ALDIRMA GÖNÜL, ERGEÇ ÇİÇEKLENİR UMUT

“12 Eylül 1980’de askeri darbesinin gerçekleştiği gün evlenmek için hazırlanmış fakat darbe nedeniyle bir hafta ertelemek zorunda kalmış annem ve babam. Annem idealist bir öğretmen o yıllarda. Pol-Der üyesi babam ilerici bir polis memuru, ‘halkın polisi’ olmaya inanıyor. Umutlarının üzerine 1980 darbesi kara bir bulut gibi iniyor.

Oturdukları mahalle dar gelirli ailelerin yaşadığı bir mahalle. Mahalleli, bu genç çifti çok sevmiş. Düğünlerini bile onlar yapmış, hoş bir sokak eğlencesi ile.

Bir gün babam tutuklanıyor. Kelepçeli olarak askerler eşliğinde oturdukları mahalleye getiriliyor. Babam rica ediyor askerlere: ‘İzin verin önden gideyim, eşim hamile, eve bu şekilde girersek çocuğumuzu düşürür,’ diyor. Askerler reddediyor. Babam gözgöze geldiği komşularından aldığı güçle koşuyor hızla. Askerlerin dur ihtarı mahalleyi çınlatıyor. Köşeyi dönüp kapıyı yokluyor, rahatlıyor. Annem henüz eve gelmemiş. Askerler evin altını üstüne getiriyorlar. Uğur Mumcu, Aziz Nesin gibi yazarların kitaplarını örgütsel belge olarak toplayıp götürüyorlar. Yargılama başlıyor.

***

Devletin memurluğundan, halkın polisliğinden ‘terörist’ olarak yaftalanmaya giden bu süreç onları çok yıpratıyor. Bu arada bir Kadir gecesi, Cuma günü dünyaya gözlerini açan kızlarının, adının da anlamını bulduğu günler.

Ülkemizin o karanlık yıllarından hemen herkes payına düşeni aldı. Binlerce insan işkence gördü, hapislerde yattı yok yere. Doğrudan bireysel yaşamları etkilenmese de, yaşadıkları ülke dünya toplumsal kalkınma rekabetinde geri kaldı.

Hayat boyu babam ve annem doğruyu savunmayı bir namus borcu bildiler. Çocuklarını da bu değerlerle yetiştirdiler. Yıllar süren hukuk mücadelesini bir avukatları dahi olmadan verdiler ve kazandılar. Yıllar boyu da değerlerinden vazgeçmemenin bedelini ailecek ödedik. Üniversite yıllarıma kadar Anadolu’da yedi ayrı yerde yaşadık. Ortaokulu bitirdiğim yılı, iki ayrı okulda okumak zorunda kaldım. Sakıncalıydık, tehdit ve tacizle sindirilmeye çalışılıyorduk. Annem ile babam hep ayrı yerlere tayin ediliyordu.

***

Tayinler sonucunda gittiğimiz bir Anadolu kasabasında muhafazakar, içe dönük ve mutsuz yaşam göstergelerini sorguladığımda ilk kez babamın yüzünde kaygıyı gördüm. Sonrasında benim okulda, onların da işlerinde yaşadıklarımız, bu kaygının sebebini doğrulayacaktı: Kadınlarla erkekleri birbirinden ayıran bir toplumsal yaşam, öğrencilerin merak ve yaratıcılığına sert tepkiler veren bir eğitim anlayışı, genç kızların kütüphaneye gitmesini bile velilerine şikayet eden “görevliler”. Bu toplumsal baskı havası sonuçta herkesin birbirine zarar vermesine dönüşüyordu.

Sadece yetişkinleri değil aynı zamanda çocuklarının geleceğini de hedef alan bu baskı belki bizlere önemli zararlar verdi ancak içimizdeki umudu öldüremedi; güçlendik. Bu deneyim bugün olduğum yerde Türkiye’deki tartışmalara, farklı açılardan bakmamı, Anadolu’yu, ülkemin insanlarını sevmemi ve anlamamı sağladı.

Bir şey daha anladım: hukuk ve özgürlüğün olmadığı yerde ne toplumsal kalkınma oluyor, ne de gerçek ekonomik ilerleme.”

KADER SEVİNÇ*

*CHP Avrupa Birliği temsilcisi ve Avrupa Sosyalist Parti (PES) Yönetim Kurulu Üyesi

Layık olduğumuz kadere boyun eğeriz.
ALBERT EİNSTEİN

“G” NOKTASI

İnsanların çoğu, uzaktan baktıkları toplumsal olaylar karşısında “tek başıma ne yapabilirim ki…” diye, ya hiç bir şey yapmaz ya da değiştiremeyeceğine inandığı kaderine boyun eğer. Kader Sevinç’in yaşamı, işte bu teslimiyetçiliğin tam tersi, bir insanın salt kendi kaderini çizmekle kalmayıp, pek çok peşin hükmü değiştirebileceğinin de canlı kanıtı.

Kader Sevinç’i CHP’nin AB temsilcisi olduğu 2008 yılından beri izliyorum. O zamana kadar, Brüksel’deki çoğu politikacı ve siyasal kurum CHP’nin adını bile duymamış, Türkiye’de sosyal demokrat bir ana muhalefet partisinin varlığından bile habersizdi. Kader, inanılmaz bir başarıya imza attı ve CHP’ni hem var etti AB nezdinde, hem de Avrupa’da giderek puan kaybeden AKP’nin yerine iktidara aday, Türkiye’ye bağlanan umutların kopmamasını sağlayan siyasal alternatif haline getirdi.

Bir haftadır Brüksel’deyim. Hem siyasetçi, hem şair Kader Sevinç’in Akdeniz Üniversitesi’nde başlayıp Harvard ve John Hopkins üniversitelerine uzanan sıradışı başarı öyküsünün ardındaki örselenmiş Türkiye çocukluğunu kendisinden dinledim. “Bana anlattığın gibi arı duru, yaz bunları, “ dedim.

Yazdı.

Daha insanca bir Türkiye ideallerini hapis, zulüm ve çileyle ödeyen bir öğretmenle bir polisin umut çiçeği Kader’in zaferi; bugün hayatı karartılan ailelerin, ideallerini sürgün ve hapislerle ödeyenlerin çocuklarına azim ve umut örneği olsun, diye yayımlıyorum.