YOKLAR… VARLAR… BİR YARIŞMA…

Yargılama var ama adalet yok!

Savunmayı dikkate alma, savunma taleplerine izin yok ama savunmaya baskı, avukatlara suç duyurusu ve yargısız infaz var! (Bkz: Gazeteler.)

Bilim kurumlarının raporlarına yer yok ama iktidardakilere biat kültürü var! (Gençler bu terimi bilmeyebilir: “Bağlılık sözü” diye özetleyebiliriz. İslam ve Türk devletlerinde halifenin ya da hükümdarın elini eteğini, tahtın yerdeki ucunu öpmeyi, bağlılık törenine dönüştürmek buradan kaynaklanır!)

Bavulla servis edilen deliller var ama delillerin değerlendirilmesi yok!

Dijital çelişkiler, sahte veriler gani gani var ama bunların kale alınması yok!

Toptancılık var ama vicdan hiç yok!

Askeri darbelere nefret var ama sivil darbelere nefret yok!

12 Eylül yargılamalarına şiddetli itiraz var ama özel yetkili mahkemelere itiraz yok (idi)!

12 Eylül’ü ve tüm darbeleri lanetlermiş gibi (sadece -miş gibi) bir hava var ama 12 Eylül yasalarından ve yöntemlerinden sonuna dek yararlanma da var!

İçimde artık bundan böyle ülkemde askeri darbeye geçit olmaz umudunun kırpıntıları var ama sivil darbeyi bu millet nasıl da gık bile çıkarmadan benimsedi diye korkunç bir acı da var… İçimde artık yargı bağımsızlığına en ufak bir güven yok!

Erk ve güç sahiplerinin öç alma duygusuyla ve kimi medya yardakçılarının sansasyon tutkusuyla sanki “adalet varmış gibi” yapmaları; ama tarihe bakma, tarihten ders alma alışkanlıkları yok!

(Sevgili okurlar, bugün sizlerle sadece muhteşem bir yarışmayı paylaşacaktım ama en kısadan bunları söylemeden edemedim!)

Leyla Gencer Şan Yarışması

Yalnız final gecesi değil, bütün yarışma süreci müthiş bir olaydı! İşbirliği, dayanışma, rekabet, gözyaşı, kahkaha, farklı diller… Hepsi bir arada! Bilgelikle gençlik; deneyimle toyluk sarmaş dolaş… Ünlü starların geleceğin ünlülerine şefkati, büyük yeteneklerin, yarışan genç yeteneklere sarılışı…

Düşünsenize en başta 176 genç sanatçıydılar. Berlin, Londra, Viyana, Madrid, Milano ve İstanbul’da ön elemelerle sayıları 40’a indi. 22 ayrı ülkeden İstanbul’a geldiler. 4 gün yarıştılar. Aralarından yirmisi yarı finale kaldı. Sonra dokuzu final konserinde Aya İrini sahnesinde yaprak gibi heyecandan titreyerek karşımızdaydılar… İtalyan Maestro Pietro Mianiti yönetiminde Borusan Filarmoni Orkestrası eşliğinde biz dinleyicilere eşsiz bir konser verdiler.

Bana sorarsanız tüm finalistler harikaydı. (Sonuçları dünkü gazetede okudunuz tekrarlamayacağım.) Bu yıl ilk kez dinleyici oylamasıyla bir de “Halk Ödülü” eklenmişti yarışmaya. Dinleyicilerin seçimiyle, jürinin birincilik ödülü seçimi aynı çıktı! (Çok yarışma izledim, böylesine az rastlanır!)

Mısırlı soprano Fatma Said (21 yaşında). Massenet’nin “Manon”unu pırıl pırıl duru sesi, kendine güveni, rahat tekniği, oyunculuk yeteneği, mimikleri, güzelliği, sahne karizmasıyla, öyle bir canlandırdı ki jüriyi de bizi de büyüledi! Geleceğin Anna Netrepko’su olabilir! (Halk Ödülü, gelecek yıl Turgutreis D-Marin Festivali’ne bir konser davetiydi. Şimdiden söylüyorum: Geleceğin ünlü sopranosu Fatma Said, 2013’te Bodrum’da konser verecek.)

Jüriden notlar

Her yarışmanın önemi jürisiyle orantılıdır. Bu yıl bir kez daha muhteşem bir jüri oluşturulmuştu. Çağımızın en önemli sopranolarından Mirella Freni başkandı. Sahneye çıktığında aldığı büyük alkışa kendi de şaşırdı! “Beni burada tanıyorlar! Herkes imza istedi” diyordu final konserinden sonra. Üç gün boyunca Leyla Gencer’le yaşadığı nice anıyı, sevgiyi ve saygıyı paylaştı benimle.

Sadece o değil, çoğu farklı opera kurumlarının yöneticilerinden oluşan uluslararası jüri, Leyla Gencer Müzesi’ni dolaşırken gözyaşlarını tutamadılar. Müze ve arşivle ilgili olarak İKSV’yi övgülere boğdular.

Jüri üyeleriyle konuşmalarımda öne çıkan konular şöyleydi: Bu yıl niteliğin ve standardın çok yüksek olduğu… Katılımın genişliği ve dünyanın farklı yerlerinden olması… Leyla Gencer Yarışması’nın 7. kez yapılıyor olmasına (genç bir yarışma olmasına) karşın şimdiden dünyada kazandığı saygınlık ve prestij… Bugüne dek kazananların çoğunun önemli yerlere gelmiş olması…

Organizasyonun mükemmelliği…

Olayın önemi

Bu yıl jürideki isimler kadar, katılan yabancı gazeteciler de önemliydi. Jüriyle konuştuklarımız elbet onların da gündemindeydi. Final gecesinin televizyondan, Sky360’tan naklen verilmesi de bu yılın olumlu adımlarından biriydi.

7.Leyla Gencer Şan Yarışması, İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından, La Scala Tiyatrosu Akademisi’nin işbirliğiyle gerçekleştirildi. Doğuş Grubu ve Garanti Bankası’nın sponsorluğunda, Borusan Holding’in katkılarıyla düzenlendi.

Yukarıda adı geçenlere ne denli teşekkür etsek azdır. (Aydın Gün’den Hale Taşçı’ya ve tüm emekleri geçenlere de…)

Ülkemin adını, evrensel ve çağdaş bir platforma taşıdıkları için hepsine tek tek teşekkür ediyorum. Türkiye adını, Leyla Gencer gibi bir değerin adıyla bütünleyen bu yarışmayla, niteliği, çoksesliliği yücelttikleri için, sanatı, yaratıcılığı, bilimi, “muasır medeniyeti” hedefledikleri için teşekkür ediyorum. Geleceğin sanatçılarına olanak sağladıkları için, geçmişle gelecek arasında, yerelle evrensel arasında kurdukları köprüler için teşekkür ediyorum.