Babaeski’de birer türbesi. Büyük gezgin Evliya Çelebi (1611-1682) bile Patras yakınlarında bir Saltuk türbesinden söz eder.

***

Sarı Saltuk’un mistik öğretisi öylesine evrensel bir insanlık mesajıdır ki, kendisine atfedilen türbelerden bazıları hem Müslümanlar, hem de Hristiyanlar tarafından ziyaret ve kutsal kabul edilir. Zaten bugün de Balkanlar’da İzzeddin Keykuvas yandaşlarının soyundan gelenler yaşamakta; Deliorman, Romanya, Bulgaristar, Moldovya-Besarabya ve Ukrayna’da, Hristiyan dinini kabul eden ve Türkçe konuşan bu insanlar topluluğuna Keykuvas adından türeyen Gagavuz Türkleri denilmektedir.

Tıpkı Alevi inancını kucaklayan ya da Türkmenlerle kaynaşan Kürtlere, Alevi Kürtler denildiği gibi…

Halkların ve dinlerin birbirine karıştığı, ancak barışamadığı ülkemize, şeker tadında bir kardeşlik bayramı diliyorum.

“Pencereden bakılan hava, daima daha kötüdür.”

JOHN KİERAN

«G» NOKTASI

Bu yıl ki KPSS sonuçları, kopya iddialarını destekler nitelikte bir başarı tablosu: Genel kültür testinde 1. Siirt, 2. Bingöl, 3.Kırşehir’i Bayburt, Muş, Batman, Bitlis, Ağrı, Adıyaman ve Tunceli izliyor.

Eğitim bilimleri testinde 1. Erzincan, 2.Bayburt, 3. Siirt’i Kilis, Kırşehir, Burdur, Kastamonu, Giresun, Amasya ve Balıkesir izliyor.

Bu sıralamayı neden kimse sorgulamıyor? Bu illerin daha önce hiçbir başarısı yokken bu yıl bu sonuçlara nasıl varılıyor?

Enayi yerine koyulmaktan bıktık.

Biz de bu sınavı kazanmak için ne kadar emek harcadık. Doğu’da yaşamamamız suç mu?

İllere göre kayırmacılık ve kopyacılığa dayalı, bu ayrımcı ve haksız KPSS’nin iptalini istiyoruz.

ABDULLAH TÜRKÖZ