KADER AĞLARINI ÖRÜNCE

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün çeşitli yayın organlarına verdiği demeçler, çeşitli kuruluş temsilcilerine yaptığı açıklamalar son zamanlarda daha da dikkati çeker oldu.

Son olarak, Sayın Cumhurbaşkanı’nın ünlü Financial Times gazetesine verdiği demeçte, idam cezalarıyla ilgili olarak, Başbakan açıklamaları ile kendisininkiler arasındaki farklılık sorulduğunda şu ilginç yanıtı vermiş:

-Benim bakışım farklı, ben resme daha geniş açıdan bakıyorum.

Görülüyor ki, Cumhurbaşkanı Başbakan ile bakışlarının farklı olduğunu çekinmeden söylüyor.

Şimdilik, aralarında temelden bir farkılık olup olmadığının fazla bir önemi yok.

Bu farklılık da, iki taraf arasında çekişmeye dönüşmedikçe mühim değildir.

Durumun şu andaki fotoğrafı da, şimdilik böyle bir olasılığı işaret etmiyor.

Ancak olaya değişken süreç içinden bakıldığı takdirde, zamanla kimi olasılıkların belirebileceği görülebilir.

Abdullah Bey ile Tayyip Bey arasında şu anda bir makam çekişmesinin olmaması, yalnızca sorunun henüz muaccel hale gelmemesinden kaynaklanmıyor.

***

Şurası bir gerçektir ki, bugüne kadar, gerek iktidara tırmanmakta, gerekse amaçlarını gerçekleştirmekte son derecede başarılı bir politikacı performansı gösteren Tayyip Erdoğan ile herhangi bir makam için yarışmaya girenler pek şanslı sayılamazlar.

“Cumhurbaşkanı kim olmalı?” sorusuna kimi anketlerde gelen yanıtlar, kimi tereddütler doğursalar bile yine de bu gerçeği temelden değiştirecek nitelikte değil.

Bu durum, Tayyip Bey’in kendisini destekleyen dış çevrelerin güvenini hala yitirmemesi ve içte sosyal sarsıntıların sonuçlarının henüz geniş kesimler tarafından duyulmamasından kaynaklanıyor.

Bir an için, gayrımenkul balonunun yakında patlama olasılığının yeni yaratılan kent rantı alanlarıyla bir süre daha ertelenebileceğini kabul etsek bile kabul etmeliyiz ki ,aslında, büyük cari açığa neden olan, sıcak para gelişine dayalı ekonomik büyüme çok kırılgandır ve “ saadet zinciri”nin ne zaman kopacağının hiç belli değildir.

Kürt sorunu ise toplumu dipten doruğa sarsacak bir sosyal çalkantı düzeyine erişmiştir ve önümüzdeki dönemde kamuoyu bu sarsıntıyı daha derinden duyacaktır.

Doğrusunu söylemek gerekirse, Tayyip Bey Kürt sorununu ne çözmeyi ne de doğan durumu yönetmeyi, başka bir deyişle ne mücadeleyi ne de müzakereyi layığınca becerebilmektedir.

Aslında konunun tümüyle ilgili bir vizyonu olmayan, dış telkinlere, iç kamuoyunun tepkisinden çekinerek yeterince kulak veremeyen Tayyip Bey’in sorunun çözümünde aciz kalmakta olduğu yakında geniş kitleler tarafından kavranacaktır.

***

Bu alandaki vizyonsuzluğu ve bir anlamda aczinin yanı sıra, dış politika alanındaki, denetim dışı tehlikeli çıkışları yüzünden Erdoğan kendisine kimi misyonları yükleyenlerde, yükümlülüklerini gerçekten yerine getirebilip, getiremeyeceği konusunda ciddi soru işaretleri oluşmasına neden olması da mümkündür. Hatta kimileri bunun belirtilerinin ortaya çıkmaya başladığını söylemektedirler.

Bu gelişmeler hemen”işlevini yeterince yerine getirmeyenin yerini nasıl doldurmalı?” sorusunu gündeme oturtacaktır.

O zaman daha soğukkanlı, daha esnek, daha demokrat görüşlü, otonom davranış gösterişi tutkusu daha dengeli olan birine ihtiyaç duyulması mümkündür.

Böyle bir olasılık belirdiğinde, Tayyip Bey’in karşısındaki adayın büyük şansı olacağı da aşikar.

Kader ağlarını örünce, şu anda mümkün değilmiş gibi görünenin pek de ala mümkün olacağı ortadadır.

Şu anda Abdullah Bey’in birbirini izleyen ve hepsi de çok hesaplı girişimleri bende bu olasılığın Çankaya’nın şu andaki ev sahibi tarafından dikkate alınmakta olduğu izlenimini uyandırıyor.

Bilmem yanılıyor muyum?