HOŞÇA KAL ALTIN PORTAKAL

Güzel anları, endişeleri, kavgaları, kahkahaları, gözyaşları, gürültü patırtısıyla… Antalya’dan Isparta ve Burdur’a uzanan kortejleriyle… Birbirinden değerli filmleriyle…Geçmişten geleceğe aktarılan bilgi ve birikimleriyle… Bir Altın Portakal Film Yarışması daha sona erdi. Bütün o anlar, anıya dönüşmeye başladı bile…

Muhteşem kapanış

Hemen söylemeliyim: 70’li yıllardan beri katılımcısıyım, bugüne dek yapılmış en güzel kapanış töreniydi. Neredeyse bir karnaval havasındaydı. Az ama öz, kısa ve vurucuydu. Teşekkürler Ayhan Sicimoğlu ve orkestrası, teşekkürler düzenleyenler ve görev alanlar!

Sahnede Chaplin’in “Diktatör”, Szabo’nun “Mefisto” afişi de vardı, Aziz Nesin’in “Asalım”, “Keselim” manşetli “Marco Paşa” dergisi de… Silivri Cezaevi de; Madımak da sahnedeydi, muhalefet, mizah ve demokrasi tutkusu da barış düşleri de, zulümsüz, baskısız, yasaksız bir dünya hasreti de… Hepsi sahnedeydi ve yine de ne Kemal Kılıçlaroğlu ne de Mustafa Akaydın durumdan “vazife” çıkarmaya kalkmadılar! Nutuksuz, bürokrasisiz, sıcakkanlı ve insancıl bir törendi.

Haberlerde sonuçları okudunuz. Her jüri kendi seçimini yapar. Her yıl olduğu gibi elbet bu yıl da tartışılacak. Ben ulusal uzun film, kısa film, belgesel yarışmalarına katılan tüm sanatçıları kutluyorum. Tutkularından vazgeçmemelerini, çabayı, emeği, yaratıcılığı ve olanaksızlıklarla boğuşmayı sürdürmelerini diliyorum.

Bugüne dek ödül alan filmlerin gişede uğradığı düşüş göz önüne alınırsa, bu yıl belki de eleştirmenlerle izleyicinin ortak bir zeminde buluşmaları daha olası görülüyor… Tek tek filmler üzerine daha çok konuşacağız. Ama doğrusu “en iyi kadın” ve “erkek oyuncu” ödüllerinin, ilk filmlerini çeviren iki çocuğa verilmesi bana yanlış geldi. O çocuklara yarardan çok zarar vermesinden, vereceğinden korktum… Gönlümün en iyi kadın ve en iyi erkek oyuncu ödüllerini de Jale Arıkan (“Zerre”) ve Ercan Kesal’a (“Küf”) sundum.

O, ben değilim

Dün sonuçlar açıklandığından beri telefonum durmuyor, tebrikler yağıyor. Hemen belirteyim: En iyi ilk belgesel film ödülünü “Ben, Sen, O” filmiyle kazanan Zeynep Oral, ben değilim.

İzmir’de yaşayan, 1989 Ordu doğumlu bu Zeynep Oral, Yaşar Üniversitesi İletişim Fakültesi’ni 2012’de birincilikle bitirdi. Filmini görmedim ama sahnedeki duruşu, söylemi ve sonraki kucaklaşışımızla; adaştan öte duygudaş, akıldaş ve gönüldaş oluverdik…

Bundan iki yıl önceki Altın Portakal Film Festivali’nde de “Atlıkarınca” filmindeki rolüyle ödül alan çocuk oyuncu Zeynep Oral nedeniyle tebrikleri karşılıyor, “o ben değilim” açıklamaları yapıyor; “öyleyse kızınızı kutlarız”lara şaşırıyordum. Yakında Türkiye’nin tüm Zeynep Oral’ları birleşin çağrısı yapacağım! Gizli değil açık örgüt kuracağız. (Bir itiraf: Bayılıyorum genç Zeynep Oral’arın çoğalmasına!)

Antalyalıların sesi

“Yazın, yazın, n’ooolur yazın” dediler çevremi saran Antalyalılar. Söz verdim yazıyorum: Tarih değişikliği istiyorlar! Antalya Altın Portakal Film Festivali ve Antalya-Konyaaltı Kitap Fuarı, ikisi de aynı haftaya sıkıştırılmış! Koca takvimde başka hafta mı yok?! Bir yanda dünyanın bütün filmleri; öte yanda dünyanın tüm kitapları… Her ikisinde de yerli ve yabancı konuklar; her ikisinde de konferans, panel ve sergiler… Hangisine koşacağımızı şaşırdık, hem onu hem bunu izlemek istiyoruz diye çok haklı olarak yakınan Antalyalılar! Üstelik deneyim diyor ki ekimin ilk 15 günü kente yağmur yağar!

Elçilik görevimi yaptım: Antalya Büyükşehir Belediyesi, Konyaaltı Belediyesi ve Antalya Kültür Sanat Vakfı çözün şu takvim işini!

Nice nice Altın Portakal’lara… Ülkemin aydınlık, güleryüzlü, yaratıcı, ilerici güçlerine…