GÜLLÜ’NÜN MEKTUBU

Sevgili okurlar, bugün sizinle paylaşmak istediğim öyle çok konu vardı ki: İçinde yaşadığımızı söyledikleri “ileri demokrasi”de gazetemize yöneltilen sansür ve baskı… Büyük tepki sonucunda geri adım atılmak zorunda kalınan hayvanları yok etme yasası… Türkçe Onur Ödülleri ve 12 Eylül faşizminin bağımsızlığına son verdiği Türk Dil Kurumu… Tanık olduğum, söylemle eylem çelişkileri…

Hangisini seçsem ki, derken… Bir mektup… Güllü Salkaya’nın mektubu geldi. Bütün konuları, yazıları erteledim. Sizlerle o mektubun her satırını paylaşmadan hiçbir şey yazamayacağımı anladım.

İşte “Balyoz davası”nda 16 yıl hapis cezasına çarptırılan sivil memur Güllü Salkaya’nın mektubu:

Yanıtsız Soru:

“Ben, Güllü Salkaya. Hani şu 2003 yılında yapıldığı iddia edilen Balyoz darbe planının, Silivri’de süren duruşmaları sonunda müebbet hapis cezasına çarptırılan tek sivil memuru var ya, işte o benim. Sadece 27 senesini devletine hizmetle geçirmiş bir insan değil, aynı zamanda bir eş ve de anneyim. Biri 22, diğeri 24 yaşında iki evladım var. Canım kızımı ve oğlumu evde babalarıyla baş başa bıraktım. Onurumu ise asla kimseye bırakmadım ve de bırakmayacağım. Tek tesellim, ailemin ve evlatlarımın başımıza gelenleri anlayacak yetişkinlikte olmaları.

Ben, 27 yıl ekmeğini yediğim bir kuruma ihanet edecek kadar hainleşmedim. Ama Sayın Mahkeme, Sayın Heyet dedi ki; Güllü Salkaya, sen darbecisin. İlk gün sorduğum soruyu bugün yine soruyorum: Neymiş benim darbeciliğim? Koca koca generallerin, amirallerin, albayların, komutanlarımın suçu neyse, benimki de o: Güllü Salkaya adına tahsisli bir bilgisayarda son kaydedileni benim gözüktüğüm birkaç sözde dijital belgenin varlığı. Peki, 2003 yılında benim bu isimde bir bilgisayarım mı vardı? Mehmet Baransu bavuluyla sözde belgeleri Beşiktaş’a taşıyana kadar bu planı duymuşluğum, görmüşlüğüm mü var? Bir yerde imzama mı rastladılar? Hiçbiri değil. Peki, ben ne demeye 16 yıl ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkûm oldum o zaman? Bunun cevabını verecek bir makam mı var? O da yok.

Kadın olduğumun farkındalar mı?

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi hakkımda öyle kötü bir karar verdi ki, diğer 300 küsur erkek sanıkla birlikte beni de babalık ve kocalıktan men etti. Yoksa onlar benim kadın olduğumun farkında mı değiller ya da bizleri tek tek yargıladıklarını unutup basmakalıp bir karara mı imza attılar? Söyleyecek sözüm kalmadı artık. Aklım ve beynim durdu. İşin kötüsü, ne hissedeceğimi de bilmiyorum. 27 sene devlet hizmetinin sonunda, birkaç sözde dijital belgede adım yazdığı için Hasdal Askeri Ceza ve Tutukevi’nin halihazırdaki tek kadın tutuklusu olarak yalnız başıma bir koğuşta kalıyorum. Bu yalanın kurbanı olmaya daha ne kadar devam edeceğimi ise bilmiyorum.

Sözün ve vicdanın bittiği yer

Ben, Güllü Salkaya. Doğum yerim Erzincan. İşçi emeklisi bir babanın, dişinden tırnağından artırdığıyla okuttuğu beş evladından biriyim. O beş çocuktan biri, ben Güllü Salkaya, şimdi bir eş ve bir anneyim. Ailemden gördüğüm terbiyeyle, vatana, millete faydalı birer insan olsunlar diye yetiştirdiğim iki evladımın üniversite mezuniyetleriyle övünürken kendimi birden bire demir parmaklıklar ardında buldum. Artık mutlu değilim. Üzgünüm, şaşkınım, kırgınım ama umutsuz ve onursuz asla değilim. Bu yalan bir gün apaçık ortaya çıkana kadar, yüreğimde ve sevdiklerimin gözünde tek bir günahım dahi olmadığını biliyor olmanın rahatlığıyla bu haksız cezayı çekmeye devam edeceğim.

Bu zorlu süreçte desteğini benden esirgemeyen herkese minnet duyuyorum. Saygılar ve sevgiler sunuyorum”.

Güllü Salkaya-Hasdal Askeri Ceza ve Tutukevi.