NOBEL – AB – TÜRKİYE

Bu yıl Nobel Barış Ödülü’nün AB’ye verilmesi, ve Birliğin Türkiye ile ilgili son ilerleme raporuna iktidar cenahından gelen tepkiler, ülkemizde Avrupa’yı yine tartışmaların odağına oturttu.

Norveç Nobel Barış Ödülü Komitesi Başkanı ve aynı zamanda Avrupa Konseyi Sekreteri olan Thobjorn Joagland, açıklamasında Birliğin altmış yıldır, Avrupa’da barış,istikrar, demokrasi ve insan haklarına yaptığı katkılar dolayısıyla Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldüğünü belirtmiş bulunmakta.
Doğrusu 20.yüzyılın ilk yarısında patlak veren ve insanlık tarihinin gördüğü en büyük yıkımlara yol açan iki paylaşım savaşının kaynağının da Avrupa olduğu düşünülürse, eski ana karadaki altmış yıllık barış döneminin önemi kendiliğinden anlaşılır.

Ancak, 20. yüzyılın özellikle ikinci yarısının ve 21.yüzyılın gerçek güç odaklarının artık Avrupa’nın doğu ve batısına kaydığı, eski kıtayı ikincil bir bölge haline soktuğu da düşünülürse, olayı pek fazla da abartmamak gerektiği anlaşılır.

Nitekim, 20,yüzyılın sonunda eski Yugoslavya’da patlak veren soykırımın üstesinden gelmekte de Avrupa aciz kalmış, sorunun nihai çözümünü aslında bir Amerikan örgütü olan NATO sağlamıştır.

***

Bununla birlikte, AB ile Avrupa’nın insan hakları bakımından istikrarlı bir demokrasi bölgesine dönüştüğü de yadsınamaz bir gerçektir.

Ancak, istikrar konusunda biraz daha dikkatli olmak gerekir. Ödül tam da Avrupa’nın, gelecekteki ekonomik sosyal ve dolayısıyla siyasal istikrarı konusunda ciddi soru işaretlerinin ortaya çıktığı bir dönemde verilmiş bulunmaktadır.

Kurumlarını yenileyemeyerek eskiyen, yaşlanan, ABD ve özellikle de Asya’nın yükselen ülkeleriyle rdekabet gücünü kaybeden Avrupa’nın şimdiye kadar iyi kötü sürdürdüğü istikrarını devam ettirebilmesi, yeni atılımlar yapabilmesine bağlıdır, ki bunu yapabilip yapamayacağı da ciddi bir soru olarak ortada durmaktadır.

Jaagland’ın AB’nin Türkiye’nin adaylık sürecinde insan hakları ve reformlar açısından sağlanan ilerlemelere yaptığı vurgunun anlamını kavramak ise çok güçtür.

Bizzat Birliğin Türkiye ile ilgili son ilerleme raporunda belirtilen hususlar bile ülkemizin sözü edilen alanlarda büyük sorunları olan ayıplı yarı demokratik bir rejim ile yönetildiğini dile getirmektedir.

Zaten AB’nin Türkiye’deki demokrasinin gelişimine katkıda bulunması bir söylence olmaktan başka anlam taşımamaktadır.

***

Ülkemizde çok yaygın bir yanılgı vardır ki o da şudur:

Türkiye AB’ye girerse, demokrasisini geliştirebilir.

Bu arabayı atların önüne yerleştiren bir yanılgıdır.

İşin doğrusu ise aynen şöyledir:

Türkiye demokrasisini geliştirir, insan hakları ayıplarını giderebilirse, AB’ye girebilir.

Başbakan’ın son açıklamaları da ,AKP’nin bunları yapmaya da, AB’ye girmeye de niyeti olmadığını ortaya koyuyor.

Şu anda ne Avrupa Türkiye’yi istiyor, ne de Türkiye Avrupa’yı…

Bu demek değildir ki, bu ikisinin birbirlerine ihtiyaçları yok, Ankara’nın üyeliği iki tarafa da yararlar sağlamaz.

Tam tersine Türkiye’nin üyeliği iki tarafın da yararınadır.

Ama, Avrupa Ankara’yı tehalük ile istemesi halinde bile AKP bugünkü kafa ile Türkiye’ye egemen olduğu sürece Türkiye AB’ye üye olamaz.

Bu durumda, Türkiye’nin AB üyeliği ancak koşulların değişmesi halinde gündeme gelecektir.

Yaşamın şaşmaz kuralı ise, tek değişmeyenin değişimin kaçınılmaz olduğudur.