DÜŞ VE GERÇEK ÜZERİNE

Hemen her yazımı tasarlarken dil konusunda bir sorunun üstesinden gelmem gerekiyor…

Bu kez de öyle oldu.

“Düş” sözcüğünü hem “rüya” hem “hayal” sözcüklerinin karşılığı olarak kullanıyoruz.

Burada çözülmesi gereken bir sorun var: Rüya ve hayal farklı şeylerdir. Neden iki farklı kavramı tek sözcükle karşılayalım?

Rüya ve hayal… Ses değerleriyle de güzel tınıları var. Onları neden bir tek düş sözcüğüyle karşılayıp saf dışı bırakalım…

Yazımın başlığındaki “düş”, anlaşılabileceği gibi, “hayal”in karşılığıdır…

Fakat, kuşkusuz, “rüya” olarak da okunabilir…

“Gerçek” üzerine de birkaç şey söylemek gerekirse… Onu “realite”nin karşılığı olarak kullanıyoruz… Bir de “hakikat ” var… Hakikat ve realite aynı şey midir? Yabancı dillerden örnekler vererek konuyu daha da ağırlaştırmak istemiyorum… Bilgisine az çok sahip olduğum başka dillerde “gerçeklik” ve “hakikat” farklı sözcüklerle karşılanıyor…

Konum dil değildi… Fakat girişte de belirttiğim gibi, bir yazıyı tasarlarken öncelikle bir dil sorununu çözümleyip aşmamız gerekiyor… Yazımın başlığı “Hayal ve Hakikat Üzerine” de olabilirdi… Bir fark oluşuyor mu? Kesin bir şey söyleyemem… Tartışalım…

***

Kişisel yaşamlarımıza ve toplumsal yaşama ilişkin düşlerimiz(hayallerimiz) vardır…

Bunların gerçekleşmesinin koşulları nelerdir?

Bu düşlerimiz gerçeklikle(hakikatle) ne ölçüde bağdaşmakta ya da bağdaşmamaktadır?
Bu yazıda ben bir üyesi(bireyi, ferdi) olduğumuz topluma ilişkin düşlerimize ve onların gerçeklikle bağıntısına değinmek istiyorum…

Bu konuda söyleyebileceklerim, istenirse kişisel yaşam alanlarına da bir ölçüde uygulanabilir…

***

Özgür, bağımsız, âdil bir ülke düşlüyoruz(hayal ediyoruz)…

Fakat bu düşlerimizin gerçekleşebilmesinin koşulları üzerinde kafa yorup araştırmalar yapıyor muyuz?

Ve buna bağlı olarak, ulaştığımız sonuçların yaşama geçirilmesi konusunda bir çabamız oluyor mu?

Yoksa, düşlerimizin bir türlü gerçekleşmeyişinin yarattığı karamsarlık, bizi giderek umutsuzluğa, aldırmazlığa, ve hatta karşı olduğumuz kötülüğe boyun eğişe, onu bir yazgı olarak kabul etmeye mi sürüklüyor?

Görüldüğü gibi düş ve gerçek ilişkisi , bir dizi sorun üzerinde düşünme gerekliliğine yol açmaktadır…

***

Umutsuzluğa, karamsarlığa , daha da kötü durumlara düşmemek için, düşlerimizin bir türlü gerçekleşmeyişinin nedenleri üzerinde düşünmek, bu nedenleri gerçekliğin içinde arayıp bulmak gerekiyor…

Bunun kolay bir şey olmadığını biliyorum .

Fakat düş kuran(hayal eden) kişi, bu çabayı göze almak zorundadır…

Bir takım sonuçlara düşünsel olarak ulaşmak da yeterli sayılamaz…

Sonraki aşama, ulaştığımız sonuçların yaşama uygulanması için kolları sıvamak, eyleme geçmek gerekliliğidir…

Belki daha da çetin, ister istemez tehlikelerin, baskıların göze alınmasını gerektiren bir süreçtir bu…

Gerçekliğin önce kuramsal sınavından geçip sonrasında da eyleme dönüştürülmeyen düş, Türkçemizdeki çok yerinde bir deyimle ve en iyi olasılıkla “ham hayal” olarak kalacaktır…

***

Toplumsal ya da kişisel yaşamlarımızda, gerçekleşmesi olanaksız düşler kurma özgürlüğümüz yok mudur?

Toplumsal alanda bilimsel dayanağı bulunmayan düşlere “ütopya” deniyor .

Eyleme döküldüklerinde yenilgi kaçınılmazdır…

Yazıya döküldüklerinde daha çok sanatın, edebiyatın alanı içinde gibidirler…

Kişisel yaşamlarımızda gerçekleşmesi olanaksız düşler kurmamıza gelince… Bu, kuşkusuz, herkesin kendi bileceği şeydir… Kaldı ki, Yahya Kemal’in bir dizesiyle söyleyecek olursak:

“İnsan âlemde hayal ettiği müddetçe yaşar…”