İNTERNET VE ŞİİR

İnternetin çok büyük önemi yadsınamaz.

Modern yaşam internetsiz düşünülemez.

Olağanüstü bir buluş olduğunda kuşku yok.

Fakat kazandırdıkları kadar eksilttikleri de gözler önünde.

Örneğin, mektuplaşma artık sona erdi.

Tamam, internet yoluyla bir anda kıtalar ötesiyle haberleşebiliyoruz.

Bu hem büyük bir olanak hem de bir çeşit mektuplaşmadır.

Fakat tekniğin bu ölçüde araya girmesi işin tadını kaçırıyor.

Elden geldiğince kısa yazıyoruz. Düşüncelerimizi özetliyoruz.

Mektup, en sevdiğim edebiyat türlerindendir.

Yazarların, sanatçıların, bilim insanlarının mektuplaşmaları olağanüstüdür.

O mektuplarda, söz konusu kişiyi en yalın, en kendisi olarak algıladığınız gibi, moda deyimiyle söyleyelim, zamanın ruhunu yakalarsınız…

Mektubun yazıldığı mekânı duyumsarsınız…

Bilgisayarla yazılan bir mektup, bilmem aynı duyguları yaşatabilir mi?

Sanki arkamızdan bir kovalayan vardır.

Çabucak yazar, tamamlar, göndeririz…

İnternet aracılığıyla mektuplaşmalarda ayrıntılı betimlere yer yoktur.

Böyle bir şey sanki teknolojiye aykırı gibidir…

Her şey özetlenecek, mümkün olduğunca kısa olacak…

İnternet üzerinden yapılmış mektuplaşmaların yayınlanmış, kitaplaşmış bir örneği var mı, bilmiyorum.

Yazarlar, sanatçılar, bilim insanları artık mektuplaşmıyorlar mı?

Bir zamanlar asker mektupları diye bir tür vardı…

Halk çocukları ailelerine asker ocağından mektup yazarlardı.

Onlara da uzak köylerden, kasabalardan mektuplar, selamlar, haberler gelirdi…

Bu tür mektuplar bilmem hâlâ yazılıyor mu?

Yazımın başlığı internet ve mektup olmadığı için konuyu burada kesiyorum.

Tek bir şey daha ekleyerek:

Bu günlerin, bu yılların bir mektup türü de hapishane mektuplarıdır…

Mutlaka her zaman vardı bu türede mektuplaşmalar.

Örneğin Nâzım Hikmet’in Kemal Tahir’e hapishaneden mektupları bir başyapıttır…

Bu günlerin, bu yılların hapishane mektupları ise, biz köşe yazarlarının çok sık aldığımız, genellikle F Tipi cezaevlerinden yükselen çığlıklardır…

***

Yazının başlığını oluşturan konuya, “internet ve şiir”e gelelim…

Geçenlerde, kuşaktaşım, arkadaşım, TV program yöneticisi Emel Uygur telefonla aradı ve ağlamaklı bir sesle kendisini üzen olayı anlattı…

Değerli bir köşe yazarımızın Nâzım Hikmet’in bir şiirinden söz ettiği yazısındaki şiirin Nâzım Hikmet’le gerçekten de ilgisi yok…

Arkadaşım bu köşe yazarımıza durumu yazdığında, yazarımız şiirin Nâzım Hikmet’e ait olduğunun kanıtı olarak kendisine sayısız internet linki göndermiş…

Şıracı bozacı öyküsü gibi…

İnterneti yine internetin tanıklığıyla kanıtlamaya çalışıyoruz…

Oysa şiirin yeri, yuvası, kime ait olduğunun kanıtlanacağı yer, kuşkusuz ki kitaplardır…

Şiir dışındaki edebiyat türü yazarlarının, romancıların, öykücülerin, görebildiğim kadarıyla böyle bir derdi yok.

Ama şairlerin başı internetle gerçekten belada.

Gün geçmiyor ki size ait olmayan bir şiir(daha da çok şiirimsi) sizinmiş gibi internette yayınlanmamış olsun…

Bu neden yapılıyor, kimler yapıyor, anlaması da, izlemesi de olanaksız…

Birkaç kez daha yazmıştım, söz gelimi benim adımla yıllardır “Dua” diye bir şey dolaşıyor internette…

Avukatım aracılığıyla çabalarımız da sonuç vermedi…

Şimdilik bunu böyle bir bela olarak kabullenmekten başka çare yok…

En az bunun kadar bir başka internet sıkıntısı da şiirinizin bir sitede hatalı olarak yazılması ve bu hatanın başkalarınca da tekrarlanıp durması…

Ne yapacağınızı, nasıl engel olacağınızı bilemiyor, çaresiz kalıyorsunuz…

***

“İnternet ve Şiir”, internet hukuku kavramını gündeme getiriyor.

Yasakçı bir anlayışla değil, fakat düzenleyici bir yaklaşımla konunun irdelenmesi gerekir.

Bunun yanı sıra, şairler olarak okur yazar okurdan bu konuda özel bir dikkat beklemek de hakkımızdır.

Şiir internet sitelerinden değil kitaplardan okunmalıdır…