AŞKLA ÖLÜM ARASINDA…

Zavallı Don Giovanni! 17. yüzyılda İspanya’da “Don Juan” adıyla bir edebiyat kahramanı olarak yaratıldığı günden beri ne çok esere, romana, öyküye, tiyatro oyununa, sinemaya, opera ve baleye konu oldu. Hâlâ da olmakta… Bir yanda kadınlar, aşk, tutku, öte yanda ölüm… İkisi arasında yüzyıllar boyunca gitti geldi! Ölüme meydan okumak için gücünü kanıtlamalıydı; gücünü kanıtlamak için kadınları baştan çıkardı. O, iktidar mücadelesi için kadınları, kadınlar kendi çıkarları için onu kullandı… Çözümü olmayan bir kördüğüm…

Mozart’ın en popüler, en başarılı, en görkemli operalarından biri olan “Don Giovanni”, Ankara Devlet Opera ve Balesi’nde doludizgin, kapalı gişe temsillere devam ediyor. Geçen hafta sonu Ankara’da eseri izleme olanağı bulduğumda, doğrusu bu denli keyif alacağımı tahmin etmiyordum. Nedeni çok basit: Zefirelli’ninki dahil olmak üzere bugüne dek bu eserin yurtiçinde ve yurtdışında sayısız prodüksiyonunu görmüş, eserin işitsel ve görsel bir şölene dönüşmesine tanık olmuştum. Hemen belirteyim Ankara’da izlediğim “Don Giovanni” dört dörtlüktü.

Başarılı prodüksiyon

Librettosunu Lorenzo da Ponte’nin yazdığı Mozart’ın “Don Giovannisi” hâlâ güncelliğini koruyan, birbirinden güzel aryalarla donatılmış, öyküsüyle düşündüren, müziğiyle büyüleyen başyapıtlardan biri.

Eseri sahneye koyan Yekta Kara’nın, bu eserle 3 kez “hesaplaşması”… Şöyle ki; 1980 yılında eser Ankara’da sahnelendiğinde o Donna Elvira rolünü oynuyor ve dramaturg görevini üstleniyordu. Daha sonra 1987’de İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nde eseri sahneye koydu. Bu üçüncüsü…

Bu kez vurgulanan yaşamla ölüm arasındaki o kıldan ince kılıçtan keskin çizgi… Bu kez benim dikkatimi çeken, Don Giovanni’yi “ölüme meydan okuyan bir kahraman” olarak yorumlarken çevresindekileri de “kahramanlaştırması”…

Bu rejide en sevdiğim özellik ise şu oldu: Bir yandan yalınlık kollanırken bir yandan ayrıntılar üzerinde durulmuş. Sahne görselliğe boğulmadan, görsel efektlerden yararlanmış. (Ölüm meleklerinin devinimleri, kır kahvesinin beyaz masa iskemleleri, sahnedeki olağan üstü renk değişimleri ve müthiş etkileyici final – cehenneme iniş vb.) Ama en önemlisi bütün bunlar, temsilin hiçbir anında müziği ve sesleri gölgelemiyordu!

Müzik ve sesler ön planda

Don Giovanni rolünde Eralp Kıyıcı, Donna Anna rolünde Feryal Türkoğlu’na, Don Ottavio rolünde Şenol Talınlı’ya doyamadım, doyamadım, doyamadım!

Şef Winfred Müller yönetiminde Ankara Devlet Opera ve Bale Orkestrası ve Korosu… İsabetli bir rol dağılımı; aksamayan sesler: Donna Elvira’da Esin Talınlı, Leporello’da Sabri Karabudak, Zerlina rolünü Görkem Ezgi, Masetto’da Cem Beran Sertkaya…

Temsilin her anında müzik ve sesler ön plandaydı.

“Don Giovanni” yi Yekta Kara belli bir döneme değil, zaman dışılığa ya da her zamana yerleştirmiş. Cristian Floeren’in dekorları, aynı amaca hizmet ediyor. Kahramanların duygu dünyasını dışa vuran, sınıfsal konumlarını ortaya koyan Şanda Zıpçı’nın kostümleri çok başarılı. Fuat Gök’ün ışık tasarımı adeta kendi başına bir karakter… Zengin bir görsellikten öte, öyküyü ilerletmekte, atmosfer yaratmakta önemli bir rol oynuyor…

Bu prodüksiyona emeği geçen herkesi kutlarken beni çok mutlu eden bir gözlemimi vurgulamak ve paylaşmak istiyorum: Temsili sıradan bir cumartesi akşamı izledim. Gala falan değildi ve tek boş koltuk yoktu. İzleyicilerin çoğu da gençlerdi!