BÜYÜKADA FETHEDİLİYOR!

Başbakan Tayyip Erdoğan her gün yeni bir müjde veriyor. Bir gün “BDP’li vekillerin dokunulmazlıklarını kaldıracağız” diyor. Bir başka gün ise bağımsız yargıya olan saygısını dile getiriyor:

-Yargıya gerekli talimatı verdim!

Devlet işlerinden sıkıldığında ise magazin gazetecilerinin alanına giriyor:

-30 yıl at sırtında geçiren atalarımızı hareme sıkıştırdılar. Yapımcılarını da, kanal sahibini de kınıyorum!

Tabii bu “kibarca” ortaya koyduğu tepkisiydi… Geçtiğimiz yaz bir köşe yazarının makalesini okumuştu da ne kadar kızmıştı:

-Yazıklar olsun o gazetenin patronuna ki..!

Bu bakış açısıyla arıza yapan buzdolabı için holding sahibinin toplu bir örgüt davasından içeri atılması işten bile sayılmayabilir.

Erdoğan bazen de mimari eserlerin yetersizliğine takıyor kafayı:

-Çamlıca Tepesine dev camii inşa edeceğiz bütün İstanbul’dan görünecek!

Taksim Camii için kimsenin sesini çıkartacak hali kalmadığından fazla tepki toplamadı. Ama onun da bir görselliği olacak mutlaka.

En son cami müjdesini Büyükadalılara verdi:

-Sahile büyük bir cami yapacağız!

Bu caminin de en büyük özelliği şu olacakmış:

-Maltepe’den görülecek!

Oysa Büyükada’da güzel bir camii var. 1895 yılında Sultan 2. Abdülhamit tarafından yaptırılan Hamidiye Camii, Ada Müslümanlarına yetiyor da artıyor bile…

Başbakan zaten yeni camiyi Adalılar için yapmıyor ki… Yaz aylarında adayı ziyaret eden Arap turistlerin ihtiyaçlarını karşılamak üzere bu sahil camisi inşa edilecekmiş.

İşin bir başka boyutu da yok değil hani… En son 1974 Kıbrıs Krizi sırasında Kartal, Maltepe sahilinde toplanıp Adalardaki Rum, Ermeni, Yahudi azınlığa karşı bir “çıkarma” yapacak olanların kursaklarında kalmış hevesleri de gıdıklanmış olacak.

Caminin “Maltepe’den görülecek” olma özelliğini başka türlü yorumlamak mümkün mü?

Erdoğan 1994’te İstanbul Belediye Başkanı seçildiği gece (o zaman mensubu olduğu) Refah Partisi’nin Fatih’teki seçim merkezi önünde toplanan kitle şehvetle haykırıyordu:

-Vur vur inlesin, Patrikhane dinlesin!

Büyükada Müslümanlık adına fethedilecek!

Çok dil az kavga

Genç dilci Mirkan Baran titiz bir emekle uzun hazırlık süreci sonunda eserini tamamladı:

“Kürtçe-Türkçe Sözlük.”

Ya da şöyle:

“Ferhenga Kurdî-Tirkî.”

Yazar çalışmasının önsözünde şu bilgileri veriyor:

“Kürtçe 4 lehçeye ayrılmaktadır. Kurmanci, Sorani, Kirdki (Kırmancki, Dumuli, Zazaki hepsi ş anlamlıdır) ve Lorani…

Türkiye’de sadece Kurmanci ve Kırmancki yani Zazaca konuşuluyor.”

Sözlük Kurmanci lehçesine göre hazırlanmış. Baran bunu da şöyle açıklıyor:

-Türkiye’de en yaygın lehçe olduğundan…

Bir de ekleme yapıyor: İnsanlar daha çok dil konuşabilselerdi, kavgalar daha az olurdu!

Bu ülkede yaklaşık yüz yıldır Kürtlerin Türkçe öğrenmesi için yapılmadık işkence kalmadı. Türkler ise “acaba bu Kürtçe nasıl bir dildir?” diye hiç merak edip öğrenme gayretine girmediler.

Şimdi el altında bir sözlük var artık… Okuyup birkaç kelime öğrenebilme imkanı çıktı:

Mesela bugün günlerden Duşem (pazartesi) olduğunu belirtelim. Mevsim ise Payîz…

Biraz da isimlerden örnek verelim:

Aram-(Huzurlu) Asmin(Dağ çiçeği) Berfo (Kar) Berivan (Süt sağan kadın)
Dewran (Çağ, Zaman) Dilan (Halay) Ezman (Gökyüzü) Helin (Kuş yuvası) Diyar (belli, belirgin) Hawar (Çığlık) Beritan (Yaylaya giden kız) Bengi (Tutku) Bargiran (Dertli)…

Barış Manço’nun ünlü şarkısının nakarat bölümünü de hatırlayalım:

-Oku bakayım!

