SON RUSYA YOLCULUĞUNDAN

30 Eylül’de yayınlanan “Maksim Gorki Müze Evinde” başlıklı Pazar yazımda,
Son Rusya yolculuğumun izlenimlerini yazmayı sürdüreceğimi bildirmiştim.

Bu yazıyla bu sözümü yerine getiriyorum.

1970 başlarından bu günlere bu ülkeye sayısız değilse de çok sayıda yolculuğum oldu.

Moskova Üniversitesinde 1972-74 yıllarının bir bölümünü kapsayan yüksek lisans öğrenciliği dönemim(Ruslar buna “aspirantura” diyor) yaşamımın en verimli, en unutulmaz dönemlerimin başında gelir.

Üniversitenin yurt binasındaki tek kişilik odamda, bir buçuk yıl, kara plaklardan klasik müzik dinleyerek Rus edebiyatı okumuştum…

Tabii, sadece bu kadar değil…

Bu dönemin , “Beyaz, İpek Gibi Yağdı Kar” başta olmak üzere bana kazandırdığı şiirler, unutulmaz yaşantılar vardır.

Fakat, anılara dalacak olursam, son yolculuğa sıra gelmeyecek…

***

70’lerin Moskova’sını ve görebildiğim kadarıyla Rusya’sını, bütün eksiklerine, beni öfkelendiren yanlarına karşın sevmiştim.

Sonraki yıllarda da bu sevgimde eksilme olmadı.

Fakat Moskova ve yine görebildiğim kadarıyla Rusya giderek gözle görülürcesine değişti.

Öncelikle, Moskova trafiği…

Önceki yıllarda söz konusu olmayan bir trafik yoğunluğu, daha doğrusu felâketi, bu şehri yaşanmaz kıldı.

İnsan ilişkilerinin yerini para ilişkileri aldı.

Sosyalist Rusya’da, insanlar arasında, onları birbirine bağlayan, sanki görünmez bir bağ, bir yakınlık vardı.

Bu gün böyle bir bağlılığın yerinde yeller esiyor.

Lüks oteller, lükse kafeler, kaybolan bu dostluk bağının, insanlar arasındaki yakınlığın yerini tutamıyor, tutamaz.

***

Böyle bir “yeni” Rusya’da, Lenin anıtlarının yerli yerinde durması şaşırtıcı.

Moskova dışında, istasyonlarda, hükümet binalarında orak çekiç amblemlerini
görmek de ilginç.

Rusya sosyalist geçmişini, kimliğini, silmiyor, silemiyor, belki istemiyor da bunu yapmayı.

Çünkü bunu yaparsa, yerine ne koyabilecek?

Lenin çapında bir lider yetişmedi, yetişmesi de kolay değil.

Bizde bugünkü siyasal iktidarın sahte ve “kerhen” Atatürkçülüğü gibi, günümüz Rusya’sının siyasal yönetimi de Lenin simgesine belki de ister istemez sahip çıkmak zorunda.

Gerçi bizim siyasetteki nitelik düşüklüğü ile Rusya’daki karşılaştırılamaz.

Orada günlük yaşamda, Batı demokrasilerinde de olduğu gibi, devlet yöneticilerinin, örneğin Putin’in fotoğrafları her köşe başında gözünüze sokulmuyor.

Rusya demokrasi yönünde her şeye karşın önemli yol almış görünüyor….

***

Bugünkü yönetimin sosyalist Rusya’dan devraldığı en önemli gelenek, ülkenin kültürel değerlerine sahip çıkış olmalı.

Moskova’da katıldığım çevirmenler kurultayına, üstelik yol paraları da karşılanarak, dünyanın dört bucağından iki yüze yakın Rus edebiyatı çevirmeni çağrılıydı.

Bir de, başka ülkelerde Rus edebiyatı çevirileri için, para değeri pek de küçümsemeyecek bir de ödül konmuş…

Bu yıl ilki verilen bu ödülü bir İspanyol, bir de yanlış anımsamıyorsam Japon çevirmen aldı.

Nijninovgorod bölgesindeki Boldino’da düzenlenen uluslar arası Puşkün festivali ise neredeyse yarım yüzyıldır sürmekte…

Özetle, sistemlerin değişmesi, kültüre, ülkenin kültürüne verilen değeri azaltmıyor, değiştirmiyor.

Bu geleneğin derinleşip kök salmasında sosyalist Rusya’nın çok büyük katkısı olduğunda kuşku yok.

***

Dönüş yolunda, Nijni Novgorod’daki Gorki ev-müzesini gezerken , bizim bu konudaki bahtsızlığımızı düşünerek derin bir keder duydum.

Bu müze, Gorki adına onun doğum yeri olan bu şehirde kurulmuş üç müzeden biri…

Bizde ise, yazarımızın, sanatçımızın, nerede doğup yaşadığı, nerede öldüğü, nerede gömülü olduğu kimin umurunda…

Eğer tarih sahnesinden büsbütün silinip gitmezsek, (çünkü bugünkü siyasal iktidarın devamı böyle bir tehlikeyi olasılık olmaktan çıkarıyor); yazarına, sanatçısına, bilim insanına sahip çıkan bir ülke olabilmemiz için kim bilir daha kaç fırından kaç bin ton ekmek yememiz gerekiyor…