AÇLIK GREVLERİYLE BAYRAM KUTLAMAK

Cezaevlerinde bulunan Kürt tutuklu ve hükümlüler son derece makul isteklerle açlık grevindeler. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti açısından son derece “makul istekler” diyorum, çünkü işbaşındaki AKP Hükümeti başka ülkelerin o denli uçuk isteklerini büyük bir sükûnetle kabul edebiliyor!

Dünyanın en ücra noktalarındaki “Müslümanların” her türlü derdine merhem olmak için yanıp tutuşan bu iktidar nedense Türkiye Kürtlerini bir türlü duyup göremiyor!

Açlık grevcileri mahkemelerde Kürtçe savunma yapmak istiyorlar. PKK lideri Abdullah Öcalan’a uygulanan tecridin kaldırılmasını talep ediyorlar. Bu kadar kabul edilebilir talepleri açlık grevi nedeni haline getirilmesi bile devlet açısından büyük bir ayıptır.

Kürsülere çıktıklarında “Kürt kardeşlerim” diye ağızlarına bir açıyorlar, sonra kurşuna dizmekten beter ediyorlar.

Eğer kardeşlik diye bir şey varsa, bu bayram gününde açlık grevine karşı bir şeyler yapmak gerekmez mi? Bu nasıl kardeşlik? Sen sabahtan kestiğin kurban etlerini öğlenden sonra büyük bir iştahla yerken, cezaevlerinde insanlar 40 günü aşkın süredir insani taleplerle direnecekler…

Cezaevleri bu ülkenin tarihinde her dönemde eza evleri oldu. Zaman geçiyor, o dönemlerde yapılanlar kitaplaştırılıyor, film haline getiriliyor. Okuyup seyredenler ürpererek soruyorlar:

-Bunlar nasıl yapılabilir?

Büyük bir onay dalgası kaplıyor ülkeyi… Bu dalgaya binip siyasi sörf bile yapılabiliyor:

-A şu Diyarbakır Cezaevinin ağzı dili olsa da anlatsaaaaa!

Hatırlamak zor değil, yukarıdaki cümle Başbakan Tayyip Erdoğan’ın 2010 Anayasa Referandumu öncesinde Diyarbakır mitinginde söyledi sözlerden biri…

Eeee… Şimdi ne oluyor?

Sıkıyönetim yok!

Milli Güvenlik Konseyi (Cunta) yok!

Kenan Evren yok!

Esat Oktay Yıldıran yok!

Raci Tetik yok!

Onların yaptıklarından şikayetçiymiş gibi yapıp, oy alan Tayyip Erdoğan var.

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin “ezici” Meclis çoğunluğu var.

Cezaevlerinde değişen bir şey yok!

İnsanlar açlıkla direnirken bayram kutlaması yapmak içimize sinmiyor. Açlık grevcilerine kulak vermek insani bir borçtur!

Nail Güreli’nin sessiz vedası

Gazeteci Nail Güreli 22 Ekim 2012 tarihli Milliyet gazetesindeki köşesinde okurlarına veda etti. Nail Ağabey her zamanki sessizliğini vedası sırasında bozmadı. Onuncu Ses adlı köşesinin o günkü başlığı “Cezaevi Mektubu” idi. Sincan Cezaevi’nden Semiha Eyilik’in mağduriyetini konu alan mektubunu yayınladı. Sonra Belma Akçura’nın yeni kitabı “Olay Yargıya İntikal Etmiştir”e yer verdi. Köşenin en altında da minik bir not koydu:

“Biliyorsunuz eşyanın tabiatına uygun diye bir deyim vardır. Biz de medyanın tabiatına uygun olarak Milliyet’ten ayrılıyoruz. Okurlarımıza saygıyla, teşekkürle veda ediyoruz. Sevgiyle esen kalın!”

Bazıları yediği yemeklerde içtiği içkilerde “haber değeri” görüp sütunlarına taşırken Nail Güreli istifasına minik bir not olarak değer biçmişti!

İşte kendisine ancak bu kadar yer ayırabilmişti kesintisiz 35 yıldır yazdığı köşesinde… Ben 35 diyorum ama öncesi de var. Nail Güreli’nin Milliyet kıdemi eski yıllarla birlikte toplam 50 yıla denk geliyor.

Neden ayrıldı Milliyet’ten?

Esas nedeni kendisi daha sonra yazacaktır mutlaka… Ama son dönemlerin mado tanımı var ya, “yolları ayırdılar” diye… Bu doğrudan kovulmanın kibar hali…

Nail Güreli’nin ki böyle değil. Onu biliyoruz:

-Güreli Milliyet ile yollarını ayırmadı. Doğrudan istifa etti!

Nail Ağabeyin Milliyet’te epeyce üst düzeyde görevleri vardı. Milliyet Ödüller Komitesi Başkanı idi… Gazete patronu ile doğrudan temas edebilen az sayıdaki Milliyet mensubundan biriydi. Ama o yıllar boyu kendisi için hiçbir şey istemeden bu ilişkiyi yürüttü. Eğer gazete patronu onun kendisinden ne kadar maaş aldığını sorup öğrenebilseydi, eminim küçük dilini yutardı. O sormadı, Nail Güreli de –karakteri gereği- hiç söylemedi!

Bu yüzden Nail Güreli’nin gazete patronu sırtından edinilmiş villası, yalısı, otomobili, yatı, atı, katı olmadı.

Gazeteciler Cemiyeti Başkanı, Türkiye Gazeteciler Sendikası Başkanı gibi son derece saygın makamlarda görev yaptı. İlkeleriyle bu kurumlara da saygınlık kazandırdı. Köşe yazıları, dizi röportajları, kitapları, öğrencileriyle birlikte paha biçilmez bir servete sahip oldu:

-Toplumsal itibar!

İnsanın malı, mülkü, hisse senedi, arsası, tarlası, olabilir. Ama Nail Güreli’nin sessizlikle geçip geldiği bu yolu pek çok gazeteciye nasip olmaz!

Van deprem evleri

Van Depremi ile yıkılan koca bir kent büyük acılardan sonra yeniden hayata dönüyor. 23 Ekim 2012 günü yani depremin birinci yıl dönümünde 15 bin 341 konut inşa edildi.

Haberlerde “hak sahiplerine” verildiği de belirtildi.

Orası tartışmalı… Ama bir şey var ki, tartışılmaz: Bir yılda 15 bin konut inşa edildi!

1975’te yaşanan Lice Depreminde sonra yapına başlanan konutların 1990’larda kaba inşaat halinde durduğunu görenler açısından bu “inanılmaz” bir başarı!

Bunun için iş başındaki AKP Hükümetini kutlamak için hazırlananların hevesi kursaklarında kaldı!

Çünkü Başbakan Tayyip Erdoğan evlerin teslim töreninde öyle bir konuşma yaptı ki, inşaatları yeni biten konutları herkesin başına yıktı, geçti!

Devlet parasıyla yapılan evleri kendisinin cebinden çıkan parayla yapılmış olduğunu düşündürerek ağız-yüz dümdüz gitti.

Bir durabilse, kendini tutabilse belki BDP’liler bile onu kutlayacaklar! Hem de Van Belediye Başkanı Bekir Kaya’nın bu süreçte tutuklanmasına karşın…

Ama olmuyor. Erdoğan’ın alt beyni fışkırıyor. İyilik yaptığı için sövmenin hak olduğunu düşünüyor!

O zaman da hiçbir işe yaramıyor!