SALLANDIRACAKSIN ÜÇ, BEŞ KİŞİYİ GÖR BAK!…

Sabahları gazetelere bakarken, şöyle rahatça “oh” çekeceğiniz, bir habere rastlasanız bile, etkisi çok kısa sürüyor. Ferahlatıcı haberin,huzurunu bir başkasının iç karartıcı etkisi hemen gideriveriyor.

Pazar sabahı Milliyet’in manşetine bakınca sevinçle söylendim:

-Hah şöyle!.. Nihayet aklın yolunu tutmuşlar.

Haberde Adalet Bakanı Ergin, açlık grevleri konusunda, BDP lilerle yaptığı görüşmelerin sonuçlarını anlatırken, süreci kötüleştirecek söylemlerden kaçınmaya karar verdiklerini, ana dilde savunmanın da yolda olduğunu söylüyordu.

Yapılmasını gereken de buydu.

Ama hemen ardından, Başbakan’ın başka bir açıklaması vardı ki, evlere şenlik!

Tayyip Erdoğan yalnız açlık grevleri konusunda gerginliği arttırmakla kalmıyor, aynı zamanda idamın yeniden geri getirilmesini önererek şunu söylüyordu:

-Şu anda bir çok insanımız araştırmalarda “idam yeniden gelsin” diyor.

İşte size, bir zamanlar idamın iptalini desteklemiş birinden 12 eylülün “asmayalım da besleyelim mi?!” zihniyetinin yeni bir örneği.

***

Türk yurttaşlarının hayatta en çok duydukları “hoş deyiş!” örneklerinden biri şudur:

-Sallandıracaksın abi üç beş kişiyi, gör bak, bir daha oluyor mu?

Gerici politikacılar, her sıkıştıklarında idamı savunarak, tabana selam çakmışlardır.

Oysa idam cezaları çağdaş ülke ve rejimlerde, saf dışıdır.

İdamın cezadan beklenen işlevi yerine getirmediği artık anlaşılmıştır.

Çağdaş devletlerin, velev ki, kişiyi cezalandırmak için de olsa, bireyin canını alma hakkına sahip olmadıkları üzerinde anlaşmaya varılmış bir husustur.

Bu yüzdendir ki, bütün çağdaş demokrasiler idam cezasını kaldırmaktadırlar.

Konuyu irdelerken, pek uç bir durum olan adli hata konusuna dokunmayacağım.

Ama çağdaş ceza hukukunun cezanın yerine getirmesini beklediği işlevlerden hiç birisini idamın yerine getirmediği artık herkesin kabul ettiği bir gerçek.

Cezanın suçlunun ıslah etmesini beklerseniz eğer ki, buna inanmayan kriminologlar da vardır, idamın, yaşamı kestiğine göre, bu işlevi yerine getirmesi mümkün değildir.

***

Kalıyor geriye cezanın ibret olma dolayısıyla suçtan caydırıcı niteliği.

İdam cezasının hiçbir caydırıcı niteliği olmadığını en güzel anlatan, Arthur Koestler, bir zamanlar İngiltere’de yankesiciliğin cezasının ölüm olduğunu belirtirken, bu suçtan hüküm giyenlerin cezalarının kent veya kasaba meydanlarında alenen infaz edildiğini anlatır ve şu soruyu sorar:

-O dönemlerde en fazla yankesicilik suçu nerede işlenirdi bilir misiniz?

Yanıt çok çarpıcıdır: “İdam hükümlerinin infaz törenlerinin yapıldığı alanlarda.”

Gerçekten caydırıcılık açısından cezanın ağırlığından çok, suçun cezasız kalma ihtimalinin azlığı olumlu rol oynar.

Arthur Koestler gibi, idam cezasına karşı olan Albert Camus de, şu soruyu sorar:

-Madem, devlet idamın ibret olduğuna inanıyor, neden eskiden olduğu gibi, bunu alanlarda alenen infaz etmiyor da, herkesten gizli hapishane avlularında yapıyor?

Gerçekten de, idam cezasının hala yürürlükte olduğu ender ülkelerde bile, kabile devletleri hariç, bu cezalar aleni infaz edilmemektedir artık.

Başbakan, idamın kaldırılmasından teröristleri muaf tutan düzenlemenin iptali kendi eseri olmasına karşın ölüm cezasını Öcalan dolayısıyla gündeme getirmiş.

Öcalan idam edilmiş olsaydı, Kürt sorunu çözülür müydü, ya da şimdi idamı sorunu çözer mi?

Kürt sorununun en talihsiz yönü çözümü akılda aramayanların egemen olmasıdır.