TAKSİM’E YÜRÜRKEN…

Pazartesi sabahıydı. Gazetecilere Özgürlük Platformu’nun düzenlediği yürüyüşteyim… Yaz aylarından ödünç alınmış bir gün. İnadına güneşli ,aydınlık, inadına güzel…

Tünel’de buluştuğumuzda, ilk anda, bu kadar mıyız diye şaşıyorum. Sonra, dakikalar ilerledikçe çoğalıyoruz, çoğalıyoruz, çoğalıyoruz…

Taksim’e yürüyoruz , ağır ağır… Sloganlarımızı haykırarak yürüyoruz, pankartlarımızı ve tutuklu gazetecilerin dev fotoğraflarını taşıyarak yürüyoruz… İstiklal Caddesinin iki yanına birikenlerin alkışlarına biz de alkışlarla karşılık vererek yürüyoruz…

Katılan herkes arkadaşım. Tanıdığım ve tanımadıklarımla kucaklaşıyorum. Mesleğin onurunu, saygınlığını hala korumaya çalışanların kucaklaşması bu. Hepimiz bunun bilincindeyiz. (Telefonum çalıyor: Yanınızda bol limon var mı diye soruyor İzmir’den bir arkadaş!)

Hapisten çıkmış meslektaşlarla kucaklaşırken (Nedim Şener, Ahmet Şık, Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan) içerdekilerin acısı daha da büyüyor içimde…

Sadece hapistekiler için değil, gazetecilere yönelik şiddete , baskıya, karşı da yürüyoruz. Yalana ve yasağa karşı da…

Çevreme bakıyorum: Bizim gazeteden çok insan var. Evrensel, Aydınlık, Bir Gün, Özgür Gündem’den de öyle…

Ama o anlı şanlı medyamızda her gün demokrasi havariliği yapan, kendilerine “liberal”, “ileri demokrat” diyen televizyon starları ya da köşe yazarları yok ortalıkta. Plaza’lardan, kulelerden sokağa inememişler!

Korkmuşlar ya da mesleğe sahip çıkma gibi bir dertleri yok… Belki de çıkar peşinde koşmaktan, özgür bir toplumun, ancak özgür bir basınla var olabileceğini fark edememişler henüz…

Haklarını yemeyeyim: Milliyet, Posta ve CNN Türk’ten dostlarımı görüp en çok onlarla kucaklaşıyorum. (Onların adlarını vermeyeyim; bakarsınız, yürüyüşe katılmak, kovulma nedeni olur!)

Taksim’e yürüyoruz: Aklım ve yüreğim Nevroz kutlaması izlenimlerini yazdıkları için yarın mahkemeye çıkacak tutuklu gazetecilerde…

Taksim’e yürüyoruz: vicdanım, Uluslararası Gazetecileri Koruma Komitesi’nin (The Committee to Protect Journalists – CPJ) raporunda… “Erdoğan hükümeti basına karşı yakın tarihin dünya çapındaki en büyük saldırısını yürütüyor.”dedi diye, hükümetin savaş açtığı raporda… Rapor kavgası sürerken, cezaevlerinde ölmekte olan insanlarda…

Taksim’e yürüyoruz: Aklımda ve yüreğimde aylar önce CHP nin TBMM’ne verdiği yasa teklifi: Hani medya patronlarına kamu ihale yasağı getirilmesi, internet medyasının yasal statüye kavuşturulması, stajyer muhabirlere de ücret ödenmesi, gazetecilere sendika üyeliğinin zorunlu olması; 2008’de kaldırılan yıpranma payının yeniden getirilmesi gibi önemli düzenlemeler içeriyordu… Taksim’ e yürürken henüz bilmiyoruz: AKP’nin hayır oylarıyla, teklifin doğrudan gündeme alınması reddedilecek…

Taksim’e yürürken bunları ve daha da yazamadıklarımı düşünüyorum… “Gözün çıksın e mi otosansür!” diyorum…