HAKSIZLIĞIN DAYANILMAZ AĞIRLIĞI

“Ben; Hava Pilot Kurmay Yarbay Süleyman Namık KURŞUNCU. Balyoz davasında İstanbul 10.uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nin (Bir zamanlar özel yetkiliydi) 21 Eylül 2012 tarihli hükmü ile önce ağırlaştırılmış müebbet, ardından hafifletilerek 16 yıl hapis cezasına çarptırıldım.

Size, 10 Ekim 2012 tarihinde AB ilerleme raporu yayımlandığını hatırlatmak isterim. Çünkü bu önemli rapor, ülkemizin yoğun gündemine kurban edildi. Balyoz mahkûmlarının, “Masumuz!” haykırışlarının AB’den duyulması ve tarihte bir ilk olarak bu raporda Mahkeme kararının esası hakkında sanık haklarının ihlal edildiği, şüpheli deliller ile hüküm verildiği ve meşru yargılamaya gölge düşürüldüğünün vurgulanması anlamlıdır.

***

Uluslar arası bir raporda daha ağır ifadelerin kullanılması beklenemez. AB Raporu, ülkemizde kutuplaşmaların yaşandığı Silivri yargılamaları süreci hakkında tarafsız bir, “insaf artık yeter” raporudur. Bu rapor Balyoz davasının tam bir hukuk cinayeti olduğu tezini doğrulamıştır.

Evrensel hukukta yargılamanın tek amacı maddi gerçeğe ulaşmaktır. Balyoz davası için ise maddi gerçek tektir ve bilimsel olarak hazırlanan bilirkişi raporları ile ortadadır. Balyoz davasının suçlamaya esas olan dijital verileri sahtedir. Yüzlerce masum insan bu veriler gerekçe gösterilerek mahkûm edilmiştir. Bu maddi gerçeği Türk yargıçlar görmezden geldi, Yargıtay da görmemeye devam ederse, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yargıçları Balyoz dosyası önlerine geldiğinde, bağımsız bilimsel raporlar ışığında ihlal kararı verecek ve dijital sahteciliği ilgili makamlara gösterecektir. Son AB Raporu bunun açıkça ilanıdır.

***

Bu kaçınılmaz karar herkes tarafından kabul edilen Türk adalet sisteminin dünyaca ünlü kötü şöhretini zirveye taşıyacaktır. Ne yazık ki; bu 3-5 yıllık bir süreçtir. Olan bizlere olacaktır. Hapiste boşuna geçecek yıllar, yok olmuş kariyerler, ailelerimizin yaşadığı ve yaşayacağı tarifsiz acılar…

Balyoz davasının hükmünü savunanlar, bu davayı ancak eskiden yapılmış askeri müdahaleler üzerinden savunabiliyorlar. Sahte dijital verilerden, seminere katılmayan yüzlerce insanın neden ceza aldığından kimse söz etmiyor, edemiyor. Geçmiş askeri müdahalelerden ben sorumlu tutulamam. 12 Eylül 1980 yılında henüz 10 yaşındaydım. Bir kin, kan davasının tarafı olmak istemiyorum.

***

Sizden rica ediyorum,

  • AB üyeliği medeniyet projesidir. İleri demokrasi ve AB standartlarında yargılama ifadelerini duyduğunuzda,
  • Kendi ülkesinin huzuruna, tırmanan terör olaylarına, milli gelirine bakmadan AB kriz içinde ilerleme raporu önemsenmemeli denildiğinde,
  • Sahte dijital veriler hakkında gelemeyen ve geldiğinde anlaşılamayan, dansöz misali durmadan kıvıran TÜBİTAK Raporlarından söz edildiğinde,
  • Asker eskiden yaptı, yapmışlardır canım, askeri vesayetten kurtulmak, darbelerden hesap sorduk, kelimeleri kullanıldığında,
  • Yemediğiniz yemeğin, yapmadığınız bir şeyin hesabı zorla size ödettirildiğinde,
  • En önemlisi, evlatlarınıza ve sevdiklerinize her sarıldığınızda,

Geçmişin intikamı uğruna haksız yere bedel ödeyen Balyoz mahkûmlarını hatırlayınız.

Tüm bilimsel görüşleri yok sayarak hüküm veren bu mahkemenin kararlarının hakkaniyetini Türk Milletinin vicdanına soruyorum. Çünkü bu mahkeme Türk Milleti adına karar vermiştir. Türk Milleti vicdanınız rahat mı?

Balyoz mahkûmlarını unutmayınız.

Saygılarımla.”

SÜLEYMAN NAMIK KURŞUNCU

Not: AB standartlarında Almanya’da yeminli uzmanlarca hazırlanmış Bilirkişi raporunu ekte gönderiyorum. Bu rapor ile söz konusu verilerin 2003 yılında hazırlanmış olamayacağı, bilimsel olarak ortaya konulmuştur. Sahtelik bu kadar açıktır. Söz konusu rapor Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde geçerlidir. Anayasamızın 90’nıcı maddesi gereğince Silivri yargılamasında da geçerli olması gerekir idi.”

Faşizm, ifadenin yasaklanması değil, dikte edilmesidir.

ROLAND BARTHES

“G” NOKTASI

Yandaki mektuba ek olarak gönderilen Bilirkişi Raporu, Almanya’da “Gramberg & Vogel Bilişim Bilirkişi Bürosu” tarafından hazırlanmış gayet kapsamlı bir inceleme olup, sonuç olarak Balyoz davasına temel oluşturan 2003 tarihli dijital belgelerin yazıldığı Calibri yazı tipinin, 2004 yılında hazırlanıp 2005 yılında kamuya açıklandığı ve ancak Vista programıyla birlikte 2006 sonundan itibaren kullanılmaya başlandığını ortaya koymaktadır.

Rapor, “2003 yılında Calibri yazı tipi içeren Word dosyalarının bulunmuş olması mümkün değildir,” tümcesiyle bitmektedir.