SEN AĞLAMA, ANALAR AĞLASIN

Diyarbakır Emniyet Müdürü Recep Güven göreve başlarken uzun zamandır duymadığımız sözlerle iyi niyet mesajları verdi:

-Dağda ölen teröriste ağlamıyorsanız insan değilsiniz!

Genç müdür Diyarbakır’da “ikinci Gaffar Okkan” dönemi başlıyor izlenimi vermişti. Birinci Gaffar Okkan’ın “Kürtlere karşı insan gibi davranmalıyız” uygulamalarının onun hayatına mal olduğunu bilenler, yeni müdür için de kendi kulaklarını çekip tahtaya vurdular:

-Allah korusun!

Birinci Gaffar Okkan, Mehmet Ağar’ın “kusursuz operasyon” diye hayranlığını açıkladığı bir suikasta kurban gitmişti. İkinci Gaffar Okkan olacak diye düşünülen Recep Güven için dua edenler bile olmuştur. Güven, Kürtlere güven veren sözleri nedeniyle fazla uzun beklemedi, Ankara merkezli bir “sabotajla” hizaya gelmesi istendi!

Erdoğan TBMM AKP Grup toplantısında kürsüye çıktı ve Diyarbakır Emniyet Müdürüne çaktı:

-Biz terörist için ağlamayız!

Genç polis şefinin önce sözleriyle bu cümleyi alt alta okuyunca ne çıkıyor?

-Dağdaki için ağlamayan insan değildir!

-Biz dağdaki için ağlamayız!

Takdir sizin ama kendinizi iyi bir yere koymadığınızı da görün!

Bizzat Başbakan Tayyip Erdoğan tarafından kamuoyu önünde, siyasi bir hasım gibi hırpalandı. Çok büyük bir haksızlık yapıldı. Dahası ayıp edildi!

Cehennem gibi bir bölgenin tam ortasında yer alan kente yolladığınız en üst düzey güvenlik amirini daha ikinci gün kelimelerle kurşuna diziyorsunuz!

Başbakan’ın bir İçişleri Bakanı var. Onun da altında bir Emniyet Genel Müdürü var. Bunlar aracılığıyla Diyarbakır Emniyet Müdürüne ulaşılamaz mıydı?

Hani devlet terbiyesi falan diyorsunuz ya?

Nerede o?

Eğer Başbakan biri iki gün bekleseydi hem ana hem de onun yavru muhalefet partilerinin Diyarbakır’dan yükselen ılıman sözler yüzünden “kellesini isterük” diye kendisiyle aynı hizaya geldiklerini görecekti.

Başbakan’ın öyle bir ruh hali var ki, kendisiyle yüzde 100 aynı görüşte olmayan herkesi “düşman” gibi algılıyor. Ve derhal imha etmek için harekete geçiyor!

Şimdi Diyarbakır Emniyet Müdürü “Peki Sayın Başbakanım siz ağlamayın” dedikten sonra şöyle mi devam etmeli?

-Analar ağlamaya devam etsin!

Barışın lüzumu yok!

Bu ülkede ne kadar çok, “ölüm”, “ölme”, “öldürme”, “şehit”, “ölü ele geçirme”, “yere serme”, “kök kazıma” meraklısı var!

Bir yerlerden “barış olsun, kardeş kanı dökülmesin” mesajı çıktı mı, büyük bir koro oluşuyor, gök gürültüsü yükseliyor:

-Hooop ne diyorsun sen öyle?

Mesela Sözcü gazetesiyle Akit gazetesi hayatın her alanına 180 derece fakla bakıyorlar.

Ama konu Kürtlere, barışa, bölgeye geldiğinde bu iki sivri uç üst üste geliyor, müthiş bir fikir birlikteliği oluşuyor.

Bu kâbus yelpazesinin iki sivri ucu arasında daha pek çok kişi, grup, yayın organı, kurum, kuruluş, siyasi parti yen alıyor. Hepsinin ortak isteği tek odakta toplanıyor:

-Vuralım, kıralım, öldürelim/ asalım, keselim, susturalım!

1984’ten bu yana Kürt Sorunu yumağında kaybettiğimiz insan sayısı 50 binlere dayandı.

Doymadılar!

Herkes için şiddet

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu DİSK dün bir bildiri yayınladı. Bildirinin özünde direniş kararlılığı var:

-Mücadeleci gerçek sendikacılığın tasfiye edilmesine izin vermeyeceğiz!

Sonra şöyle devam ediyor:

“İşçi sınıfının hak ve özgürlüklerini savunun ve koruyan bir örgütlenme
olarak Konfederasyonumuz, işçilerin yaşam standartlarını aşağı çeken,
çalışanları köleleştiren, özgürlükler ve demokrasi açısından hiçbir yarar
sağlamayan “Toplu İş İlişkileri Yasa Tasarısı” konusunda itirazlarını ve
taleplerini dile getirmek üzere gittiği TBMM kapısında polis maskesi takmış
AKP şiddetiyle karşılaştı!”

Ekranlarda herkes gördü. Millet’i Meclisi’ne giden işçiler polisin gazlı,coplu, tekmeli, tokatlı saldırısına maruz kaldılar.

AKP iktidara gelinken “herkes için demokrasi” şiarıyla meydanlara çıkmıştı.

Şimdi iktidarını iyice sağlamlaştırdı. Hak talebi için meydanlara çıkanlara da yeni şiarını takdim ediyor:

-Herkes için şiddet!