DOĞAYI ÖZLÜYORUM…

Bu gezi hiç bitmesin, bu gezi hiç… Bu yolculuk hep sürsün… Uzakta değilim. Buradayım. İstanbul’da Emirgân’da. Monet’nin bahçesinde.

Bakmaya görmeye doyamıyorum. Gözlerim ve ruhum ışığın şiirine, doğanın müziğine doymuyor…

Kan kokulu ülkemde, ölüm kokulu, kavga ve çatışma kokulu günlerde sanatın gücünden, sanatın büyüsünden beni uzaklaştıran her şeye lanet ede ede Sabancı Müzesi’ndeki bu olağanüstü, bu mucizevi sergiyi dolaşıyorum.

Dünya resim sanatının en önemli temsilcilerinden biri, resim tarihine izlenimcilik akımını kazandıran Claude Monet’nin dünyasını, çağını, düşlerini, düşüncelerini, yeteneğini, en olgun döneminin yapıtlarını sunan, paylaşan bir sergi.

Işık sağanakları

Sergiyi gezerken, Monet’nin bahçesinde sadece doğanın içinde değil, suların aynasında da kayboluyorum. Sonra ışık sağanaklarına dalıp yolumu yeniden buluyorum.

“Işık sağanaklarının insanın ağtabakasına hücum ettiği uzam ve zaman okyanusunda, gökkuşağı fırtınaları çarpışıp iç içe geçiyor, kıvılcım tozlarına dönüşüp eriyor, dağılıyor, sonra tekrar bir araya gelirken duygularımızı coşturan evrensel altüstlüğü doruğa çıkartıyor. Ressamın büyüsü, bu tanımlanamaz kasırgada sınır tanımayan gözümüzü evrenin gücüyle yüz yüze getiriyor; bu kasırga, ifade edilemeyen dünyanın kendini duyularımızda belli eden sorunudur. […] Monet’nin fırçasının ucunda karşılaştığı bu ‘dağılma’, bana göre, modern bilimin bize gösterdiği kozmik gerçekliklerin mutlu bir aktarımından başka bir şey değildir. Monet’nin atomların dansını resmettiğini söylemiyorum. Bütün söylediğim, dünyanın ve unsurlarının bilimin keşfettiği salınımlı dalgalara tekabül eden ışık dağılımlarıyla duygusal olarak temsilini gerçekleştirebilmek için büyük bir adım atmamız gerektiği. Atomları bugünkü algılayışımız değişebilir, öyle değil mi? Yine de, Monet’nin dehası dünyayı algılayışımızdaki kıyaslanamaz ilerlemeleri mümkün kıldı.” (Georges Clemenceau’dan alıntı… Harika anlatmış!)

Sabancı Müzesi 10 yıldönümünde, görmeyi, düşlemeyi, inanmayı, sevmeyi bilenlere eşsiz bir armağan veriyor bu sergiyle!

Cennette termik santral istemiyoruz

Sergiden çıktım. Kucağımda, birbirinden değerli yazılar içeren sergi kataloğu. Okurken… Ah yüreğim!

O çığlık geldi beni buldu: “Cennette termik santral istemiyoruz” diyordu çığlık:

-Dünyanın sayılı ekosistemlerinden İğneada Subasar Ormanları (Longoz) Milli Parkı’nın yanı başına,

-Ülkemizin metrekareye en fazla ağaç düşen orman olan Istranca ormanlarının içine,

-Karadeniz’in en temiz kıyıları ve en güzel altın kumlu kumsallarına,

-Avrupa’nın kuş göç anayollarının tam da üstüne,

-Ülkemizin içilebilir derecede temiz derelerinden Mutlu Dere’nin (Rezvo) çok yakınına,

-Ülkemizde ve Avrupa’da sınır ötesi etkiye sahip olan milyonlarca Avro harcanarak ekosistem ve ekoturizm projelerinin geliştirildiği, planlamalar yapıldığı bu bölgeye,

-Ülkemizin en huzurlu köylerinden Beğendik köyüne ve İğneada bölgesine, yani cennete, termik santral istemiyoruz!

Çığlık şöyle bitiyordu:

“Tüm doğa severleri bu cennet kıyıya kampa davet ediyoruz…”