ALATURKA BAŞKANLIK

Son günlerde, Başbakan’dan başlayarak herkesin, dilinde “başkanlık” veya “yarı başkanlık”, daha doğru deyişiyle de “başkancı” sistem olduğuna göre, istesek de istemesek de daha bir süre bu konuyu tartışacağız demektir.

Geçen gün Başbakan gazetecilerle konuşurken, başkanlıkta Türk sisteminden söz etmiş, sistemin illa ABD’deki gibi olmasının zorunlu olmadığını söylemiş,Sanayii ve Teknaloji Bakanı Nihat Ergün de, “Anayasa değişmese bile yarı başkanlık sisteminin olacak” demiş.

Öyle anlaşılıyor ki, alaturka ( bize özgü) parlamantarizmden alaturka başkanlık seçimine yatay bir geçiş yapacağız.

Ve hem Nihat Ergün’ün hem de, Başbakan’ın aynı yönde sözlerinden anlaşıldığına göre de, bu gerekli anayasa değişikliği olmasa da gerçekleşecek, yani hem alaturka , hem de uysa da uymasa da mantığına uygun olacak.

İşin özünde ise, fazla bir şey değişmeyecek. Yani parlamanter giysili tek adam rejimi, “başbakanlık” ya da “başbakancı” rejim, bütün yetkilerin aynı kişinin elinde toplandığı “yarı başkanlık”,doğru deyişiyle “başkancı” rejime dönüşecek.

***

Başkanlık rejimleri kuvvetler ayrılığının bütün mekanizmalarının net ve kusursuz işlediği bir sistemdir ki, katıksız uygulaması ABD’de mevcuttur.

Onun dışında kurumların birbirlerine karşı durumlarının net çizgilerle belirlenmediği sistemlere “yarı başkanlık” diyenler olduğu gibi, bir kısım hukukçular da bunu doğurduğu sonuçlardan hareketle “başkancı” olarak nitelerler.

Burada altı çizilmesi gereken husus, “başkancı” sistemlerde sistemin başındaki kişilerin, kurumların işlevleri, ve konumları net bir şekilde belirlenmediğinden, uygulamada, ABD’deki Başkan’dan daha fazla erk sahibi olduğudur.

Latin Amerika diktatörlüklerinde görülen bu sistemin, uygulamadaki sonucu, bizdeki parlamentarizm kılığındaki “başbakancı” sisteminkiyle aynıdır.

Bizim başbakancı sistemimizin bugünkü yapısı şudur:

Çoğunluk partisinin demir yumruklu başkanı, başbakan olarak yürütmenin başıdır.

Aynı zat, partisinin milletvekillerini saptadığından ve o parti yasamada çoğunlukta olduğundan aynı zamanda, yasamanın da, hukuken başkanı olmasa da fiilen bütün denetimini elinde tutmaktadır.

Aynı zat, aynı şekilde, 12 eylül 2010 referandumun sağladığı imkanlarla HSYK ve yüksek yargıyı da kontrolü altına aldığından her üç erkin iplerini de elde tutmaktadır.

İşte “alaturka parlamantarizm” veya “alaturka başbakancı” denen sistem budur.

***

Tayyip Bey’in isteğiyle, onun istediğini istediği gibi yapabilmesini temin için, “başbakancı” sistemden, “başkancı” sisteme, kişisel bir geçiş Erdoğan’ın her üç erki de tekelinde tutmayı sürdürmesini amaçladığından, ve ne parlamanter, ne de prezidansiyel demokrasinin ilkelerine uymadığından, keyfi bir nitelik taşıyacaktır.

Demokrasilerde kişilerin çıkar veya keyifleri için yapılan değişikliklere keyfi denir.

Bu değişimin, Tayyip Bey’in kişisel statüsünü belirlemekten başka gerekçesi yoktur.

Başkanlık (kaldı ki burada rejim başkanlık da değil, başkancı) sistemlerini savunanların en büyük kozları bu yöntem ile koalisyon istikrarsızlıklarına son verileceği savıdır.

Oysa görüyorsunuz, Türkiye’de bugün sorun koalisyon ortamının doğurduğu istikrarsızlık değildir.

Sakın, bu sözlerimden “Türkiye’de istikrarlı demokrasi var” anlamı çıkarılmasın!

Var olan istikrar değil, bütün erkleri tekelinde tutan, her konuyu kendine göre düzenleyen otoriter, totaliter bir sistemdir.

Bu durumda alaturka başbakancılıktan, alaturka başkanlığa geçelim mi, geçmeyelim mi tartışması "kırk katır mı, kırk satır mı?" ikilemi arasında kolan vurmaya benziyor.