GÜL VE DİKEN

Taraf gazetesinin dünkü sürmanşetinde cumhurbaşkanlığı için yapılmış bir kamuoyu araştırmasının sonuçları yer alıyordu:

“Köşk’te Abdullah Gül olsun %51.”

Hemen altında da ikinci sonuç vardı:

“Erdoğan olsun %23.”

Abdullah Gül nereden bakarsanız ikiye katlamış, üstüne de üzerine de 7 puan eklemişti!

Bu araştırmaların önemi var mı?

Eğer söz konusu araştırma Taraf’ta yer alıyorsa biraz farklı bakmak gerekiyor. Çünkü AKP hükümetinin en zor anlarında Taraf gazetesi yaptığı yayınlarla Erdoğan’ın önünün açılmasında önemli rol oynadı.

Karakol baskınlarındaki zafiyetler, bütün detaylarıyla Taraf’ta yer aldı. Tabii en önemlisi Ordu içindeki siyasi mekanizmaların parçalanmasında Taraf yayınlarının etkisi yadsınamaz…

Erdoğan’ın önünde uzanan bin bir tuzaklı mayınlı araziyi Taraf gazetesi temizledi. Uzun yıllar Washington’da saygın bir yeri olan, ABD Başkan’ının uçağına binebilen 5 gazeteci arasında yer alma başarısını gösteren Yasemin

Çongar’ın Taraf gazetesine olan katkılarını da es geçmemeliyiz.

Şimdi o Taraf gazetesi Cumhurbaşkanlığı seçimleri konusunda “bir kanaat” bildiriyor. Evet, bu bir kamuoyu yoklaması. Ama biliyoruz ki, bu tür araştırmalar vaktinden çok önce yapıldığında biraz da olması istenen sonuçlara ulaşır.

Eski bir başbakan açıklamıştı, Kıbrıs konusunda devlet adına kamuoyu araştırması yapacak olan ünlü bir firmanın yönetim kurulu başkanı kendisine şöyle sormuş:

-Araştırma sonuçları nasıl çıksın?

Şimdi bütün araştırmalar böyledir demiyoruz. Ama “mesaj” içerikli olmaları ihtimalini de yabana atamayız.

Hele iktidar partisinin son yıllardaki en önemli kongresi arifesinde açıklanan bu kamuoyu araştırma sonuçları bir şeyi gösteriyor:

-Başbakan Tayyip Erdoğan artık o kadar özgür(!) olamayacak!

Eğer böyle yokuştan aşağı freni boşalmış kamyon gibi gitmeye devam ederse onun önünü kesecek alternatif seçenekler de mevcut. Bu konuda eldeki en iyi pozisyon 2007’den bu yana Erdoğan’a göre daha “kucaklayıcı” bir profil veren Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığıdır.

Siyasette ilelebet ittifaksız ilerleyebilmek mümkün değildir. Erdoğan üçüncü seçim zaferini ve Anayasa Referandumunu sadece partisiyle değil ittifaklarıyla kazandığını unuttu…

Müttefikleri şimdi hatırlatıyorlar!

Öcalan’ı fark etmek…

Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Kürt Sorununun çözümü için akıl yolunun yönünü gösterdi:

-Devlet sorunun çözümü için Abdullah Öcalan ile de görüşebilir!

İlk bakışta “çarpıcı” gelebiliyor.

Oysa hiç de öyle değil.

Devlet 1984’ten beri PKK ile “çatışma” halinde… Aslında bu bir savaş. Zaten askerler de daha utangaç olarak şöyle ifade ettiler:

-Düşük yoğunluklu savaş!

Nasıl düşük yoğunluk ise, F-16’ler, Skorskiler, Prodetorlar, havan topları, özel timler, jandarma komandolar, piyade birlikleri hepsi bu ateş cehenneminde yer alıyor.

Bu kadar yoğunluk fazla değil mi?

Çatıştığın kuvvetin adı var: PKK!

PKK’nın da bir lideri var. Lideriyle gelişmiş bir hareketi lidersiz durdurmak mükkün olabilir mi?

Avrupa PKK liderini biliyor. Bugünlerde bütün Avrupa kentlerinde “Öcalan’a Özgürlük” kampanyaları yürütülüyor.

Niye isteniyor bu özgürlük? PKK’nın başına geçsin de daha fazla kayıp verdirsin diye değil elbette… PKK birliklerini dağdan indirebilecek tek kişi Apo da ondan… Savaşı ancak o bitirebilir.

Sadullah Ergin de aklın yolunu işaret etti. Sadece biraz “cesaret” gerekiyor.

Fiili durum Türk medyasının gösterdiği gibi değil. O yüzden de kamuoyu desteği bulamazmış gibi hissediliyor. Ama Anadolu’nun Batısında ve Doğusunda annelere sormak lazım:

-Savaş bitti ne diyorsunuz? Artık oğullarınız ölmeyecek!

Sadullah Ergin’in bugünlerde telaffuz edilmesi kolay olmayan cümleleri söylemesi barış için karanlığın ortasında bir ışık gibi görünüyor.

Desteklenmesi gerekir… AKP’nin de 2002’lerdiki kadar cesaretine kavuşması şartıyla…

Akılını kaçırma oyunları

Türk Hava Yolları’nın Skylife dergisinde Özlem Gürses’in geçen ay İstanbul’a gelen John Nash ile yaptığı röpotaj yer alıyor. Başlıkta gelen konuğun niteliği hakkında fikir veren bir manşet yer alıyor:

-İstanbul’da bir dahi.

Akıl Oyunları filminde Russell Crowe’un canlandırdığı Prof. Dr. Nash gerçek anlamda bir efsane olarak kabul ediliyor.

Özlem Gürses, iyi hazırlanarak gittiği Nash’e sorularıyla okunması keyifli bir röportaj ortaya çıkartmış.

Gürses soruyor:

-Sizin Oyun Teorisi kuramınız dünyaya “kazan-kazan” kavramını armağan etti. Peki herkesin “kaybettiği” bir oyun var mı?

Prof. Dr. Nash “var” diyor:

-Herkes negatif oynarsa mümkün… Her oyuncu kendi kazancından ziyade rakibinin kaybetmesine odaklanırsa, o zaman söylediğiniz şey olabilir!
Efsane bilim adamı sanki Türkiye’den söz etmiş gibi, ne dersiniz?