BİZDEN OLANLAR, OLMAYANLAR

Eskiden de söylerdi:

-En üst belirleyici İslam’ın ilkeleridir. Her şey ona göre belirlenir.

-Referansım İslamdır!

Geçenlerde de söyledi:

-Arakan Bölgesi’nde yaşanan insanlık dramına sessiz kalamayız.

Müslümanların..katledilmesine, tehcirine uluslararası toplum seyirci kalmamalı!

Referansımız belli bir inanç sistemi olarak tanımlanınca, kimin yardımına koşacağımız, kimlerin felaketine “geçmiş olsun !” demekle yetineceğimiz de belirlenmiş olur; böylece, sadece sınırların ötesinde değil, yurt içinde de kimin bizden olduğu, kimin de olmadığı da saptanmış olur.

Bizden olmayanı kim, nasıl tanımlar? Bizden olmayanı aslında biz tanımlarız, kendimizi tarif ederek tanımlarız: “Gülliver’in Seyahatları” romanında Liliputlular, katı yumurtaların, kalın uçlarından kırılması gerektiğini savunurlar. Böylece, bunun tersini, yani yumurtaların, sivri uçlarından kırılması gerektiğini savunan “Blefuscu”lar, hemen “öteki ” oluverirler.

İnsan guruplarını kim, neden birbirlerinden ayırmak, uzaklaştırmak ister?
İnsanlar değil, onları, bir arada, güdümlerinde tutmak isteyen güçlüler, cemaatlerini yitirmemek, ardından gidenlere fire verdirtmemek için yaparlar bunu .

İktidarda olan, kendisini tanımladığında, bize, “Bana bak, işte böyle olmalı” mesajını her gün, felakete uğrayanlara yardım ederken, üniversitelere cami yapılmasını önerirken, yılbaşı kutlamalarına karşı olduğunu açıklarken vb. değişik şekillerde tekrar ettiğinde halkın önemli bir bölümünün kendi ülkelerinde yabancılaşmasına, ötekileşmesine yol açar!

Ortaçağda ve öncesinde belki yararlı olan bu ayrışım, bu gün ne sağlar?

Zarar verir.

Bu, çağımızda iyice kavranılmış, yönetenlerin laikçe davranmaları, topluma durmadan “ben böyleyim, böyle olunmalı!” mesajı verilmemesi, farklı olanın öteye itilmemesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

“Hem laik, hem Müslüman olunmaz. Ya Müslüman olacaksın, ya laik. İkisi bir arada olunca ters mıknatıslanma yapar. Mümkün değil, ikisi bir arada olamaz.” diyen bunu pek anlamış sayılmaz.

Bu şekilde konuşuldukça, kendini böyle tanımlamayı sürdürdükçe “Ben sadece bana oy verenlerin değil hepsini temsil ediyorum” sözleri lafta kalır, şu farklı guruba, değişik inanç sahiplerine davulla zurnayla açılımlar düzenlemek de gösteriden öteye geçmez, yurtdaşlarının önemli bir bölümünü giderek yabancılaştırmış olursun. Bu demokrasi ile bağdaşmaz, bu gün tarifine uymayanların, yarın böyle tariflerin ne kadar yanlış olduğunu anlayacakların senden uzaklaşmalarına yol açar.

Bu da aslında memleket için pek fena olmaz!