ANAYASA FETİŞİZMİ

Temel maddelerde bir türlü azlaşamayan ve uzlaşmayacak olan “Anayasa Uzlaşma Komisyonu”’nun başarsızlığının tesciline az kaldı.Zaten Başbakan da, yıl başına kadar bir uzlaşmaya varılamaması halinde, kendi yollarına gideceklerini açıkladı.

Böylelikle dostlar alışverişte görsün kabilinden başlatılmış olan girişimin yol açtığı gülünç durum sona erecek ve büyük aldatmaca bitecek gibi görünüyor.
Büyük aldatmacayı herkes görüyordu. Ama toplumda var olan “ yeni ve sivil anayasa tutkusu”,yüzünden kimse bu girişime çıkamıyor, masadan kalkma riskini göze alamıyordu.

Neyse işin sonuna gelinmiş bulunmakta.

İşte tam bu sırada, pazar günkü Milliyet’in dış haberler sayfasında, “ İzlanda demokrasi rekoru kırdı, anayasayı vatandaş hazırladı” başlıklı ilginç bir haber çıktı.

Hazırlanmakta olan yeni İzlanda Anayasası’nın nasıl demokratik katılımcı bir süreçte oluşturulduğunu anlatan ilginç haberde, İzlanda’nın içine düştüğü iflastan sonra yeni bir anayasa yapılması konusunda,mutabakat oluştuğu bildiriliyor ve sonraki gelişmeler anlatılıyor.

Haberi okurken, toplumda oluşabilecek yanlış algılamalar ve yorumları düşündüm.

***

350 000 nüfuslu olan, halkının çoğu, yarıdan fazlası Rejkavik olmak üzere, kentlerde yaşayan. Küçük ve kendine özgü İzlanda uygulamaları tabii ki, başka ülkelere örnek gösterilirken dikkatli davranmak gerek.

Ayrıca anayasaların, oluşturulması sırasında bazı koşullara uymanın zorunluluğunu kabul ederken, toplumumuzda çok yaygın olan bir yanılgıya da düşmemek gerek.

O da şudur: Bir ülkeyiı iflas çukuruna sürükleyen, salt eski anayasasının eksikleri olmadığı gibi, kurtaracak olan da, yalnızca yeni anayasasnın mükemmeliyeti değildir.

Ülkemizde, taaa 1876 ya kadar uzanan bir anayasa fetişizmi egemendir.
Anayasa fetişizmi, demokratik, katılımcı, iyi bir anayasanın, tek başlarına toplumların sorunlarını çözeceğine inanır.

Böyle biçimsel düşünenlere göre, iyi yürüyen demokrasilerin sırrı anayasalarındadır.

Oysa tarihimizin de gösterdiği gibi, olay ne yazık ki, çok daha karmaşıktır.

Hatta diyebiliriz ki, anayasaları toplumsal esenliğin nedeni olarak gören anayasa fetişistlerin sandıklarının tersine, iyi işleyen sağlam anayasalar, toplumsal esenliğin nedeni değil sonuçlarıdırlar.

***

Tabii ki demokratik dengelerin ve demokrasi kültürünün vardığı aşamanın sonucu olan anayasalar, toplumsal sözleşmenin teminat metinleridirler de aynı zamanda.

Ama olayı bir bütün olarak kavramayıp, anayasayı tek başına bir neden olarak ele alınca, anayasa fetişizminin tuzağına düşmek de kaçınılmaz oluyor.

Burada, tüm demokrasi kültürü gelişmemiş toplumlarda rastlanan bir sorunla karşı karşıyayız.

İktidarların ve kurumların yapıları ve meşruiyetlerini, onların içerikleri ve amaçları yerine, kaynaklarındaki şekil şartlarında aramaktır bize yanılgıya düşüren.

Bir zamanlar iktidarın kaynağını Tanrı’ya yaslayan görüşlerin ürünüdür, meşruiyeti yalnızca kaynaktaki şekil şartında aramak.

Buradan doğan anayasa fetişizminden kurtulmayınca doğru yorum imkansızlaşıyor.

Oysa sorunun özü, burada. Yoksa nasıl açıklayabiliriz, Türkiye’de bugün meri olan anayasa ve yasaları demokratik bir ülkede uygulansa daha demokratik sonuçlara varabileceğimiz olgusunu?

Bütün bu düşüncelerden çıkan doğal sonuç şudur:

-Türkiye Tayyip’i egemen kılan zihniyetten kurtulmadıkça demokratik anayasaya da varamaz.