O KİTABI VEREMEDİM

Sevgili,

Cuma günü toprağa verdiğimiz Eren Güvener ile ilk kez 1973 -74 yıllarında altı ay, Yeni Ortam’da birlikte çalıştık.

Daha sonra Milliyet’te yazı işleri müdürümdü.

Gergin bir çalışma ortamı olan Yeni Ortam’da, Eren bir huzur limanıydı.
Bir ara Gazeteciler Sendikası Başkanlığı da yapmış olan Eren için konuşan, yazan herkes onun iyi huyluluğu üzerinde görüş birliğine varmıştır.

İyi huyluluk, yalnız iyi yürekli olmasından kaynaklanmazdı, aynı zamanda hep güler yüzlüğü de insana başka türlü bir huzur verirdi.

Arada odasına, sohbete giderdim.Ne de olsa dostluğumuzun 20 yıllık kıdemi vardı.

1998 yılından itibaren, Eren’in odasına gittiğimde yüzüne zor bakabilir olmuştum, konuşmalarımız da araya giren uzun sessizliklerle kesik kesik sürüyordu artık.

Eren o yıl, önce, 23 yaşındaki arslan gibi oğlu Onur’u kaybetti, kayınpederi öldü, hemen arkasından, eşi ve çocuklarının anası Doç. Dr Zehra Güvener’i yitirdi.

***

İlişkilerinde herkes için huzur limanı olan Eren, karşımızda dayanılmaz bir acı yumağı olarak duruyordu artık ve onun gözlerine doğrudan bakamıyor, iki cümleden sonra ne söyleyeceğimi bulamıyordum.

Bir gün yine kısa bir söyleşi için odasına uğradığımda, bütün bu olayların böylesine sakin iyi huylu bir insanın başına gelmesinin nedenini kendi kendime sorarken, sanki o bana soruyormuş da, cevaplıyormuşumcasına,

-Sana bir kitap vereceğim oku! demiştim.

Sözünü ettiğim, 20.yüzyıl İngiliz edebiyatının önde gelen yazarlarından Somerset W.Maugham’ın, ilk gençlik yıllarında okuduğum romanı “Hayatın Esiriyiz” iydi.

Kendisi de , doktor olan Maugham’ın sözü edilen eserinin doktor kahramanı, acılarla dolu geçen kırık yaşamının anlamının ne olduğunun yanıtını ararken, bir bilge dostu kendisine eski bir Acem halısı vererek şunu söyler:

-Buna dikkatle bak! hayatın anlamı bu figürlerde saklıdır; bir gün onu bulursun.

Sonunda kahramanımız, halıya bakarken yanıtı bulur:

O figürler halıyı oluştururlar, ama kendi başlarına özel hiçbir anlamları yoktur.

Sonra düşündüm: Acaba Eren’e verilecek doğru kitap bu muydu?

Hem “doğru kitap” diye bir şey olabilir miydi?

Sonuç, kitabı Eren’e veremedim, Artık hiç veremem!Onun da artık hayatın anlamı sorusuna ihtiyacı kalmadı.

***

Başkaldıran Kurşunkalem

Sevgili,

Kurban ve Cumhuriyet bayramlarının üstü üste geldiği haftayı yeni geride bıraktık.

Çoğu zaman şu soruyla karşılaşıyorum:

-Uzun tatilde ne yaptın?

Benim için tatil olmadığını söylememin anlamı olmadığı için şu yanıtı veriyorum:

-Kazancı Yokuşu’nda gezdim, Ayfer Feray Tiyatrosuyla Trakya turnesine çıktım, Ali Poyrazoğlu ile İzmir Fuar turnesindeydim. Eski Bodrum yazlarının tadını çıkardım.

Bu yanıt üzerine suratıma dik dik bakanlar olunca da açıklamak zorunda kalıyordum:

-Ferhan Şensoy’un “Başkaldıran Kurşunkalem adlı anı kitabını okudum da.

Bütün eserleri gibi,Ferhan’ın müstesna mizahının damgasını taşıyan kitap şunu söyletiyor:

-Anı böyle yazılır işte.

Nasıl mı?

Bırakalım Ferhan açıklasın onu da:

“bir ırmak kıyısında doğdum ben
bu yüzden
bir ırmak romandır bu özgeçmişsel
hem el yazması
elle tutulan
elde var ikinci cilt
sapını gülle donattığım kalem
başkaldırıyor
kurşun olarak
dağlardan geliyor ırmak”