BİR OĞUL ÖLDÜ DİYELER…

“Mustafa Dönmez, ODTÜ’deki öğrenimini 80 olayları nedeniyle yarıda bırakıp Harp Akademisi’ni kazanmış ve başarıyla Yarbaylık rütbesine kadar yükselmiş, entelektüel bir subaydı. 2009 yılında bir ihbar mektubu ve evinde bulunduğu iddia edilen bir krokiden yola çıkılarak; Ankara’daki Zir Vadisi’nde bulunan ve kime ait olduğu belirsiz mühimmat nedeniyle tutuklanmış bir Ergenekon Davası sanığı oldu.

Mustafa Dönmez’in 1991 doğumlu büyük oğlu Alp Kaan, üniversite eğitimini sürdürdüğü Azerbaycan’da, 1 Eylül Cumartesi günü karşıdan karşıya geçerken bir aracın çarpması sonucu hayatını kaybetti.

Silivri’de bir tutukluya verilen ilk cenazeye katılım izni, Doğan Yurdakul’un kanser olan eşi Güngör Yurdakul’un ölümü sonucu biz avukatlarının başvurusuyla gerçekleşmiş ve bu iznin genelleşmesiyle tutukluluk haklarında önemli bir kazanım elde edildiğini düşünüp, sevinmiştik. Meğer yanılmışız…

Tutukluya cenaze izni hakkını veren kanun, bu hakkın kullanımını Mahkeme Heyeti’nin tutuklu avukatlarının yaptığı başvuruyu kabul ve kararına bağlamış. Mustafa Dönmez’in yaşadığı acıdaki gibi eğer yakınınız hafta sonu ölürse, cenaze izni alabilmek için ilk iş gününü beklemeniz ve tabii cenazeyi de bekletmeniz gerekiyor. Biz avukatlar da bu durumu göz önüne alarak, Mustafa Dönmez’e oğlunun ölüm haberini, Mahkeme’ye başvuru yapana kadar vermemeyi uygun bulduk.

Haksız bir karar sonucu, YAŞ kararları öncesi 3’lü kararname ile davası devam etmesine rağmen iddialar nedeniyle ordu ile ilişiği kesilen Dönmez; muvazzaf askerlerin tutuklu kaldığı Hasdal Cezaevinden Silivri’ye nakledilmiş ve burada kendi isteğiyle tek başına kalmaktaydı. Geçen Pazartesi, kendisine hayatındaki en acı haberi vermek için duruşmaya gelmesini beklerken, durumu duruşmaya katılan diğer sanıklara anlattık ve tabii Silivri Mahkeme salonuna tam bir ölüm sessizliği çöktü.

Mustafa Dönmez herzamanki güleryüzü ile duruşma salonuna girdiğinde, henüz Heyet gelmemişti. Tuncay Özkan, kimsenin yapmaya cesaret edemediğini yaptı ve Dönmez’i acı habere hazırladı. Çok güzel bir ön konuşma yaptı ve o en acı haber verildiğinde Mustafa Dönmez sadece ‘Oğlum!’ diyebildi. Kendisini suçluyordu, çünkü oğlu Belçika’da eğitim görmek istemiş, o ise Azerbeycan’da güzel bir eğitim sistemi olduğunu söyleyerek, oğlunu orada okumaya ikna etmişti. Herkes sırayla yanına gidip başsağlığı diler ve teskin etmeye çalışırken, Mustafa Dönmez bir babanın alacağı en ağır darbeyle, çoktan yıkılmıştı.

Mahkeme Heyeti’ne sabah 08:30’da verdiğimiz izin dilekçesinin kabul cevabı, ancak 10:30’da verilebildi. Mahkeme kararı cezaevine faksladı. Mustafa Dönmez’i yanıbaşımızdaki cezaevine bir araçla geri götürüldü ve sonra, sanki Silivri’de hiç uygun cezaevi aracı yokmuş gibi Maslak’taki Jandarma Alay Komutanlığından araç beklendi. Oysa Dönmez’in, Bandırma’daki cenazeye yetişmesi için en geç saat 14’te Yenikapı’dan feribota bindirilmesi gerekiyordu.

Saat 11:00 olduğunda Jandarma, Bandırma’ya gidecek araç için masrafın 2500 TL olduğunu bildirdi. Bu durum, parası olmayan tutuklular için cenazeye katılım hakkının kullanılamaz olduğu gerçeğini bize gösterdi. Çünkü 3 hafta önce de sanıklardan Erkan Önsel’in ağabeyi öldüğünde, Trabzon’daki cenazeye götürülmesi için kendisinden 6500 TL masraf talep edilmişti!

Parayı yatırdıktan sonra, Dönmez’i götürecek aracın hala yola çıkmadığını öğrendik. Duruşmayı izlemeye gelen CHP milletvekillerinden M.Akif Hamzaçebi, telefonla Vali’yi arayıp işlemin hızlandırılmasını rica etmese, eminim Maslak’tan Silivri’ye en erken öğle tatilinden sonra yola çıkacaktı.

Mustafa Dönmez’i saat 13:30 gibi Silivri’den alan cezaevi aracının, Yenikapı feribotuna güvenlik nedeniyle alınmadığını haber aldık. Oğlu Alp Kaan’ın cenaze namazına yetişemediği için bekletilen tabutu, babası son kez sarıldıktan sonra toprağa verildi. Dönmez, cenaze izninde evinde de uyuyamayacak. Akşam Bandırma cezaevinde götürülüp, sabah evine getirilecek.

Ve bu tablonun mimarları, akşamları gönül rahatlığıyla çocuklarına iyi geceler dileyebiliyorsa, ne mutlu onlara!”

Av. SERKAN GÜNEL

İnsan, yoluyla birlikte biten bir yolcudur.

ANTOİNE DE RİVAROL

“G” NOKTASI

Öldükten sonra Allah’ın cehennem azabından korkanların, yaşarken başkalarının hayatını cehenneme çevirmekten hiç bir vicdan azabı duymamaları nasıl açıklanır, bilemiyorum.

Çünkü benim inanmadığım kutsal kitaplar bile, en büyük cehennem azabının vicdan azabı olduğunu sezdirir.

Hile ile, iftira ile insanların hayatını çalmak, özgürlüğünü gaspetmek, onları girişi ve çıkışı tutulmuş sır’at köprülerinde bekletmek, zulüm değilse nedir?

İşte o zalimlere, “Onlar için cehennemden yataklar ve üstlerine örtüler vardır.

Biz zulme sapanları işte böyle cezalandırırız (Araf Suresi, 41)” der, Kur’an.

Ama ben kendilerine, başkalarına çektirdikleri acıların aynısını çekecekleri kadar uzun bir yaşam diliyorum!