ABDULLAH’A ŞÜKÜRLER OLSUN Kİ…

Hapisanelerdeki açlık grevleri bitti, herkes rahat bir soluk aldı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, bir belayı daha savuşturmuş gibi, « Bu da böyle bitti, memnunum, » dedi. Bir Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, sevindi ve açlık grevini bitirenlere teşekkür etti. Öteki Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, « İyi bir koordinasyonla bu süreç bu şekilde atlatılmış oldu, » açıklamasıyla dikkatimi çekti.

Ben de bir yurttaş olarak açlık grevine son verilmesinden mutluyum. Açlıkla intihar girişimlerinin sonunda hastaneye kaldırılan mahkumlara acıyor, sağlık durumlarında vahim bir durum saptanmayan mahkumlara seviniyorum.

İki ayı aşkın açlık grevi sürecinde 1 ila 6 arasında kilo kaybeden mahkumların « kütle koruma » yönündeki şaşılası başarısına hayranlık ifade ediyor; hele hele açlık grevine başladığında 57 kiloyken, bitirdiğinde 62 kilo çeken mahkumu hararetle kutluyorum.

***

Çünkü süreci en doğru yorumlayan ve değerlendirenlerin, hastanelik olan zavallıların değil, ağırlıklarını korumak başarısını gösterenler olduğunu düşünüyorum.

Açlık grevleri, mahkumların kendilerine ve hapisane koşullarına ilişkin hiç bir istem içermiyordu. Anadilde savunma, zaten yolda olduğu için ciddi bir gerekçe değildi. Tümüyle Abdullah Öcalan’ın Kürtçü mücadelenin liderlik makamı olduğunu kanıtlamak amacıyla, Abdullah Öcalan’ın İmralı’daki mahkumiyetine ilişkin taleplerle başladı. Devlet, grevcilerin muhatap gösterdiği Öcalan’a “Bitir”, dedi. Öcalan da “Bitirin!” deyince, açlık grevi bitti.

Sorarım size, bu durumda kimin kime sözü geçti? Kimin emri açlık grevi demirini kesti? Kimin iradesi ağır bastı? Öcalan’ın mı, devletin mi?

***

Yıl 1999. İşte size Abdullah Öcalan’ın Kenya’da derdest edilip Türkiye’ye getirildiği özel uçağın içinde geçen konuşmalardan bir anımsatma:

Öcalan: “Ben ülkemi severim. Annem de Türk’tü.”

Devlet görevlisi: “Biraz daha yüksek sesle konuşabilir misin?”

Öcalan:”Bir hizmet imkanım olursa yaparım. Onun dışında bana bir şey söylemeyin. Hizmet gerekirse yaparım.”

Devlet görevlisi: “Sorulara cevap verirsen, hizmet yapmış olursun.”

Öcalan: ”Türkiye’ye dönünce hizmet edeceğim. Fırsat verirseniz, hizmet ederim. Bunları halkın içinde konuşuyorum. Başka bir şey de konuşmam. Bir hizmet imkanım varsa, ben inanıyorum vardır, daha üst düzeydekilere de bildirirsek, ben hizmeti seve seve ederim. Ben hizmet edeceğim. Çok iyi edeceğim.”

Devlet görevlisi: “Şimdi bak kaydediyoruz, senin şöylerini…”

Öcalan: “Yayınlayın. İşkence etmediniz, benim içimden geliyor. Ama ben gerçekten söylüyorum. Türkiye’yi seviyorum. Ve Türk halkını da seviyorum.

Onlar için iyi hizmet edeceğime inanıyorum. Fırsat verilirse yaparım.”

***

Abdullah Öcalan, o gün bugündür sözünü verdiği devlete hizmette kusur etmedi, sayın seyirciler. Bundan sonraki bir açlık grevinin talebi T.C. hükümetinin kendisine teşekkürü olursa, şaşırmayınız.

PKK niye hala kan akıtıyor diye merak edecek olursanız, bizim ellerde sevgiden ölünür ve öldürülür, derim. Bkz : her gün aşktan ve sevgiden hacamat edilen kadınlarımız…

Yoksulların zenginlere karşı verdiği savaşa terörizm, zenginlerin
yoksullara uyguladığı terörizme de savaş denir.

PETER USTİNOV

«G» NOKTASI

Yıl 2012. Abdullah Öcalan’ı Kenya’dan getiren « devlet görevlisi » subaylar Atilla Uğur ve Levent Göktaş, Ergenekon davasının devlete karşı « darbe girişimiyle » suçlanan tutuklu sanıkları. Zaten operasyona komuta eden Engin Alan da Balyoz davasında aynı suçtan hüküm giydi.

Oysa bir zamanlar PKK’nın Abdullah Öcalan’dan sonraki iki numaralı emir makamı, örneğin 1993 yılında 33 eri kurşuna dizdiren Şemdin Sakık, 1998’de yakalanıp cezaevine konulduğundan beri, tıpkı Abdullah ağası gibi devlete hizmette sınır tanımıyor. Sonuncu hizmeti, Ergenekon davası sanıklarına karşı « Deniz » kod adıyla tanıklığı.

Gazeteci Nazım Alpman, BirGün ve MGKmedya’da yayınlanan « Şemdin Kurbağalıdere’dir » başlıklı yazısında, 1998 yılında Şemdin Sakık’ı sorgulayan bir DGM savcısından dinlediği anekdotu aktarıyor: « İnanır mısınız tam 11 saat ayakta ifade verdi. Böyle elleri esas duruşta kıpırdamadı! Oturun Şemdin bey, diyoruz, hayır ben böyle iyiyim, diyor. O kadar yıl Türkiye’yi sallamış bir gerilla lideri… Yapmadığı baskın, girmediği çatışma, vuruşmadığı biri kalmamış… Haliyle suç dosyası hayli kabarık… Savcılara esas duruş göstererek, iyi halden yırtacağım diye düşünüyor olmasını hepimiz yadırgamıştık… »

Sonuç olarak biz düz ve dürüst insanlar, kime acıyalım, şaşırdık. Devlete isyanla katliam yapıp, yakayı ele verince aynı devlete hizmet için yarışan kişiliksiz korkaklara mı? Zaten devletin hizmetindeki kişiliksizi devlete karşı önder belleyenlere mi? Yoksa hizmetine girmiş korkakları, gerçek kahramanlarını yok etmek için kullanan devlete mi?