TENHA VE TEMİZ ÜLKE MİDİLLİ

Eskiden nasıl gidiliyordu diye sorulduğunda uzun bir yanıtla imkansızlık açıklanıyordu: Ayvalık-İstanbul-Atina-Midilli…

Bunun bir başka anlatımı şöyle olabilirdi:

-Hiç gitme daha iyi!

Onlarca yıl böyle geçti. Ege’de Anadolu hemen her yanından görülen bu dev ada masalsı bir gizem içinde akıllarda kaldı.

Orada bir ada var uzakta…

Aslında hiç de uzak değildi. Ayvalık’tan bir tekneye atladığınızda bir iki saat içinde Midilli’ye varabiliyorsunuz. Bu basit yol sadece mültecilerin dramları için açık tutuldu.

Sonra birden “normale” dönüldü. Ayvalık’tan bir Üsküdar-Beşiktaş motoruna atladığınız gibi tam bir buçuk saatte Midilli’nin başkenti Mitilene’ye varma imkanı yaratıldı. Şimdi Ayvalık-Midilli arası Üsküdar-Beşiktaş kadar işlek hale geldi.

Middilli’ye indiğinizde (yani Başkent Mitilene) tam Ege memleketine geldiğinize anında ikna oluyorsunuz. Liman gümrüğünden çıkıyoruz, normal olarak bir taksi durağını olmalı değil mi?

Değil işte! Yok taksi durağının bulunmadığı bir giriş kapısı. Neyse ki, Liman binasının tam karşısında bulunan kafenin sahibi Yorgo var:

-Durun ben size bir taksi çağırırım!

Bizi oturtuyor, “ben size haber veririm” diyor. Birazdan taksi geliyor. Otelin adını veriyoruz:

-Aklidi Hotel lütfen!

-Kolay, gideriz tabii, ne olacak ki?

Bu da taksi şoförü Kostas… Türkiye’den geldiğimizi öğrenince eli aracın radyosuna gidiyor, biri iki dokunuştan sonra ses düğmesini açıyor. Sonra da müziğe eşlik ediyor. Türkiye’den yayın yapan kısa dalga radyolardan birinden tanıdık popüler şarkılar yükseliyor.

Midilli’nin küçük doğal limanını dolaşıp kentin güneyine doğru ilerleyip Aklidi Otel’e geliyoruz. Taksimetreye bakıyoruz: 3.70 Euro, yani 10 liradan az… Burası bir aile işletmesi… Konuklarını da aileye dahil ediveriyorlar.

Midilli’nin en ücra koylarından en büyük plajlarına, en merkezi kentlerinden küçük köylerine kadar dolaştığınızda iki şeyi fark ediyorsunuz:

-Tenha ve temiz!

Limanda Güven var

Mytilene’nin deniz kenarındaki birbirinden şirin restoranlarını, kahveleri arasında yürürken bizim Türkçemizden ışık alan “buyurun hoş geldiniz, iyi yemeklerimiz var” diyor. Ama Türkçesi burada bitiyor. Çünkü Niko’ya bu kadarı yetiyor. Sonrasını Güven’e havale ediyor. Niko’nun Arnavutluk’tan çalışmak üzere gelmiş bir göçmen olduğunu sonradan öğreneceğiz.

Güven Acarer ise Ayvalık Restoranın sahibi… Uzun yıllar New York’ta yaşamış olan Güven Ayvalıklı… Koca New York’ta Midillili Aikaterini’yi buluyor. Ege denizi itibarıyla bakılırsa tam anlamıyla “oğlan bizim-kız bizim” durumları ortaya çıkıyor. Evleniyorlar, Midilli’ye yerleşiyorlar. Böylece Ayvalık-Midilli arasındaki gönül bağları iki yakanın insanları üzerinden devam ediyor.

Güven boylu postlu yakışıklı bir genç adam… Samimiyet hızla ilerleyince “Güvenciğim artist gibisin, film çevirmeyi düşünmüyor musun?” diye sorunca gülüyor:

-İki Yaka Bir İsmail’de rolüm var. Erdal Abi (Özyağcılar) benim restorana yanaşıyor teknesiyle!…

Midilli daha ilk andan itibaren insanın içinde “buraya tekrar gelmeliyim” duygusu uyandırıyor.