KÜRTLER BİR DAHA SANDIĞA GİDER Mİ?

İş döndü dolaştı yine aynı yeri geldi:

-Şu Kürtleri Meclisten atalım, Kürt Sorunu Kürtsüz çözelim!

Türkiye Cumhuriyeti devletinin bütün hücrelerine sinmiş olan ağır Kürt düşmanlığı değişik aralıklarla su yüzüne çıkıyor.

1990’larda Tansu Çiller vardı. Ekonomi profesörü olduğu için sadece paradan anlardı. Örtülü ödeneklere karşı gece taarruzu yaparak durumu düzeltirdi. Siyasi meleseleriyse “uzmanlarına” bırakmıştı.

Uzmanlar, öldürülecek Kürtleri işaretledikten sonra sırayla teker teker öldürüldüler. Sonra dönüp baktılar ki, Kürt Sorunu olduğu yerde duruyor.

Bu sefer “değişik” bir yol izleyelim dediler. SHP ile ittifak yapıp seçim kazanan Kürt milletvekillerini Meclisten polis marifetiyle attılar, yetmedi bir de içeri attılar!

Aradan geçti 20 yıl daha…

Baktılar ki Kürt Sorunu daha da katmerli hale gelmiş, orta yerde duruyor. Hafiften vanaları açmak iyi olacaktı, açtılar…

Başbakanlığa Tayyip Erdoğan gelmişti. Daha sonra bu dönemini “çıraklık” olarak mutalaa edecek ve şöyle diyecekti:

-Kürt Meselesi benim meselemdir!

Kürtlere muhabbet gösteren bütün politikacıların küçük bir ricası vardı:

-Şu Kürtlüğünüzü bir kenara koyup gelin!

Erdoğan ise farklı bir pencereden yaklaştı:

-Elbette Kürtsünüz, bunda bir sorun yok. Siz bizim sünni kardeşimizsiniz!
Aleviliği bıraksanız yeter bize!

Hepsi Kürtlere “iyilik” yapmak için var güçleriyle çalıştılar. Değişik çap ve boylarda sopalar hazırladılar. Zamanı geldiğinde de kaldırıp, kaldırıp Kürtlerin kafalarına indirdiler.

Kürtler her seferinde “Hooop!” diye itiraz edince, kürsülere çıkıp dümdüz gittiler:

-Bu Kürtler iyilikten anlamıyorlar!!!

Şimdi yeni bir “iyilik” peşindeler… Demokrasinin bütün nimetlerinden istifade ederek ezici bir meclis çoğunluğu elde eden AKP ve onun “kutsal” lideri 1930’lara döndüler. Tek parti, tek lider olarak diyorlar ki:

-Kürtleri silip atacağız!

Dokunulmazlıklarının kaldırılması gündeme gelen BDP’li milletvekilleri hakkında açılmış davaların tümü siyasi… Tek akçeli dava yok.

Oysa başta AKP olmak üzere mecliste bulunan bütün diğer parti milletvekilleri için hazırlanan dosyaların ağırlığı parasal içerikli: Rüşvet var! Hırsızlık var! İhale var!

Ama bunlara “dokunalım” diyen yok. Çünkü düzen böyle kurulmuş…

Bırakınız çalsınlar, karışmayın götürsünler!

Acaba AKP içinde olaya Kürt seçmenler açısından bakan var mı?

Kürtler seçiyorlar, Meclis’e yolluyorlar, Türkler her seferinde Kürtlerin seçtiklerini Meclis’ten atıyorlar.

Bir sonraki seçimde Kürtleri sandıklara gitmeye nasıl ikna edeceksiniz?

Melih Cevdet Anday

Edebiyatmızın en büyük isimlerinden Melih Cevdet Anday 28 Kasım 2002 günü hayata veda etti. Arkalarında sayısız eser bırakanlar gibi Melih Cevdet de beden olarak ayrıldı ama kitaplarıyla yaşamaya devam ediyor.

Onun için ölüm yıl dönmünde Büyükada Anadolu Kulübünde bir anma toplantısı düzenlendi. Ali Sirmen, Yıldız Kenter, Suna Anday, Mustafa Köz, Esen Çamurdan, Metin Cengiz ve Sevengül Sönmez konuşmacı olarak bu özel toplantıda yer aldılar.

Melih Cevdet’in Cumhuriyet’teki yazılarının tiryasi olmayan yoktur. Anday bir gün şöyle yazmıştı:

“Benim büyük bir çalışma odam ve o odanın ortasında geniş bir çalışma masam var. Fakat masanın üzerini o kadar dolu ki, ben bu yazılarımı salondaki yemek masasının üzerinde yazıyorum!”

Başka bir gün de Paris’ten yazdığı yazısını anlatmıştı…

“Sabah kafeye geldim, bir kahve dedim. Garson “konyak da alırmısınız” diye sorunca “yok” dedim:

-Sadece su getir, yeter!

Dosya kağıtlarına ite-çeke yazarken, küçük cam sürahiyi yere düşürmeyeyim mi? Nasıl üzüldüm, küçük dükkan berbat oldu. Ben özür dilerken garson ayağa kalktı “efendim hiç önemli değil, üzülmeyin” dedi:

-Ama görüyorsunuz, kahvenin yanında su size hiç yaramıyor!”

Sadun Boro’nun Kısmet’i

Dünyayı tekne ile denizden dolaşan ilk Türk olan Sadun Boro 1965-68 yılları arasında bindiği efesane teknesi “Kısmet”i Rahmi Koç Müzesi’ne bağışladı.

Düzenlenen bir törende Boro “bu tekneyi emanet edecek başka bir yer göremiyorum” diyerek Rahmi Koç’a devretti.

Rahmi Koç da kendine ait bir tekne ile dünya turu yaptı. Onun teknesi daha modern ve büyük olduğu için iki yılda turunu tamamladı.

Rahmi Bey İstanbul’a döndü. Ve ilk iş olarak ne yaptı biliyor musunuz?

Dünya turu attığı teknesini sattı!

Sadun Boro sahici bir denizcidir, Rahmi Koç ise sahici bir zengin!…