TEHLİKELİ SÖZCÜKLER

Bugün TÜYAP Kitap Fuarı’nın son günü… Fuarda uluslararası PEN’le birlikte düzenlediğimiz panellerden birini de ben yönetiyordum. Panelimizin konusu benden çıkmıştı. Bugün birçok insanımız, kullandıkları, yazdıkları, söyledikleri sözcükler nedeniyle cezalandırılıyor ülkemde. Demek ki sözcükler tehlikeli…

“Tehlikeli Sözcükler” başlığı, programa, “Tehlikeli Kelimeler” diye yansıdı. O panelde vurgulanan birkaç noktayı paylaşmak istiyorum:

Öcü komünist-silahsız terörist

Uluslararası PEN Başkanı John R. Soul’a göre, hükümetler her zaman ama her zaman tehlikeli bir sözcük bulur. Hükümetler bu tehlikeyi işleye işleye, yaygınlaştırır; önündeki 15-20 yıla yayar; kamuya benimsetir; yandaş hükümetlere telkin eder, onlar da bunu kabullenir… Bir kez bu süreç ve mekanizma işlemeye başladı mı, geri dönüşü yoktur; hükümet istediğini yapmak için o tehlikeli sözcüğü kullanarak düşmanı belirlemiştir artık!

John Soul örnek olarak geçmişten “Komünizm” sözcüğü; günümüzden “terörizm” sözcüğünü verdi ve “terörist” kelimesinin yeniden tanımlanması; doğru, kesin ve şeffaf tanımlanması gerektiğini belirtti. (Ben içimden: Benim ülkemde “Komünist, Che Guevara, Deniz Gezmiş” hâlâ çok tehlikeli sözcükler; hapislerde eline silah almamış terörist gani gani…)

Ne değil, kim söyledi?

PEN Başkan Yardımcısı Eugene Schoulgin, Türkiye’ yi yakından tanıyan bir yazar. Bizdeki tabuların çokluğundan yakındıktan sonra çok doğru bir noktayı vurguladı:

Türkiye’de onun aklının ermediği konu şuydu: Bir sorunu bakanlar, Başbakan dile getirirse hiçbir sorun olmuyordu da aynı sorunu aynı sözcüklerle bir gazeteci, bir yazar, bir öğrenci söylediği ya da yazdığı vakit, kıyametler kopuyor ve gazetecinin, yazarın, öğrencinin başı mutlak derde giriyordu!

Eugene Schoulgin’e göre, ne söylendiği değil, kimin söylediği önemliydi. (Ben içimden: Gel de şimdi elin Norveçlisine sıkıysa anlat bakalım: On bin kişinin birbirine yazıyla yolladığı bir dörtlük yüzünden, neden 9 bin 999 kişiye değil de sadece Fazıl Say’a dava açıldığını…)

‘İşkence’ mi dediniz?

Amerikan PEN – Yazma Özgürlüğü Programı Başkanı Larry Siems ise artık bizlerin, alışıp kanıksadığımız bir noktayı gözümüze soktu: “Terörizm ile saplantılı hale gelmiş her ülkenin bir derdi var: O da işkence!” diye başladı konuşmasına.

Yok canım, bizden değil, kendi ülkesinden ABD’den söz ediyor! Ama işte bu PEN’cilerin tuhaf huyları var, gittikleri her yerde orayı inceliyor, öğreniyor, okuyor, izliyorlar…

Bir ara Larry Siems, basınımıza yansıyan, Mehmet Ağar’ın “işkence, sert sorgulamadır” tanımlamasına dikkat çekti. “Evet ama bu çok eksik bir tanımlama… Uluslararası hukukta bunun doğru tanımlaması var üstelik:
İşkence yasadışıdır! İşkencenin yasadışılığı vurgulanmadan tanımlama yapılamaz! Ve ülkenizdeki iletişim yayın organları, bu haberi verirken bunu belirtmedi! Ben buna inanamadım!” deyiverdi.

İşkencenin kanıksandığı ülkemde “işkencenin yasadışı olduğu”nu 80 milyonun içselleştireceği güne dek, mücadeleye ve tehlikeli sözcüklerle didişmeye devam…