BİLGE TOPU TUT – BİLGE BAŞINI ÖRT

Türkiye’de 10 yıllık AKP iktidarı süresince eğitim tartışmaları sadece birkaç konu çerçevesinde sürdürüldü: Türban, İmam Hatip Okulları (İHO), ÖSYM, SBS, KPSS ve Uzmanlık sınavlarındaki kopya skandalları ve son olarak 4+4+4 uygulaması… Aslında hepsi büyük resmin parçaları: Karşımızdaki devasa tablo hızla dönüştürülmek istenen Türkiye; muhafazakâr, dini bütün nesiller yetiştirmek.

Bu yüzden eğitimin kalitesi, bizim eğitim sistemimizin neden bir türlü çağdaş dünyaya uyum sağlayamadığı, örneğin neden çocukların matematik, fen ve okuma bilgilerini ölçen PISA endeksinde daima son sıralarda olduğumuz, neden çocuklara ilköğretim 3. sınıftan itibaren ikinci lisan olarak İngilizce öğretiliyor olmasına karşın mezun olduklarında iki cümleyi bir araya getiremedikleri asla masaya yatırılmadı. Bildiğiniz gibi artık öncelik 5, 6, 7 ve 8. sınıfların her birinde toplam 72’şer saat işlenecek olan Kuranı Kerim derslerinde. Ders 5. sınıfta “Kuranı Kerim’i Tanıyalım” ünitesiyle başlıyor ve her bir sınıfta “Kuranı Kerim’i Tanıyalım” ve “Kuranı Kerim’i Güzel Okuma” üniteleri ele alınıyor. Hazreti Muhammed’in hayatı ve hadisleri ise diğer okutulacak derslerin ana öğesi. Örneğin 6. sınıflarda “beslenme” konusu işlenirken öğrenciler “Hz. Muhammed’in nimetlere şükreden bir kul olduğunu, besmele çekmeyi ve hamd etmeyi şükrün ifadesi olarak yaptığını, yiyecek-içecekleri israf etmediğini, beslenme konusunda hijyene önem verdiğini, ikramda bulunmaya teşvik ettiğini” öğrenecekler. Ya da 8. sınıflarda “eğlence ve spor” başlıkla ünitede Hz. Muhammed’in spor ve eğlence anlayışı işlenecek. Bu derste, öğrencilere Hz. Muhammed’in sporu teşvik ettiği ve çeşitli dallarda yarışmalar yaptırdığı, müzikle ve eğlenceyle ilgili belirlediği ölçüler anlatılacak…

Bu yüzden AKP milletvekili Ali Boğa’nın, “4+4+4” sistemiyle birlikte, bütün okulları imam hatip okuluna dönüştürme şansı yakaladık” sözü tam yerini buldu. Zira Eğitim Bakanlığı 4+4+4 modeliyle dini müfredatı bütün sisteme dahil etmiş durumda.

“Bilgi Toplumu olma hedefi” artık tamamen bir hayal. Okumayı sökme kitaplarının yeni karakteri olan kız çocuğunun adının Bilge olarak değiştirilmesi ise “kara mizah”.

Evet, artık Ali yerine topu Bilge tutacak. Ama Bilge acaba okulu bitirebilecek mi? Yoksa kendi ailesinin muhafazakâr değerleri doğrultusunda evinde açık liseye mi devam etmek zorunda kalacak? Hiç şüpheniz olmasın. Kız çocukları başta olmak üzere eğitim giderine bütçe ayıramayan, ayırabilse bile kız çocuklarının okumasını ya da çocuklarının okumasını istemeyen aileler çocuklarını okula göndermekten hızla vazgeçecek.

Başbakan Erdoğan, dindar nesiller yetiştirmek istedikleri yönündeki açıklamasına tepki gösterilmesi üzerine “Tinerci mi olsunlar?” diye cevap vermişti. Sanki dindar nesil yetiştirmenin alternatifi, tinerci nesil yetiştirmekmiş gibi. Şimdi de 66 ayı doldurmamış çocuklarını okula başlatmamak için rapor alma zorunluğu hisseden velilerle empati kuramayan intihalci Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in “4+4+4’e karşı çıkanlar ya PKK yanlıları ya da laikçiler” sözleri…

“Toplum mühendisliği”nin en kaba müdahale örneğine tanık oluyoruz.
Görünen o ki AKP artık fütursuzca “toplum mühendisliği” ile yola geleni dinen eğitecek, yola gelmeyeni de yok sayarak ezecek!

Yakın zamana kadar kız çocuklarının okula gönderilmesine yönelik toplumsal bir seferberlik yürütülüyordu. Artık ne Milliyet Gazetesi’nin önayak olduğu Baba Beni Okula Gönder kampanyası, ne Turkcell’in Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ile birlikte yürüttüğü Kardelen Projesi kaldı. Sesler kesildi. Herkes korktu, sindi, sustu… Ne kadar acı değil mi?

Günümüz Türkiyesi’nin acı gerçeklerinden biri de her gün hunharca işlenen kadın cinayetleri. İçlerinden birçoğu boşandığı eşi ya da ayrılmak istediği nişanlısı, kocası, erkek arkadaşı tarafından işlenen cinayetler… Katil erkeklerin ortak özellikleri işsiz olmaları, daha önce defalarca, yaşamlarındaki kadınlara şiddet uygulamaları. Mağdur kadınların ortak özelliği ise yaşadıkları hayatı artık sürdürmek istememeleri, kendilerine çocukları ile birlikte yeni bir gelecek inşa etme arzuları. Tüm bunlar bile Türkiye’de toplumun çarpık yapısını, kadınların bir çıkış yolu bulma istemlerini gözler önüne sermeye yeterli. Soruyorum ne yaptı bugüne kadar iktidar, bu korkunç gerçeğin karşısında. Göstermelik birkaçına verilen korumalar dışında? Bütüncül bir politika oluşturabildi mi? Yoksa önemser gibi göründü de önemsemedi mi? Peki 4+4+4 modeli ile bundan 10 yıl sonra nasıl bir Türkiye tablosu ile karşı karşıya kalacağız sizce? Aile değerlerinin bütünlüğü, itaat eden kadının saygınlığı, çocuk yetiştirmenin ulviliğinin mesleki kariyer yapmaktan çok daha önemli olduğu tarzındaki söylemlerle yetişecek olan kadın, devam ettirmek istemediği yaşamına karşı çıkacak cesareti nasıl kendinde bulacak?

“Bilge topu tut” ile başlayan yeni dönem, üstü örtülü “Bilge başını ört, Bilge itaat et” ile sürüp gidecek.