ZOR BARIŞ

Kürt sorununa barışçı çözümün çoğunluğun isteği olduğunu, ancak terör örgütünün Kürt halkı üzerindeki baskısını kaldırmadan, Kürtler’in özgür iradelerini açığa vurmalarının mümkün olmadığını, bu koşullar altında arzulanan barışçı çözüme ulaşmanın zor olduğunu yazmıştım. Kaldığımız yerden devam ediyorum.

Kürt sorununu etnik çerçeveden çıkarıp, demokrasi içinde herkesin eşit hakları ilkesiyle çözülmesini önerenler de var. Bunlar özde haklı olsalar bile, geç kalmışlardır.

Zaten sorun etniktir, onu bu çerçeve dışına taşıma talepleri de taraflardan birince kabul görmeyecektir.

Etnik çerçevede çözüm denince akla federasyon veya “demokratik özerklik” geliyor.

Bu iki çözümün de güç olması bir yana, kalıcı barışı getireceği konusunda ciddi soru işaretleri olduğunu belirtmek gerek.

Bu çözümlerin güçlüğü, çoğunlukta olan Türkler’e kendi anayasal sistemlerinin tümden önemli bir değişime uğramasını kabul etmelerindeki zorluktan kaynaklanıyor,

Eninde sonunda, bu çözümün parçalanmaktan daha iyi olduğunu anlatarak, her iki tarafın da razı edilmesinin önündeki en büyük güçlük ise, Türk tarafının Kürtler’de bir arada yaşama iradesinin gerçekten var olduğuna, bu çözümü bağımsızlık yolunda, geçici bir aşama olarak görmediklerine inandırılmalarındadır.

***

Bu o kadar kolay olmayacaktır. Aslında geçmişte talep olarak ileri sürülmüş bulunan hususların çok büyük çoğunluğu, baştan devlet tarafından tepki ile karşılanmış bile olsa eninde sonunda yaşama geçmiş, ama bu durum yeni talepleri engellememiştir.

Kürtler’in kendi dillerinde yayın yapmalarının önündeki engellerin kalkmış olması beklenen olumlu havayı yaratmamıştır. PKK’nın TRT – Şeş’e karşı olması da, “görüyor musunuz, istekleri yerine getirsek bile tatmin olmuyorlar, amaç aslında eşit haklar ve kimliğe saygı değil, ayrılıkçılık” düşüncesinin yerleşmesine neden oluyor.

Kaldı ki, 20. yüzyılın son çeyreğinin ve 21. yüzyılın deneyimleri etnik federasyon temeline dayanan çözümlerin kalıcı olmadığını gösteriyor.

Etnik çözümlerin hepsinin tam ayrılık olan, nihai amacın önündeki geçici aşamalar olduğunu dünya yaşayarak gördü.

Bu konuda Belçika’daki Valon Flaman anlaşmazlığına, eski Yugoslavya’daki kanlı olaylara bakmak yeterli.

Bu arada, İspanya’da Bask sorununa bakarken, kamuoyunda yoğun bağımsızlık isteği artan Katalan modelini de unutmayalım. Önümüzdeki dönemde, İskoçya’nın İngiltere’den bağımsızlığı sorunun gündeme geleceğinin işaretleri de artıyor.

***

Peki bu durumda ne yapılabilir ve Kürt ve Türk halklarının bir arada yaşama iradesi nasıl sağlanabilir?

Bir arada yaşama iradesi derken, bunun taraflardan yalnız birinde olmasının yetmediğini, her ikisinin de bulunmasının zorunlu olduğunu belirtmek gereksiz.

Zaten bir arada yaşama iradesi yoksa, hiç kimse, hiçbir ordu, hiçbir baskı, hiçbir önlem üniter çözümü zorla kabul ettiremez.

Bu noktada önerilmesi bile suç olan Kürt bağımsızlığı geliyor gündeme.

Bir an için, bu konunun özgürce tartışılmasının önündeki anayasal ve yasal engellerin kaldırıldığını varsayalım.

O zaman pratikte pek de ala mümkün ve demokratik gibi görünebilecek olan bir formül ile barışçı çözümün var olup olmadığına bakalım.

Gerçekten de, Türkler ile Kürtler’in, kendi rızalarıyla ayrı ayrı kendi vatanlarında yaşamayı kabul etmeleri formülü acaba barışçı çözümü sağlayabilir mi?

Teoride pek de ala mümkünmüş gibi görünen bu çözümün barış içinde gerçekleşmesi sanıldığı kadar kolay değil.

Bırakın bir yana, Türk vatanı olacak tarafta kalacak Kürtler’in durumlarının doğuracağı sorunları, ama her şeyden önce, sınırların ne olacağı sorunu var.

Siz hiç yeryüzünde, sınırları savaşla çizilmemiş bir ayrılık gördünüz mü?

Kürt sorunun çözümünde herkes barış istiyor, ama görüldüğü gibi barışın önünde ayılması gereken ,büyük engeller var.