ÜSLUBU BEYAN AYNİYLE…

Sevgili,

Başbakan ile ana muhalefetin başı arasındaki düzeyi düşük ağız dalaşı, hafta içinde, üslup konusuna odaklanmamıza yol açtı;her iki politik figür de, bu eleştirilerden bolca nasiplenirken, siyasetimizin üslubu da yerden yere vuruldu.

Doğrusu ben olayı, yalnız üslup ile sınırlı tutmanın doğru olmadığını sanıyorum.

Hani deveye sormuşlar, “boynun neden eğri?” diye, yanıtlamış: “nerem doğru ki?”

Aynen onun gibi bir türlü demokratikleşemeyen entelektüel düzeyi düşük siyasetimizin neresi doğru ki, üslubu yanlış olmasın?

Siyasi konuları irdelerken düştüğümüz yanlışlardan biri de, hedefe yalnızca siyasileri oturtmak oluyor.

Bu yanlışa düşmemizin ana nedeni sanırım, siyasetçiyi her şeyin nedeni olarak görüp, gerçek nedenleri gözden kaçırmamız oluyor.

Bence, siyasetçi, bir ölçüde siyasetin yapısının nedeni olsa da, daha çok, sonucudur.

Somut bir örnekle açıklamak gerekirse, Irak’ta Saddam egemen olduğundan demokrasi gelişmiyor değil, demokrasi gelişmediği için”Saddam” egemen oluyordu.

***

Durum böyle olunca,”tartışmada kınanacak taraf bu düzeysiz lafları söyleyenler mi, yoksa dinleyenler mi olmalı?” sorusu önem kazanıyor.

Bir deyiş vardır, atasözü der geçeriz, aslında orijinali bizim atamalarımızın değil. 18 yüzyıl Fransız bilim adamı ve düşünürü Buffon’a aittir.

Buffon ( 1707 -1788) “Le style est l’homme meme” demiş , Ziya Paşa (1825 – 1868) bunu “Üslubu beyan aynıyla insandır” diye dilimize aktarınca, atasözü olmuş.

Yalnız insanın biçemi ile kişiliği arasındaki yakın bağlantıyı vurgulamakla kalmayan bu gözlem aynı zamanda biçem ile özün, aralarında ast üst ilişkisi olmayacak kadar birbirleriyle iç içe olduklarını da anlatır.

Bu deyişe bakarak, şunu rahatlıkla söyleyebilirsin:

-Her siyasetçinin konuşma üslubunu onun kişiliği belirler.

Bir ölçüde bazı doğruları içerse de ben tümüyle katılmayıp şöyle diyeceğim:

-Siyasetçinin konuşma üslubunu konuşan ağız değil de, dinleyen kulak belirler.

Çünkü siyasetçinin konuşması, halkın beğenesine sunulmuştur. Başka deyişle, halkın beğenisi belirler, kalıcı üslubu.

“Marifet iltifata tabi” olduğu için, iltifat görmez ise tekrarlanmaz.

***

Görüyorsun, politikacının üslubunun müstehcen, hatta müstekreh olmasındaki belirleyici öge, kendisi değil, seslendiği kitledir.

Durum ayıp laf eden, çocuğun halini andırır. Dikkat etmişsindir, çocuklar büyüklerden duydukları kimi küfürleri söyledikten sonra, şöyle yan gözle bir etrafa bakarlar, ters tepki görürlerse bir daha ağızlarını açmazlar, ama onay bulurlarsa, onu üst üste yineler dururlar. İşte politikacının üslubu da ayniyle böyledir.

Toplum neye iltifat ederse, o marifetten sayıldığı için, belirleyici olan söyleyen değil, dinleyen olmakta.

Yoksa ince mizahi üslubu olan politikacılarımız da olmadı değil.

Örneğin Erdal İnönü bunlardan biriydi. Ama ince mizahı o kadar da tasvip görmedi.

Yaşanmış öyküdür. İzmir milletvekillerinden biri Genel Başkanı eleştiriyormuş:

-Sayın genel başkanım çıkıp elinizi masaya vurun ve adlı adınca, “şey yapa şey yapa iktidara geleceğiz “deyin!Halk sizden bunu bekliyor demiş

-Olur demiş Erdal Bey, çıkmış kürsüye elini vurarak seslenmiş:

-Arkadaşlar iktidara geleceğiz! Nasıl geleceğimizi birazdan Neccar Bey anlatacak.

Erdal Bey’in mizahi üslubu eşsizdi..Ama galiba topluma birkaç derecede bol geldi, anlaşılamadı, anlaşılsa bile Tayyip Bey kadar iltifata mazhar olmadı.

Bu durumda siyasetteki üslubun ayıbını kimde aramalı?

Ne dersin?