Başbakanımız büyük bir liderdir!

Muhterem Nazım Bey,

Sizin yazılarınızı çok eski zamanlardan beri okumaktayım. Bu yüzden size yazma hakkımı kendimde görüyorum. Bir de bu mektubun köşenizde yayınlanmasını istemek hakkım olduğunu düşünüyorum… Haftada üç gün üç ayrı makalede devamlı olarak AK Parti iktidarını daha doğrusu onun emsalsiz lideri Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan Bey Hazretlerini ve icraatlarını ve de nutuklarını eleştiriyorsunuz.

Bunu sadece siz yapmıyorsunuz, bütün BirGün yazarları büyük bir militanlıkla yapıyorlar. Kabul edin “militan gazetecilik” yarattınız!

Bunu belki öncelikle Akif Beki Bey dile getirmiş olabilir ama bu unvan sizin ve sizin gibilerin alın yazısı adeta… Her zaman, her yerde militan olmak!

Biraz gazeteci olamaz mısınız?

Bakın sizinle aynı dönemde mesleğe başlayanlar, hatta sizden 10 yıl 15 yıl 20 yıl geriden gelenler bile nerelere çıktılar?

Siz ise hep aynı yerdesiniz!

Öyle tahmin ediyorum ki, hayatınızda bir kere bile Başbakanın uçağına davet edilmemişsinizdir! Eski yıllarda liderlerin otobüslerle dolaştığı seçim gezilerinde araçların arka koltuklarında oturmuş olabilirsiniz. Ama artık o dönemler geçmişte kaldı, uçakla yapılan dış seyahat, Başbakanın ağzından haberi almak kıdemli bir gazetecinin CV’sinde olmamalı mı?

Tabii bunlar sizin bileceğiniz işler… Ben bir okur olarak “gerçekleri” de görmeniz gerektiğini size hatırlatmak arzusundayım.

Muhterem Yazar Bey,

Siz ve sizin gibi solcu gazeteciler, şunu anlamalısınız: Bu ülkede Müslüman bir çoğunluk yaşıyor. Üstelik bu çoğunluğun kahredici ekseriyeti de Sünni’dir.

Solcular olarak dininizle başarmalısınız!

İçinizde bunu başaranlar var. Kafanızı bir an için kaldırın ve bakın; onlar nasıl maddi ve menevi zenginlikler içinde yaşıyorlar. Sizler ise kendinizi bir türlü fabrika kapılarından kurtaramadınız!

İşçiler de bizim din kardeşimizdir. Ama bilmeliler ki, grev yapmak, iş yavaşlatmak, fabrikayı işgal etmek, 20. Yüzyılın mücadele yöntemleridir. Artık bu çağda işçi-işveren el ele gönül gönüle vererek dış aleme karşı koymalıdır. İnanan müteşebbis kardeşlerimiz işyerlerinde çalışanlar için 5 vakit namaz kılma imkanını araştırıyorlar. Üretimi aksatmadan ibadetlerini yapabilmeleri için namaz saatleriyle çay ve yemek paydoslarını üst üste getirmek gayreti içindeler…

Bunları görün, bilin lütfen…

Kalemi eline alan Sayın Başbakanımıza taarruz etmeyi gazeteciliğin temel ilkesi olarak kabul ediyor. Beni de Sayın Akif Beki gibi –eski başbakan danışmanı- olarak görebilirsiniz ama sizlere şunu hatırlatmayı bir “görev” bilirim:

-Başbakanımız büyük bir liderdir!

O sadece Türkiye’nin değil, Ortadoğu’nun ve giderek bütün İslam aleminin gurur duyduğu yeni lideridir. Üstelik bunu Amerika, İngiltere, Fransa gibi büyük patronların kalbini kazanarak yapabilme yeteneğine sahiptir. Onların fazlaca tepkisini çekmeyecek biçimde en sert demeçleri verebilmektedir. İslam dünyasında diplomatik esnekliği bu boyutlara taşıyabilmiş bir başka önder çıkmamıştır!

Size yazmaya devam edeceğim. Görmemekte ısrar ettiğiniz gerçekleri sergileyeceğim.

Saygı ve muhabbetlerimle…

Müslim F. İslamoğlu